28 Aralık 2015 Pazartesi

!! Soslu Badem'in Kitap Çekilişi !!

Yine bir çekiliş heyecanıyla yine kolları sıvadım duyurmaya geldiiiiim !! 


Soslu Badem, Kelepir Kitapçı adlı blogunda 3 tane kitap çekilişi düzenlemiş ve "Bu kış günlerinde biraz gerilim, biraz polisiye ve biraz aşk romanı okumak fena olmaz değil mi?" diyor. Koşun gariii !


27 Aralık 2015 Pazar

Kitap Yorumu "Frambuazlı Hayat"

1000 sayfalık kitaptan sonra ince bir kitap okumaya karar verdim. Böyle deneme gibi kitaplar ya da romanlar beni tutmayınca kaldırıp kenara koyuyorum biraz okuduktan sonra. Kategorilerdenmiş meğerseki. Hoş bir yaz havası.


Kitap bir deneme/yazın kitabı. Sanat, kültür, insan, yaşam, gelişim, müzik, yansımalar, düşünceler, denemeler ve benim en çok sevdiğim Mevsimler: Yaz gibi kategoriler var içerisinde. Kapak hikayesini de kaptıktan sonra arkadaşımda böyle kitabın yanındaki kokulu ıslak mendiller vardı. Bu ıslak mendil de Alaçatıdan olunca kitap ayracı olarak kullanmaya başladım. 

Benim bir totem gibi bir şeyim var. Mesela If I Stay'in kitaplarını okuyup filmi internette yer alırken okumayacağım dedim. Çünkü o benim içime heyecan veriyor. Bunda da ıslak mendili açmayacağım. Gerçekten hani ben bir şeyi yapmayacağım ya da yapacağım dediğim zaman öyle olur. 


Kitabı daha yakından anlatmak gerekirse ben çok düzensizce okudum. Salt yazımı ya da böyle düşünceler eklenmeyince boş kalıyor gibi hissediyorum. Eh, bu da benim arada okuyup durmamla bağdaşıyor. Ama gerçekten Mevsimler:Yaz'ı okurken gerçekten Yaz ayında gibi hissettim. Sanki yine İzmir'e gitmiş gibi hissettim diyebilirim. Tam oradaki havayı verdi bana. 

Kitap bir denemelerden yer aldığı için ben gelip gidip böyle kitapları karıştırıp tekrardan okumayı severim. Romanlarda yapamazken deneme kitaplarında bana hoş bir hava veriyor böyle olması. 

Ben bir o bölümde bildiğiniz uçtum İzmir'e kondum gibi hissettim. Ya ne kadar güzel dedim. Bence güzel bir kitap olmuş. Yani Sade ve Derin'den daha daha güzel olmuş. Kitaplarının devamını bekliyoruz yazarın :)

Not: Bu arada fotoğraftaki silgi şeysileri ve 1. fotoğraftaki sol tarafta ders kitapları tamamen masamın üzerinin çalışmaktan böyle olmasından ve ben bir elime kamerayı alıp kitapların fotoğraflarını çekemiyorum. Bir önceki yazımda da zaten gidip etütte telefondan çekmiştim. Hatta ben daha kitap fuarına gitmeden önceki haliyle fotoğrafları çekmişim. Kusura bakmayınız. 

26 Aralık 2015 Cumartesi

99 Takip Eden

O DA NE ?!?!?! 99 ?! ALLAHIM !! Allah'ın 99 ismi :))


Son günlerde takipçi sayımı arttırmak için bir şeyler denemeye çalışıyorum hep. Bazı kişiler keşfedip takip etmeye çalışıyorum. Kendimi duyurmaya demek daha doğru olur. Aslında 100 takipçim olursa pek sevinmek için bir şeyler yazmaya gerek yok dedim ama dedim ki neden 100 olmuyor :) Bakın şimdi :) 


Günlerdir 99'da böyle ve kaldı yani :) Hani dedim 100 olsa hoş da 99 olunca seviniyorum. Günlerdir 99 ve 99'a sevinen tek kişiyim galiba. Ay teşekkürler ya :) Ya çok hoş çok :)) Bilmiyorum 100 olsun diye 4 gündür hep bakıyorum ama hala içim kıpır kıpır :))) Benim saatlere de bir zaafım var diyebilirim. Mesela 14.14 gibi bir saat olunca aaaayyy diyorum ne kadar şanslıyım :)) 

Kitap Yorumu "Kış Masalı"

Huh. Ay nasıl başlamalıyım ? Çok YouTube'da video izliyorum, hep ondan merhabaaaaa diye başlayasım geliyor. 2016'da sürprizlerim var sizlereeee. Ama Kış ayındayız ve Kış ayında Kış Masalı'nın yorumunu yazmak da uyumlu oldu. Ay çok güzel *.*


Kitap aslında o kadar hoş ki, gerçekten yani şu yorumu yaparken bile kitaptaki sözcükler geçiyor aklımdan. Aslında 1016 sayfa diye diye herkesin aklına kazındı kaç sayfa olduğu kitabın. Ayrıca zaten gerçekten uzun bir sürede bitirdim ve ben bu kitabı okumaktan gurur duydum. Herkes eline alıp hep inceledi bu kitabı. 1016 sayfa diyorum, bütün her okula götürdüğümde birinin eline veriyordum artık son 300-400 sayfa kalınca. Çünkü gerçekten yoruyordu :)) Ama bitireli de 1 hafta oldu. Pinekliyordum bu yorumu yazmak için.

Kitap şöyle bir konu alıyor; Gazeteci bir Hande Altan işinde çok başarılı biridir. 23 yaşına kadar aşktan uzak, bir iş kadını olmuştur. 29 yıllık bir aşk adamı bulana kadar... Kerem Sarper... Bir iş adamının sırlar ardında ve görülenin dışındaki kalbini keşfetmek için bir röportajla her şey değişir.


İlk başta ben bunu Çıkmaz Sokak'ın yanında görmüştüm ve arkadaşımla geldiğimde almamıştım. Çünkü bayağı kalın yani kim bitirebilir ya yaptım. Ama sonra fuar biteceği gün yine gidince aldım. Çünkü gerçekten uygundu fiyatı ve bitirebilen kişi benmişim :)) 


Kitap genel olarak güzeldi. Hatta benden 2 yaş küçük biri bile bitirmişti. Gerçekten yazıları hem küçük hem de uzun bir kitap olduğu için sürekli her tenefüste kitapla geçiyordu. Okulda, etütte.. Ve gerçekten güzel bir kitaptı. Öneriyorum :)

23 Aralık 2015 Çarşamba

Bir Gitmek İçin Gün Saydığım Film Daha !

Filmlerde olan aşkım yoktur benim. Sevdiğim sayılı söyleyebileceğim oyuncu vardır ama benim gerçekten hayranlıkla sevdiğim Chloe Grace Moretz saygıyla sunar !! 

Ayrıca benim diğer aşkla bağlandığım tek şey vardır. Wave (dalga) dır. Yani bu filmde de Wave geçiyor ama bu ölümcül bir wave. Ve bu filmde aşkla beklememem için sebep göremiyorum..


Oyuncu ve diğer kısımlardan ziyade filmi ilk Ali Baba ve 7 Cüceler filminin salonuna girerken mi çıkarken mi tam hatırlamıyorum ama oralarda gördüm ve bir durup uzunca baktığımı biliyorum. Tabii bu afiş yoktu ama Chloe büsbüyük şekilde afişteydi. O kadar heyecanlandım ki, umarım gidebilirim kelimeleri aklımdaydı. Eve gelince baktım fragmanı var ve gerçekten Chloe'ün en iyi oyunculuk yaptığı film bu olacak gibime geliyor. 

Sony de bu filmde reklam içeriyor. Bence büyük gelir saylayacak bir film olacak. If I Stay'i kaçırdım ama bunu kaçırmak istemiyorum!! *.* 

Oyuncuları da hemen şöyle aktarayım: 

Oyuncular: Chloë Grace Moretz
Nick Robinson
Ron Livingston
Maggie Siff
Alex Roe
Maria Bello
Maika Monroe
Liev Schreiber

Fragmanı İzlemek İçin: The 5th Wave - Official Trailer #1

3- The Notebook

Bir not daha, yine duygularımı saklayıp utandığım bir not dizesi daha... 


"Vous encore caché dans les nuages​​. Les ondes renvoyées par noyade, s'il vous plaît .."

"Je suis effrayé à chaque seconde de chaque moment , chaque image , chaque forme, chaque note d'imiter . Que faire si je ne me souviens de la chanson que vous aimez cela?"

"I want to remember. You, myself , my future , and me with you. But every tear it prohibits it."

"Instead of singing the songs I listen to myself to forget to remind you. I cried like the songs you love."

"Maintenant, il est moi de vous rappeler. Est-ce pas mal?"

"Step cried when I will laugh at you."

20 Aralık 2015 Pazar

Cry

Demiştim biliyor musunuz ? Tabii, bu sıralar kimse blogumu okumuyor. Onlar sınava girecek bir sadece. Her neyse, her şeye tripliyim ben de zaten. Ufaktan bir şarkı açıp ağlayan tiplerdenim. Dedim ya, umarım ağlamam bu süre sonra diye. Ağladım.. Her şey yer değiştirdi. Ağladım durdum birkaç kez. Şşşşşş.. Şimdi sadece kulağınıza fısıldıyorum. Neşeli şarkı açanı domatesle döverim..


!! Beyaz Begonvil'in Yılbaşı Çekilişi !!

Yılbaşı yaklaşıyor ve artık çekiliş duyuruları vb. yazılar çok görmeye başladım. Ben de bir çok çekilişe katılıyorum ancak böyle ilk defa duyurmak istedim. Eminim çok eğlenceli geçecektir :)) İyi şanslar katılanlara :)) 


18 Aralık 2015 Cuma

Yapamıyorum

Bugün yine günlerden o gündü. O günün yaklaştığı, artık bir son verileceği gün haline gelmişti. Düşünebilir miydim artık ? Eskisi gibi hissedemezken, eskisinden daha iyiydim. Gel keşfet beni diyemiyorum kimseye. Eskilerde kim varsa, onlarla yaşıyorum. Bilinmezlikler etkin yine. Gel keşfet beni, ama bana aşık olma. Korkularım var benim, dayanamazsın.. 


Bak işte şu fotoğrafta varım. Çekilmek isterim ama bir şebeklik yapıp gülümserken gülümsememi saklarım. Ben asıl böyle biriyim işte. Bazen o kadar gariptir ki, kendimi anlayamıyorum ben de. Tanımlayamam kendimi, gel keşfet de diyemem. 

Bugün yine bir liseye gittik. Konferans salonunda lisede okuyan biri şu soruyu sordu: "İleride yazar olmak isteyen biri var mı?" Eh tabii, bizim sınıf toplanmıştı da orada. Sevdiğim, seveceklerim, sevmişliklerim vardı o konferans salonunda da. İsmim insanların dillerinde gelince utandım ama el kaldırdım. Tanınmayı istemiyordum, ya da hatırlatılmayı... 

Şişe çevirmece oynadık bir gün. Kavga sebebi olan şişe çevirmece.. Sonra ne oldu biliyor musun ? Biri bu soruyu sordu:"Sucuk sever misin?" Ne garip değil mi ? Sucuk markası eski sen.. Eski benimle olan sen.. Evet denilince gidip seni sevmemi söylediler. Sonra yine ne oldu biliyor musun ? Sen tam önüme geldin. Ben geldin diye gitmek istedim sonra. Sevip de sevmemek gibi bir şey işte..

Sonraki günlerde birine ilgi sardım. Neden bilmiyorum, yani o kadar güzel bakıyor ki diye sevmek istediklerimden biri. Her gün saat 06.42'de bakışılan o an işte o mesele. Sonrasında hep sorular beynimde karışıyordu. Başımın çoğunlukla düşünmekten ağrayan sebeplerden işte.. Durak işte, kimse anlamaz..

Bilemiyorum biliyor musun ? 11 kişi seni severken, 12. kişi olup da o havanı atmanı istemiyorum. Görmek istemiyorum seni o kadar kişi ile birlikte. Senin sözün geçiyor bazen. Sinirleniyorum. Sinirler beynimi ağrıtıyor. Ağlıyorum. Nadiren artık. Çünkü kendimi o kadar özgür ve rahat hissediyorum ki, seni düşününce her şey bozuluyor. 

Birini sevmemem lazım işte. İşte asıl bu düşünceler aklıma geliyor ve çekilmez ve seçilemez bir seçenek gibi ortaya yığılıyor hepsi. Bütün geçmiş ve yaptıklarım gözlerimde beliriyor. Kriz anı gibi bir anda dağıtma istediği geliyor. Ama sevmek o kadar zor ki sevilmesi gerek olsa bile, ben asla sevemem. Bu andan sonra eleştirilecek ya da yüzüme vurulacak gerçek kalmıyor. 

Sadece uzun süredir ağlamıyorum. Bu beni daha güçlü yapar umarım diye düşünüyorum. Belki daha güçlü ve dirençli olmuşumdur diyorum. Umarım en kısa sürede ağlama sebeplerim bunlar olmaz. Çünkü ağlamak ve yasa bürünmeyi bu kış istemiyorum.. 

Sevmek ve sevilmek isterken bir anda beni sevmelerinin bir acı olduğunu söyler dururum. O kadar acıdır ki, ben kendime acırım. En son bir çıkma teklifini reddettiğimde özür dilediğimi biliyorum. O kadar kötü bir şey ki çünkü, aklıma gelir durur geçmişim. Geçmişimden sıyrılıp yeniden sevmeyi kabul de ettiremiyorum kendime. "Seversen yanarsın." düşünceleri beynimde kalp atışlarım gibi yankılanıyor. Sevemiyorum işte. Senin yüzünden... Seni sevdiğim için artık sevememek çok kötü bir şey. Öyle bir şey ki, bana hissiz diyorlar. İçim o anda öyle bir hisse bürünüyor ki, içimde boğulmuş hissediyorum. Birini sevmek suçmuş gibi.. 

15 Aralık 2015 Salı

2- The Notebook

Artık bu seride sadece İngilizce değil diğer aşık olduğum dil Fransızca'dan da sözler paylaşmak istiyorum. Gerçekten İngilizce benim için ayrıdır ancak Fransızca o kadar hoş kiii ! *.* 

(Bu serideki her yazı Google Translate aracılığıyla yazılmıştır zoaa :))


"Attendez énergie dans la chanson que je voulais que vous me aimes . Vous aller chercher l'amour d'une autre manière .."

"I'm still full gas complex , which also if you without you .."

"Allez-vous attendre pour moi encore, il arrête ? Allez-vous suivre son cœur arrêté lorsque nos yeux se rencontrent ? "

"Il a mis son cœur mains et écouter :

Je t'aime !"

Elimden Alınanlar

Kararsızlık dolu içimde,
Seçimler sınırlıyor beynimi,
Düşünmekten başımı duvarlara vurmak istiyorum,
Doyasıya eğlenmek değil,
Doyasıya sevmek istiyorum,


Engeller dolu önümde,
Doyasıya sevmek için değil,
Kendimi aşmam için.
Seni sevmek için değil,
Özgürlüğümü keşfetmek için,
Kendimi aşmam gerek ilk önce.

Kendimi keşfe çıkmam gerek bunun için,
Kendimle tanışıp,
Kendi evimi bulmam lazım.
Belki senin yanındadır ?
Evim..

Saklama evimi benden.
Benden gizleme artık duygularımı,
Özgürlüğüm ellerinde,
Yeniden keşfetmem senin elinde,
Bırak keşfedeyim kendimi,
Senin yanındaki evimde...

Aldıklarını geri istiyorum,
İzinsizce aldığını biliyorum,
Bu oyunu bitir ve artık bana geri ver,
Her şeyle birlikte,
Sensiz de olur.
Seni de bulurum çünkü...

Not: Bu şarkı çok hoş değil mi ya ? :)

Toy Box - Catahoula

13 Aralık 2015 Pazar

27- Filmler'in Esintileri "Ali Baba ve 7 Cüceler"

Filmden çıktıktan sonra parama değmedi dediğim tek film oldu galiba. Hala içim gidiyor. Filmin Cem Yılmaz yapımı olduğuna güvenip fragmandan bir şey anlamasam da kendim rezerve bile yaptım sinemadan ama hüsranla çıktım diyebilirim. 


Filmi kendim konusunu anlatmaya çalışsam yapamayacağımı bilsem de yine de elimden geldiğinde anlatmaya çalışacağım.

Aslında filme Cem Yılmaz işte diyerek gideyim dedim. Aslında aklımda gitmek için harika filmler vardı ama dedim ki, iyi bir salon olsun. Gideceğimiz yerde de en iyi film olarak bu olduğu için, ancak buna zorladım (!) diyebilirim. Hala hüsran içerisindeyim.. 

Şenay ve ölen eşinin kardeşi İlber ile birlikte cüce yapımına başlayıp, bunu Avrupa'ya duyurmak için Sofya'ya gelirler. Türk milleti işte, başına ne geleceğini bilmez. İki kelime İngilizce kelimeyi bir araya getiremezler ancak fuarda satış yapamadıklarından pineklerken bir adamlar gelir. Bunlara 7+1 tane cüce satarlar ve hiçbir şeyden haberleri yoktur. Sonrası Türklerin işi işte :))

Oyuncular: Cem Yılmaz
Zafer Algöz
Çetin Altay
Irina Ivkina
Yosi Mizrahi

Benim aslında en ilginç gördüğüm Can Yılmaz'ın bin tane dili konuştuğu kısım vardı. Boris Mancov oluyor filmde. Boris, Şenay ve İlber'e gitmeleri için bin tane dilde gidin diyordu ama Türk işi Türkçeden gidin diyor artık :) Argo içerikli ama komik olmasını bu sağlıyordu biraz da. En beğendiğim kısım oydu. O kısımda zaten bütün salon kahkaha attı :) 

Puanım aslında filmden çıkar çıkmaz 1/4'dü ama hadi dedim 2/4 olsun :) Gideceğiniz film kalmadığında en iyi gelene gitmeyin efenim. İyi seyirler :) 

11 Aralık 2015 Cuma

2- Şarkı Esintileri "Home"

Bir aralar dilimden düşmeyen ve mırıldanıp durduğum bir şarkıydı bu da. Bugün okuldan çıkıp yine taşıması zor olan kitap ve fularım vardı. Telefonumu bir yere koyamadan kitabın arkasına koymuş tutmaya çalışıyordum. Çıktım öylecek, dilimde bir home şarkısı.. 


Aslında diğer bir Şarkı Esintileri şarkısında o şarkıya bağlılığımla birkaç deneme yazmıştım ancak bu şarkı beni böyle sonbahar ayında bir hoş yapıyor içimi. Sadece bu yönlerden seviyorum demeyeceğim, bir ara şarkının türkçe çevirisine baktım. Çevirisi de dilimdeydi bir aralar. Bugün de bu şarkıyı çok dinlediğim için bunu paylaşmak istedim.

Home - Gabrielle Aplin (Çeviri)

'Cause they say : 
Çünkü diyorlar ki 

home is where your heart is set in stone 
Ev,kalbinin taş içine konulduğu yerdir 

Is where you go when you're alone 
Yalnız olduğunda gittiğin yerdir 

Is where you go to rest your bones. 
Kemiklerini dinlendirmek için gittiğin yerdir 

It's not just where you lay your head 
Ev,sadece başını koyduğun yer değildir 

It's not just where you make your bed. 
Sadece yatağını yaptığın yer değildir 

As long as we're together, 
Biz birlikte olduğumuz müddetçe 

does it matter where we go? 
Nereye gittiğimiz önemli mi? 

Home... home... home... home 
Ev…ev…ev…ev 

Şarkıya Ulaşmak İçin: https://www.youtube.com/watch?v=8mVbdjec0pA

6 Aralık 2015 Pazar

Wattpad Hikayesi Part 2

Aslında buradan gizli birine selam yollamak isterdim ancak o benim bloğumu bilmiyor ve onun sayesinde ilhamlarımın yeniden gelip bir hikaye yayınladığımı ve bütün sosyal ağlarımı kapattığımı sanıyor. İlk sefkitoş ? :)))


Yeni bir hikayeye başladım ! Ve bu sefer silmeyi düşünerek başlamak ilginçken, bir anlık hani düşünürken bir söz bulursunuz ve birkaç dakika sonra unutursunuz ya. İşte ben bir ilk olarak 2 gün boyunca aklımda tutabildim ve bir hikayeye başlamaya karar verdim. I know ı know but artık biraz kendimi yansıtmam gerekiyor ? Ya da kendimi mutlu etmem gerekiyor ?

Hikayemin ilk bölümünü okumak isteyenleri şuradan alalım efenim;


5 Aralık 2015 Cumartesi

İşte Sen

Yine bir dalga daha yüklendi üzerime. Bir şimşek çaktı yine içimdeki insanlara. Sözler yankılandı kulağımdaki kulaklıktan. Her gün gördüğüm 06.42'de gözlerimizin buluşması ve 2 dakika sonra sen bakmasan da benim bakışlarım kadar soğuk bir havadayız biliyorum. 


Bugün yine üzerimde haki rengi yağmurluğum var. Ben de bıktım aslında, kot ceketimi özledim. Seni özlediğim gibi, zorla da olsa katlanıyorum bu duruma. Kusura bakma, gözlerimiz birleşemez. Taa ki beni seviyorsan gitme dediğimde kolunu tuttuğum gibi. Kolunu omzuma atmışken elimdeki kitabı incelerkenki halin gibi. İnsanların sesleri arasındaki o beyaz camlı odadaki kaçamakların gibi. Oysaki o anlarda o kadar yalnız hissederken tek varlığın yetiyordu bana. O kolunu atışın ve o günki giydiğim kıyafetler bile aklımda sevgilim. 3 gün sonraki ilk tartışmamızdan sonra önüne gelip gözlerine yine bakamadığım gibi titriyorum tek başıma şimdi bu kış ayında. Varlığın olsaydı, o kadar sıkı sarardın ki beni. 

Benden bahsedişin ve seni bu kadar uzun süre rüyamda görmüşken bir umut besliyorum içimde biliyor musun ? Ya geri döner ve bu sefer seni seviyorum, benimle çıkar mısın demeni o kadar bekliyorum ki.. İkilemdeyim be adamım. En yakın arkadaşımla gelmiş konuşurken bile içimdeki parçalar duruyor. Bugün mesela, aklımdaydın o kadar süreden sonra. O kadar erkeğin arasında benim içimde sen vardın. İlk defa bu kadar kin beslemedim sana, kalbim sana açık diye.. 

Ona söylediğin sözler aklımdaydı. Duramadım aradım arkadaşımı ilk fırsatta. "Aklımdan çıkmıyor be ! Söyle neden ? "

Ona söylediğin söz aklıma takılıyor;

  "İrem ile takılmıyorsunuz, bir sorun mu var ?" 

Bunda bir mana aradım. Sonra biz o mesajlarınıza bakarken, arkadan senin geçebileceğin aklıma geldiği gibi çıktım o sınıftan. Baktım sınıfına birkaç tenefüs sonra. Bakıyordun.. İlk defa bu kadar kimsesizdin be adam ! Neden ? Ama sevemem biliyor musun ? Eskisi gibi yumuşak değil kalbim. Siyah asker botlar, siyah yırtık pantolon, siyah v yaka kazak, haki rengi yağmurluklaydım. 2 sene önce beyaz kazak, içimde okul forması, kırmızıya kaçık siyah pantolon, beyaz spor ayakkabı. 

Hayır, biliyorum. Sen o ne duraktaki kişisin, ne de milletin içinden gözlere takılan erkeklerden. Sen içimdeki baharsın, yeri geldiğinde üşüten; yeri geldiğinde kendine çeken, yeri geldiğinde terleten. Sen içimdeki sensin..

28 Kasım 2015 Cumartesi

Blogçular Yorum İster Mim'i

Bir mim var bu sefer uzun zamandır rastlamadığım ! *.* 

Ben böyle blogumda bir şeyler hakkında fikirlerimi yazmayı çok seviyorum ve az önce ne kadar bir yazı paylaşmış ve en az 1-2 saatte yazmış da olsam bir tane daha yazıp elimden kurtulsun istedim. Malum, okul falan derken pek zamanım olmuyor. Hafta sonları yazı paylaşacağım da dedim, Deep bir mim yapmış ? Ya da başka biri tarafından Deep mi mimlenmiş orasını bilmiyorum ancak madem ellerim açıldı yazı yazmaya 2 saattir. Devam edelim ! 


Blogger'a girdim gireli hep yorum almak istemişimdir. Telefonumda Gmail uygulaması var ancak hiç mail gelmiyor ne yapacağım ki ? diye sorgulardım hep. Ne ki bu falan da derdim. Ancak bir yorum gelince hemen paylaşılıyordu. Daha 3 ay falan mı ne oldu, yorum onaylayıp öyle paylaşma devrine geçtim. Blogger'ın güzel özelliklerinden bir tane daha. Ancak yorum almayan blog ne işe yarar ki ? Ya da bir an önce birkaç blog bulup, kendini bir büyütme çabasına ve yorum olmadığı için yazma çabasına girmiyor insan. Bunu ben de kendim bizzat yaşadığım için benden de bir örnek vermek istedim. Umarım okunacaktır bu yazdıklarımın hepsi :))

Herkes blogger'a girişmeden önce hayaller kurmuştur eminim ki. Ben de çok büyük bir blogum olacak çabasındaydım. Öylecek seviniyordum falan derken blogumu açar açmaz yorum gelecek sanmadım ancak o kadar güzel ümitlerle açtım ki, ayda 1 yazı yazacağım, ciddi olacağım. Bir gülücük ifadesi bile kullanmak yok kurallarım vardı. Ne kadar kendimi sınırlamışım ki, bencil davranmışım blogumda da. Sonra kimse de ilgilenmeyince blogumla o beni bir kişi takipçimle kalmıştım. Hiç de umudum yoktu. Geri döndüğümde yine bir kalp kırıklıkları oldu içimde. Sonra bir geri döndüğümde birkaç kişi takip ettim, sürekli yorum gönderip, blogumu keşfetmelerini sağladığımda artık bloguma aşık olmaya başladım. 

Şimdi de olsa sürekli uğraşacak bir şey kalmayınca gmailden mail gelsin de yoruma cevap vereyim diye her saniye yeniler dururum. Bazen sıkılır ve blogumu kapatacığım bile derim ancak yine bir yorum alınca canlanır ve önemsenmiş hissederim. Bloglar yorumlarla dolunca bile çok hoş hissediyorum, kendi blogum bile olmasa sabahları 6 da kalkıp buçukta servise binmem gerekirken, gider blog okurum. 10 dakika sabahtan okumacalar yaparım kendimce. Yorum yapmadığımda da boş hissederim ve boş (yorumsuz) kalmış bloglara sürekli yorum yapmak isterim. Onlar da blogun o hoş ortamında yorumlaşsın isterim. İçim bir hoş olur sonra. Mutluluk güzel, yaşamak güzel, yorumlaşmak daha da güzel... :) 

İnsan önemsenmek ve yorum almak ister. İlgi görmek ve sevmek bu yüzdendir ya. Eğer biri size ilgi gösterirse, siz de anında büyüsüne kapılırsınız ve mutluluklarınızı paylaşırsınız beraber. Mutlu mesut biten masallar gibi olur işte. Bloglar boş kalmasın, dolsun taşsın ! İnsanlar birbirlerini keşfedip, cahil kalmasın. İnsanlar insanları anlasın, o zaman empati kapasitesi artsın isterim. Olsun da nasıl olursa olsun derler bazen. Ancak, bir yönden kötü bir şey var ki, biz yorum yapmadıkça yorum görmüyoruz. İlgi göstermedikçe ilgi görmüyoruz gibi bir şey oluyor bu durum da. Yardım edene yardım ederler ancak yardım etmeyene yolun sonu karanlık ederler. Bazen de böyle düşünürüm ben de. Bloguma yorum yapmayana ben de yorum yapmam deyip çemkiririm. Banane banane ergenlik tonum yükselir. Ancak, yorum yapmak güzel ve teşfik edici. Yorum yapın, yapmayanlara yaptırın... :) 

Bu mimde kimseyi zorlamak istemem, bir fikrini zorla anlatmak güzel olmaz, bu yüzden her isteyen ve içinden gelen bir mim kopartsın kendi fikirlerinden. Blogçular Yorum İster Mim'i :)) 

Müzik Hayatım 9

Bu günlerde gittikçe daha da bağladığım şarkılar oldu. Ben çoğunlukla yollarda olmayı seviyorum böyle ve genelde de müziklerle dolaşmayı seviyorum. Bir kafeye oturmuşken bile hep dilimden bir iki ritim duyulur. Bu serime yazı yazmayı da çok özlemişim. Son günlerde pek film de izleyemiyorum ama buna bir zaman ayırdığım kadar filmlere zaman ayıramadım. İlk sinemaya gittiğimde de bir film yorumum daha gelecek ve canlanacak :) 


Bu sıralar abimin dinlediği şarkıları arıyorum böyle. Hiç güzel şarkılar değil dinlediklerim ve sıkılmaya başladım. Sürekli şarkıları değiştiriyorum. Benim bir de kullandığım müzik player uygulaması var. Poweramp diye ve kullanım süresi bitince silmek zorunda kalıyorum. 1 ay kullanmıyorum, sonra yeniden kullanıyorum falan. Ondan müzik dinlemek sıradan bir hal alıyor benim için. 

Trap müzikler güzeldir. Hele ki bir müzik bass ve tizlerine dikkat eden biriyseniz. Trap müzik hep bulmaya çalışıyorum. Bu çok güzel bence diyorum ancak, sonra aralarına hiç sevmediğim ritimler ekliyorlar ve bulamıyorum istediğim o kulağı. 

Ancak birkaç yeni bulduğum şarkılara hayran kaldım. Alessia Cara'nın Here adlı parçasını remixlemişler. Artık nasıl anlatabilirsem, çok beğendim ben. Ritimleri tam benlik olmuş yani :)

Şans eseri öyle bir şarkıcı buldum ki, sanki Taylor gibi sesi var. Ne kadar sesiyle oynamış olabilirlerse hoş bir şarkısını buldum. Rachel Platten diye biri bu kişi. Fight Song adlı bir şarkısı ancak ben şarkının sadece o başındaki Taylor Swift'e benzeyen kısmını çok beğendim. Yoksa yine o yeni yeni şarkı dinlemeye başlamış kişilerin dinledikleri pop müziğe benziyor :) 

Adele'in ilk dinlediğim şarkısında birkaç önceki yazımdan bahsetmiştim ve en sonki çıkan Hello şarkısıyla yine beni hüzünlendirdi. Böyle kitap okurken falan sesi ninni gibi geliyor. Buna bayıldım ! :) 

Birkaç yıl önce MP3'ümde dinlediğim gibi bir şarkı karşıma geldi biraz önce. Jeremih'in o rap gibi sandığım bir şarkısı. Don't Tell Em :) Bu şarkıyı bir çok kez duymuştum ancak şimdi bulabildim :))

Bildiğiniz üzere Wattpad'de olan birkaç okuduğum hikaye oluyor benim. Daha ilk kez okuduğum o hikayedeki o sevgililere uyuşturduğum bir şarkı vardı. Şimdi o kişi daha da ünlendi hm ? Bence çok hoş bir şarkı :)) Shawn Mendes'in her zaman benim sokak şarkılarımdan olmuştur bu şarkısı :) Stitches :) Ama ben birkaç şarkısını daha koymak istiyorum, tek beğendiğim bu şarkısı değil :)

Ben böyle hafiften uykumu getiren müzikleri de çok seviyorum. James Bay'i de bu denli çok seviyorum. O kadar ninni gibi ki, bazen onu dinlediğimi bile unutuyorum :) 

Justin Timberlake'i o kadar özledim ki, artık yeni albümü için öyle bekliyorum. Eşiyle evlenip, bir de çocukları doğduktan sonra, bir ara sırası onlara da geldi ancak en son İngilizce dersinde Justin Timberlake yazınca hemen Batu'ya bakıp gülümsedim. TKO bizim en sevdiğimiz şarkısından. Bu da katılsın buralara yaaa, özledim gerçekten :))

Game of Thrones'u o kadar özledim ki, her savaştan benzettiklerinde Games of Thronessss !! diye bağırıyorum ve manyak manyak bakan sıra arkadaşıma tepkim aynen bu oluyor; "Ne bakıyorsun öyle. Tabi Game of Thrones'u bilmiyorsun. Bilseydin böyle yapmazdın. Game of Throneeeees!!" 
Game of Thrones'daki (oyuncuların adlarını unuttuğum gerçeği) Maisie Williams (Arya Stark) ın yer aldığı Seafret adlı müzik grubunun Oceans şarkısından yer alan oyuncudan dolayı Seafret'i keşfetmiş ancak bu şarkısıyla kalmıştım sadece. Yeni bir şarkı daha yayınlamışlar ve paylaşmak istedim: Wildfire !

Zahide ile şarkımız olan Blue October'ın Say It şarkısından dolayı Blue October'ı çok sevmeye başladım. Ve yeni bir şarkı daha paylaşmışlaaaar ! :)

The Neighbourhood yine en hayran olduğum ritimleri yakalayarak bir şarkı daha çıkartmışlar. Ya ben bu şarkılarına çok bayıldım yaaa :))

En son olarak bir şarkı ararken, aaa bu şarkıyı biliyordum deyip aslında bilmediğim bir şarkıcı buldum. James Young'un sesi James Bay gibi güzelmiş yaa :)) 

Galiba bu seferlik yeterli hm ? Bu şarkılar da güzel ama daha hayran olacağım şarkılar bulacağım. Bunlarla idare edinin yaaa :)) Hadi o zaman kisses kisses :) 


27 Kasım 2015 Cuma

TEOG İşte Buymuş !

Teog olarak 1.'sini aşmış bulunuyorum. Keşke daha çok dikkatli olsaydım da puanım biraz daha artardı. Moralimi bozdu ancak ağlasam da fayda etmeyecek bir durumdayım sonuçta. Şu an tek yapmam gereken blog ile ilişkim bir süre kesilecek. O korktuğum ve kendimden uzaklaştıp, mutsuz dolaştığım günlere geri dönmemek istediğim, o blogumun 1 yıl boyunca boş kalması beni üzmedi ancak acıttı içimi. Bu sefer öyle bir şey olsun istemiyorum. Bu arada bazıları da benim bu tür yazılarımdan bıkmış ve artık blogunla ilgili şeyler yaz artık diyor olabilirler ancak, burası benim. Sonuçta bu hesabımı ben açtım ve bu işe giriştim ve bir şirket yönetir gibi her aşamasında bilgi vermek ve ilgili gözükmek istiyorum. İstediğimi de yapmakta özgürüm. Sadece, karamsar olduğumu benimle konuşmayanlar bile artık anlıyor ve biliyor. Belki hafta sonları oturur yazarım bir iki laf. 


Teog nasıl geçti ?

İlk başta sandığım, 15 yanlış yaparım sadeceydi ancak öyle bir şey oldu ki Türkçe'den hep dikkat eksikliklerimden gitti. Teoga girmeden önce hep o ortalama alıp sevinenlerdendim ancak yolum Muhittin (Antalya'dakiler anlar) Yani ben o liseyi istemiyorum bile ama Antalya normal olanı bile tutmuyor. 2. Teogda düzeltirim diyenler de olsa hah diyeceğim. Az önce biraz yine yükseltmeler ve tahminlerde bulunarak gidip yine puan hesapladım ve galiba başka bir şehir sanki daha iyi olacak. Yani burada gidebileceğim seviyede bir lise bulamıyorum. Kendime yakıştıramıyorum ben bu hataları. Cidden çok kötü. Yani deneme sınavlarındaki notlarımdan kötü. Ben kim, o puanlar kim. Ancak elbette çalışacağım.

Endişe ya da telaş var mıydı sınavda ? 

Eh, Matematikte bildiğiniz gerilecektim. Yani o kadar iyi geçti dedim ama boş ya. Endişem bir çay sayesinde geçti. Normalde çok gerilirim, ancak bu sınavda hiç öyle bir şey yaşamadım Allah'tan. Bin şükür ki o kadar düşük bir netim olmasına rağmen yine iyi bir not geldi. 

Bir daha bu hataları yapacak mısın ? 

Hataları 1. de anlarsın 2. de uygularsın 3. de artık pes et. Bu 1. dediğim girdiğimiz bu ilk sınav. 2. olarak 2. si oluyor Teog'un. Ancak 3. aşama ise tercih oluyor. Asıl yıkılış burada işte. Ben başka şehirleri de yazmak istiyorum. Bu yüzden biraz da buradaki gidebileceğim en yükseğinden okula bakıyorum ancak, iyi gelmiyor. Bu yüzden başka bir şehire de gitmek asıl kaçış yolu. Bu kaçıl da 4. oluyor galiba :))

Ama hala gülümse, çünkü hayat devam ediyor.. 

:))

24 Kasım 2015 Salı

Az Kaldı ! (Yeni Seri Daha Mı?)

Teog neymiş be diyeceğim zamanlardan sonra gerçekten hoş yazılarım olacak. Mesela ilk ipucuyu ben vereyim ve bu yazımda yorumlarda tahmin etme çabalarına girişin ? Haydi başlayalım ! 

İpucu: Aşağıdaki fotoğraf !!


22 Kasım 2015 Pazar

SON 2 GÜN ! ve Bonne Nuit

Artık yolun sonuna geldim deyip ağlayasım da gelse, sanki çok iyi bir not alacakmış gibi hissediyorum. En son ki girdiğim etütün deneme sınavından çok iyi bekliyorum ve bu günlerde sadece Matematik çalışıyorum. Böyle Matematik çalıştıktan sonra bir duruyorum ve ne yapsam ben ya diyorum hep ama eğlenceli şeyler var. Mesela bir arkadaşınızla aranız hiç düzelmeyecek gibi ama ben bunu mesela bir şarkı dinlerken ancak aklıma getiriyorum. Pek de düşünmüyorum aslında kendimi. En son aynaya baktığımda, gözlerime bak yaaa. Hiç kendime bakamıyorum dedim. Cuma günü okuldayken de bayağı manyak olmuştum. Sürekli soru çözdüm. Az kaldı yani. Ama içim umut dolu. Harika geçecek diyor içimden bir ses. Az kaldı ve başaracaksın. Her şeye değdi diyeceksin. En ufak tartıştığın insanlara bile üzülmeyeceksin. Dert etme diye haykırıyor.. 


Sürpriz: Kitap adına gerçekten de umutluyum. Yarıyıl tatilinde taslağımı sonlandırmayı ve artık atağa geçmeyi planlıyorum. Gerçekten her şey çok harika gidiyor *.*

Not: Bir de bu aralar Fransızca'ya merak saldım. Bonne nuit (İyi geceler) deyip duruyorum. Yaz tatilinde de Fransızca'ya başlamak istiyorum.

19 Kasım 2015 Perşembe

Günlük Tonu

Biliyorsunuzdur ki, artık Teog sınavıma sayılı günler kaldı. İyice yaklaştı ve 6. gün bitti, 5'den geriye sayacağım yarın. Pek de aklımdan bir konu geçmiyordu ancak gerçekten Teog'dan sonra sanki tatile girecekmiş gibi hissedeceğime ve fazlasıyla gerileceğime eminim. Ancak şöyle bir şey var ki, sabah 6'dan akşam 7'ye kadar kendime ayırabildiğim tek vakit; sabah 6 buçuktan 47 geçe gibi bir zamana kadar müzik dinliyorum. Hatta baymış durumdayım. 


Teogdan sonra zaten neler yapacağımı galiba belirtmiştim ve bu sıralar inek öğrenci tipi gibi gözükebilir ama en son Matematikten 10'dan fazla yanlışım çıktı. Moraller 0. Sonra zaten ben kendim kendime çalışabileceğim zaman kalmıyor ve zaten oturup da bilgisayara giremiyorum. Girince de zaten yazı yazıyorum. Şu an ne kadar işim olsa da. Sadece burayı unutmuş değilim. Teogdan sonra kendime geleceğim :)) Göz morluklarıma da çözüm buldum. Göz çevremde karanlıklar var. Vitamin eksikliği olabilir. Onları düzelecek.. Kitap okumalarıma devam edip, artık kendimi salacağım.. 

14 Kasım 2015 Cumartesi

İzlediğim YouTube Kanalları 2

Bugünki YouTube kanallarında çok harika kanallar var aklımda. Paylaşmak için can atıyorum gerçekten. Umarım bu kanalları siz de çok beğenirsiniz :)) Haydi başlayalım !! *.*


1- İlk olarak ben Vine izlemeyi çok seviyorum ancak bu aralar ne kadar çok izleyemesem de, çoğu zaman izlemeye çalışıyorum ve bir çok takip ettiğim fenomen ve olmayan Vine çeken çoğu kişileri izliyorum. YouTube'a da ekstra olarak daha güzel komik video koyan Vine çeken YouTuber'lar da var. İlk olarak Jake Paul'u ben çok seviyorum. Lele Pons gibi bir çok bilinen fenomenlerden o da. YouTube kanalında da çok güzel videoları var. Kaçırmayın bence 


2- Yine bir Vine fenomeni olan Marcus Johns'u ve sevgilisi Kristin Lauria'yı çok seviyorum. O kadar tatlılar kiiiiii *.* Çok hoş videoları vaaaaaar *.* 


3- Yine yabancı YouTuberlarla devam ediyorum. Bu seferki yabancı bir makyaj kanalı. Ben 1 sene önce falan keşfetmiştim ve gerçekten saçını ve kombinlerini o kadar beğeniyorum ki, her konudan çok hoş videolar var *.* Ay keşke Rachel benim ablam olsa diyorum *.*


4- Bu seferki bir diğer YouTuber'ı Türk seçmek istedim. Bu seferki yine konulu videoları eğlenceli bir hale getirip hafiften de olsa güldüren bir kanal. Mimar birinin eğlenceli videoları. İşte Ağır Mimar !


5- Bu seferki yine bir Türk olup da yine Vine fenomeni seçmek istedim. KAFALAR Video Vine da da olan kısa 7 saniyelerini geliştirip 3 dakikalık birkaç video kanalı açmışlar ve bu kanal bence daha iyi olmuş. Ben pek izleme fırsatı bulamadım ancak birkaç videolarını izlemiştim ve gözlerim yaşarana kadar gülmüştüm. Gerçekten güzeldi, öneriyorum..


6- Bu YouTuber aslında bir YouTuber değil. Yani aslında bir sanatçı şarkıcı her ne ise 1-2 albümü olan biri ve gerçekten ben Nina'yı çok seviyorum. Saçlarına 1 yıl önce bayılıyordum ancak o saçlarını kıssacık yapmayı seçtiğinden sonra pek şarkılarını dinlemedim. Müzik listemde de birazcık olsun Nina olsa da, bugün kanalında bir video paylaşmış, yani ben yeni görüyorum; 10 Minute Make-Up videosunda kullandığı bir şarkı da Broods geçiyor ve ben Broods'u çok seviyorum ve onun da keşfetmesine çok sevindim. 

Belki takip ediyorsanız çok eskiden Edd Sheeran'ın sevgilisiydi ve birbirlerine yazdıkları birkaç şarkı ve video klipleri var. Ben çok seviyorum. Edd'in Drunk şarkısında da Nina var hatta :)


Ve bu yazımda da böyle bu Yabancı ve azıcık Türk kanalları keşfettirmek istedim size. Umarım keyifli vakit geçirmenizi sağlar. Ben bu yazıyı yazarken çok eğlendim. Umarım siz de videoları izleyince beğenirsiniz. İyi günler dilerim... 

8 Kasım 2015 Pazar

Doğum Günüm + Toyzz Shop Baskını !!

Bugüüüüüüün !! Doğum günüüüüüüm !! *.* 14 yıl doldu, şimdi benim aklımda olan 5 ay boyunca 15 diyemeyeceğim :)

Bugün ne kadar hasta da olsam keyifli hale getirmeye çalıştık. Aslında ne kadar hasta olsam da Bengisu, sesin çok güzel olmuş dedi. Normalde size bir sürpriz yapıp vlog çekip ilk defa benim sesimi duymanızı sağlayacaktım ancak kısıtlı bir vaktimiz olduğu için kamerayı yanıma almadım ve öylecek evden çıktım ancak elimde fotoğraflar var !! *.*


Burada emoji gidi durmuşum, Bengisu öyle diyor :)) 


Burada elimde tuttuğum Pepe'nin dedesi ancak onunla fotoğraf çekilmekten vazgeçtim :) 


(Burada Bengisu'ya Pepe'den bahsederken mimiğim yer değiştirmiş galiba :) )


Micky ile sevgilisiiii :)))


Saksafoncu oldum da orada videoda çıkmışsa çok güzel sesli oyuncaklar vardı biz dans etmeye bile başladık :))


Ancak ben ne kadar bir şeyler yesem de doymadım ve yine bir şeyler alıp yemeye başladık. Patos'u ilk defa beğenmedim. Neden bilmiyorum ama fazla acıydı sanki. Keşke Ruffles'ı alsaydık :( Kinder'i de sevmedim ama olsuuun :) 

Fotoğraf gerçekten benim çok hoşuma gitti ancak ne kadar hasta olsam da kendi enerjimden ufak da olsa katmaya çalıştım. Biz genelde Bengisu ile her hafta sonu bir yerlere gidiyoruz ve o mağazayı altına üstüne getiriyoruz ancak bunu hep yapıyoruz. Yakın zamanda şikayet etmezlerse iyidir :) Selfie yok çünkü ben kolumu pek yukarı kaldıramıyorum, o yüzden sadece bunlar var. Bence güzel bir gündü :)) 


3 Kasım 2015 Salı

1- The Notebook

Uzun süredir aklıma yeniden bir seriye başlamak vardı ve her blogumdaki yeni seriye başladığımda o kadar içim kıpır kıpır olduğu bir tek bunda oldu galiba. Adından belki acaba filmle mi karıştırdım acaba dedim ancak bu sıralar romance pek izlemiyorum yaa :)) 

Bu serideki yapmayı planladığım ve bu serinin asıl konusu şu ki; telefonum üzerinden bir çok yazı yazıp notlarıma kaydediyordum ancak bir çok kez telefonumun sorunları yüzünden gidip hep format attığımda ilk aklıma gelen, neden ben format attım yaa oluyordu. Çünkü format attığımda o yazdığım tek önemli yazılarım gidiyordu. Bu sefer hem sizin açınızdan hem de benim açımdan bir klasör görevi görecek bu seriye başlamayı düşündüm. 

Neden serinin adı The Notebook denilecekse; notebook gibi bir görev gördüğü için uygulamam, bu nedenle Notebook adını verdim. Genelde de yazılarımda ne kadar Türkçe başlık kullansam da gerçekten İngilizce'yi bu sene daha fazla sevmeye başlıyorum.

Yaygarayı bitirip, hemen notumun ilkinden (şimdilik) paylaşmak istiyorum. Ancak belirtmek isterim ki, bu serideki en uzun olan bu yazı olacak. Diğer yazılarımda sadece notu verip fikirlerimi belirteceğim..


"Waves ordered all other waves.." 

"Sometimes the waves can not exceed even me, wave after wave.."

Dalgaları sevdiğimi herkes bilir. İşte dalgalar için anlayana sözlerim *.* 

27 Ekim 2015 Salı

TEOG Öğrencisi Blogger'ı (Hiç Belli Değil)

Nedense her laptopun başına oturduğumda yorgun ve okuldan geldiğim kıyafetlerimle direkt maillere baktım. Bir süre video izledikten sonra da bir şeyler yazmam gerek deyip bu yazıya başladım. Çoğu zaman olan da bu oluyordu. Ay ne kadar da iğrenç bir kızsın sesleri duyar gibiyim. Blogdan hayatım da çok belli oluyor ama bilmeyenler vardır belki de belirsiz bir konu seçtim.


Doğrusu bugün etüten benden 1 yaş küçük biri gelip de bana bir şeyler sormasaydı ve ilk defa bu kadar ciddi konuşmasaydım belki de bahsetmek istemezdim. Aramızda geçen adım adım bu çeşit bir konuşma geçti; 

-Teog o kadar kasıyor ki, hayatından şimdi hatta bu günden başlayarak bir şeyleri çıkartıp testlerle bağdaşman gerekiyor. Ki bana bile yetmezken ki aklımı meşgul eden kimse de yokken, tek odak noktam Teog oluyor. Zaten kendisiyle seni etkiliyor, tek bir harfiyle diyebilirim. Ancak ben kendimi anlatsam, ben 1,5 sene önce aktif Facebook kullanıcısıydım. Bir an Twitter'ı çok kullanmaktan dolayı Facebook'u dondurdum. Sonra bir şeyler oldu ve hayatımı engelleyen o Twitter, IG gibi hesaplarımı sildim. Ve o günden sonra hayata bağlandım ve kendime bir söz vermiştim. Eğer bu sene iki dönem de takdir almazsam bundan sonra bütün umudumu keseceğim demiştim. 

(Örnek olarak 6. sınıfta benim ortalamam 81 ve düşünün, ben Türkçe'den ortalama 75 alırken, 7. sınıfta 90 ortalamam olmuştu.) 

Bundan sonra da 6. sınıfta iki teşekkür almıştım ancak o hedefi aklımda tutturduğumda o kadar rahattım ki, iki dönem de takdir aldım. 

Bu konuşmada benim tüm konuştuklarımın arasına sorular eklenmemiş şekli. Ki ben öyle biriyim ki, her şeye gülerim (ne kadar belliyse ?) Hatta genelde kafama göre hareket ediyorum ve iyi şeyler çıkmasa da, ben bir dediğimi genelde kendime inanıp da diyorsam, yapıyorum. İstekliysem, biri beni çekemiyor... 

Hedef 410 ? Hahahhaha :) Bakın şimdi, bu yaz 400 dedim. Güzel Sanatlar okulu puanı 400'dü. Sonra dedim ki, ya 400 olursa ? Bu hedefi de, yakın bir zamanda 410'a çıkarttım. Güzel bir anadolu da sonradan seçeceğim. Puanım bir belli olsun havasındayım :))

Güzel dilek ve duaların yorumları aktarılmasını istiyorum buradan sizlere :)) Bir dilek ve öneri de siz sunun ? :)


26 Ekim 2015 Pazartesi

Far Away

Şu an 3 yıl önceki bir eskiliği ve o yaprakların yıprandığı yazılarımı biliyorum onunla ilgili. 3 yıl öncesine ait iğrenç yazımı da biliyorum. O saçma duygularımı ve senin kirlenmek bilmeyen kırmızı kazağını ve o siyah ve iki çizgili spor ayakkabılarını ve siyah ucunda top olan bereni de biliyorum. 


3 yıl önceki seni biliyorum. Kabaca konuşmanı ve bana dediğin o kelimelere aldırış etmediğimi hatırlayıp, kendimi üzüyorum arada. Keşke eskisi gibi olsam şimdi diyorum. O günlerde dediğin o can acıtıcı sözlere aldırmayaşım gibi.. 

Nasıl vazgeçtiğimi hatırlayamıyorum. Ama en son 3 yıl sonra karşılaştığımız o anı da bir dua gibi beklediğimi söyleyemem. Seni öyle bir unutmuşum ki, o 3 sene içerisinde kendi yarattığım o insanı unutmuşum zamanla. Kendi benliğimi unutmuşken, seni de beraberinde unutmam normaldi. Ama öyle bir yarım saatti ki o, yanına gelip sen o musun demek yerine, şimdi sadece gülümseyeceğim anı bırakmak istedim. Sana fark etmeyeceğin bir ceza verdim. Söylediğin sözlerin şimdiki acılarının cezası belki de.. Ama sadece amacım beni o andan sonra yeniden hatırlaman beni o kelimelerden sonra sevmenden daha anlamlı.. 

Çok uzaklardayım, sana bir adım uzak..

24 Ekim 2015 Cumartesi

Gelişme Konuşması (İthaf İçerir)

Bildiğiniz üzere yaklasık olarak 2 yıldır blogger yazarıyım ancak tam olarak bu yaz ayında aktifleşmeye başladım. 1 sene boyunca kendimi soyutlayıp, kendi dünyamdaydım. Bloguma yeniden bir giriş yapmam üzerine bir konuşma ya da bir "teşekkür" konuşması yapmak istedim. Hatta şu an aklımda teşekkür edeceğim ithaflı yazıların içinde kimleri konuşacağımı düşünüyorum. O zaman hemen başlayalım !! *.*


İlk başta blogumu 2 Nisan 2014'de açtım. O gün evde tek başıma oturmuş şarkı filan dinlerken, sonunda blogumu kurmalıyım deyip kitap umutlarım biraz da olsa sönmüşken, blogumu ilk yazımla beraber hemen paylaştım. Ancak bazı sosyal ağlara olan ilgim yüzünden laptopa girmeyi bile unutmuştum. 17 Ocak 2015 günü bir yazı paylaşıp, sonrasında blogumdan uzaklaşmaya başladım. Gerçekten Ocak ayında değil, çoktan unutmuştum ve biraz kendimi anlayamadım. Doğrusu her şeyi unutup, kendi sandığım mutluluğumla yaşadığımı falan zannediyordum. Asıl sorun da buydu, bağımlı olmuştum.. 

Sonra ne olduysa oldu ve sosyal ağlardan çekildim ve blogumla kendimi bütünledim. 11 Mayıs 2015 günü öyle bir dönüş oldu ki, bir 20 gün sonra da ikinci yazımı paylaşmış da olsam, sonrasında gerçekten çok aktifleşmeye başladım. Haziran ayının getirdiği boşluklarda da sürekli bloguma girip yazı yazdım. Gerçekten çok bütünleştim blogumla. Üzerinden 5 ay geçti blogumla yeniden bağlamamın üzerinden..

Şimdi asıl konuya gelmek istiyorum ki burası gelişme bölümü diyebilirim.. Yeniden gelişimle bir çok kişiyle tanışma fırsatım ve hatta yükselme zamanı gelmişti. Gerçekten hani bir sokakta falan gezerken bile aklıma geliyordu hep böyle blogum. Zamanla o kadar hoş arkadaşlıklar kurdum ki, yaz ayını beraber geçirdiğim arkadaşım blogumu öğrendi ve sanki bir hikaye okur gibi blogdan arkadaşlarımı şimdi hala takip ediyor. Gizli okuyucu diyelim şimdilik ona, çünkü o da blog açabilir. 

Gerçekten o bile benim blogumdaki arkadaşlarımla olan muhabbetimi yapıyoruz böyle, hani o bile çok güzel İrem derken, ben de gülümsüyorum. Arada böyle sürekli blog arkadaşlarımdan bahseder, iyi ki tanışmışsın, çok hoşlar ya filan diyor. Emin olun arkanızdan konuşuyoruz ;) :)) 

Şimdi geldim ithaflarıma. Yani bu güne kadar çok büyük kitle dediğim insanlara :) 

İlk olarak aklıma esen Deep Tone oluyor... 

İlk bloguma nasıl yorum yaptı hatırlamıyorum ya da ben ne diye bloguna yorum attığımı hatta nasıl blogunu da bulduğumu bilmiyorum. Sadece böyle bir iki yorumdan sonra cidden çok hoş bir arkadaşlık oluştu aramızda. Bana dost oldu, ona gerçekten teşekkür ederim. 

2012 Yılında kitap yazmaya adımı koymuşken, umudumu kesmiştim ancak bu aralar kitap yazmam onun sayesinde. Yani hiç arkadaşınız bile yoksa, her şeyi dinleyebilecek bir Deep dayanağı var karşınızda diyebilirim. 

Ancak tek hatırladığım Deep'in blogunu bulduktan sonra baktım bir sürü takipçisi var ama hiç bundan dolayı övünen biri yok. Gösteriş no ilgi everything yani :)) Tam anlamıyla böyle biri bence :) Hadi ilk gün umursadım Deep'i dobra dobra söylüyorum. Sonra baktım kitap yazmış. Allah Allah ! Ben nasıl birini buldum filan dedim. Çünkü böylesine sevilmiş ve kitabı var. İki tane ! Ama sonra da bakın bakın, (övünme zamanı) 3. kitabını ilk gören benmişim ! *.* Deep bile çıktığını görmemiş ki ben de gördüğümde bir iki dakika hadi canım falan diye söylüyorum hep. Ama meğereki kitap Deep'in 3. kitabıymış :) 

İkinci olarak Kahve Yanı'nı anlatmak istiyorum ancak pek de anlatabilecek bir şey bilmiyorum galiba. Kendisine ilk yaptığım çekilişte yer verip, kazanan kişi o olmuştu. Hoş bir iletişim kurduk ancak pek konuşamıyoruz. Eh, benim de sınavlarım var filan, malum. Ama kendisi çok hoş biri :))

Üçüncü olarak blogdan ablam olarak birini görüyorum biliyor muydunuz ? Drama'yı ablam olarak görüyorum ve bilmiyorum pek çok konuşmamamıza rağmen kendisini çok seviyorum. Üzülünce üzüntü geliyor bana gibisinden bazı durumlar oluyor. Bazen içim sıkkınken filan iki laf edebiliyorum kendisiyle. Ona abla demeye çalışıyorum her defasında ama diyemiyorum ama olsun o çok hoş biri *.*

Az daha unutuyordum ! Sıla Duran, namı diğer asıl ablam ! (Namı diğer sırf bu ':)' emojiyi sevmiyorum diye böyle ': )' yapan biriyse sevmemem mümkün değil.)

Onunla o kadar çok görüşüyorduk ki, o Üniversite sınavına çalışırken ben de şimdi Teog sınavına çalışıyorum. En son internetimiz gittiğinde çok zor konuşuyorduk iyi kötü artık aramız o kadar iyiydi ki, ben ona abla o bana küçük kardeş diyordu. Bakın şimdi an duygusallaşma anıdır.. :((

Sonra o da internette çok vakit geçirdiği için, internet başından kalktı ve geri de dönmedi. Özlüyorum, hem de çok.. Yani şu an sevgimi anlatsam filan, gerçekten çok özledim. O belki aylar sonra görecek ama gerçekten ilk günler çok özlüyordum ama şimdi ? Onu unutmaktan korkuyorum diyebilirim. Umarım geri döndüğünde aramızdaki sıcaklık devam eder. Onu gerçekten çok seviyorum. Onu gerçekten çok özledim. Çok ama çok teşekkür ederim abla :( 


Sonuna mı geldik ya ? Ay durun bir göz yaşlarımı sileyim de..

Ah, ah ! İnsan özlüyor işte. Sanal da olsa konuşası geliyor, eskiden böyle gözlerimden yaşlar dökülüne kadar güldüğüm zamanlar aklıma geliyor. Hepsi onun sayesinde.. Ama gerçekten herkese bir kucaktan daha fazlası teşekkür ederim. (BENİ SİZLER YARATTINIZ der gibi oldur kusura bakmayın) Bu güne kadar buralarda olsanız da olmasanız da teşekkür ederim :)) İyi ki varsınız :) 


Toz Dalgası

Sayfalarda kaybettim kendimi,
Toz misali nem kaptım,
Bir kitap kokusu kadar da olmasa,
Aşkı öğrettiler bana.


Aşkın kokusuydu oksijen,
Kitaptaki her kelimenin esintisi gibi,
Yüzüme savurdu her etkisini,
Acısını öğrenmeden bilmemeyi,
Öğretti ilk hamlesinde.

Sevmemeyi de öğrettiklerinde,
Her şeyi bilmiş oluyordum,
Ama ya duygularım ?
Ama ya benim dalgalarım ?
Neredeler diye arar mısın ?
Sormadılar ki,
Bilemem..

26- Filmler'in Esintileri "Lucy"

Etütte geçirdiğim arkadaş ortamı içerisinde bir arkadaşımdan öğrendiğim öneri bir filmdi. Ben de izlemek için sabah en erkenden çektim laptopu filmi izlemeye..


Film oldukça her an beni korkutmaya başlasa da, gerçekten bir etrafıma bakma hissi uyandırdı. Film normalde 8 Ağustos 2014 tarihinde çıkmış olmasına rağmen ben filmin kapağını hep görüyordum. Sinema salonlarında vs. her yerde görmeye başlamıştım ancak etütten bir arkadaşım önerince filmi hemen ilk fırsatta izlemeye başladım bugün. Gerçekten ve gerçekten her insana uygun bir bilim kurgu filmi bence. 

Film, standart bir insanın beyninin yüzde 10’unu kullanabildiği sözde-teorisinden yola çıkarak, bu oranın artması durumunda elde edebileceği güçleri ve yapabileceklerinin sınırını sorguluyor.

Oyuncular: Scarlett Johansson
Morgan Freeman
Min-sik Choi
Amr Waked

Filme kesinlikle 4/4 verebilirim hatta o kadar kurgulamış ve uğraşmışlar ki 4/5 bile verebileceğim bir film. Ki biz beynimizin sadece %10'unu kullanabilirken, bir insanın %100'ünü kullanabileceğini düşünüp bunu kurgulamaları gerçekten çok güzel. 

Her seferinde %10 - %20 diyerek beynimizin zamanla ne kadar özelliklerini ortaya çıkartabileceğini gösteriyor. Gerçekten inanılmaz bir film, ama film o kadar gözümü korkuttu ki, gerçekten bir filmden korkabileceğimi sanmazdım. Bir korku filmi dışında.. Ancak yapımcılığıyla da beni gerçekten çok etkiledi ! Kesinlikle öneriyorum.. İyi günler iyi izlemeler dilerim :)


23 Ekim 2015 Cuma

Dizi Esintim "Vixen"

Uzun zamandır pek çok şeye ara vermem ve hatta bir film bile izlemek için vakit bulamadığım için bir 1 saatlik bile olsa hatta 45 dakikalık bir bölümlük diziler de olsa, bir bölümünü izleyeyim dedim yaklaşık yarım saat önce. 

6 Bölümlük bir film buldum şans eseri. Hem de içinde Flash ve Arrow + karakterler animasyon şeklinde verilmesini çok severek izlemeye başladım. 


Mari olan ana karakter özel güçlerini kullanabildiği ya da başka bir değişle özel güce sahip olan bir totem kolyeyle hayatı değişir ve günün birinde çok eski zamanlarda o totemi isteyen başka biriyle karşılaşır. İşte o an her şey değişecektir dimi ? 

Belki de dünyayı kurtaran bir Vixen olarak kalacaktır ? 

Tam olarak bir araştırma yapamadım ancak hoş ve tam olarak benim için bir dizi olmuş. Flash ve Arrow farklı bir birleşim olmuş doğrusu. Ne kadar o iki diziyi de tamamen izleyememiş olsam da.. Hoş bir diziydi. Her bölümü en fazla 6 dakika olan 6 parçalık bir bütün. Ancak uzun dizi severlere bu dizi peynir ekmek kalacaktır.

2/4 puan veriyorum ancak 3/4 olabilir çünkü tam da ders çalışmam gerekirken kafamı dağıtmam için kısa bir yorum da yazmak için güzel bir dizi. 

İzlediğim YouTube Kanalları

Uzun zamandır Gmail hesabımı açtığımdan sonra Blogger'ı keşfettim ve ardından blog yazmaya başladım ancak Gmail hesabımı açtıktan bir süre sonra da YouTube'a kaydoldum. Son 5 ay gibi bir zaman içerisinde o kadar aktifçe kullanmaya başladım ki artık laptop başından kalkmamamın tek sebebi video izlemek oluyor. 


Şimdi aklıma geldi de neden izlediğim kanalları paylaşarak herkese tanıtmıyorum dedim. Video izlerken dedim ben buna da başlayayım dedim. Umarım güzel bir liste oluşur ve faydalı bir post dizesi daha ortaya çıkar :))

1- İlk olarak az önce Onedio kanalından birkaç video izliyordum ve bundan başlamak istedim. Bu kanalı 2 ay önce keşfettim ve Onedio nun kendi web sitesinde 7'den 70'e harika paylaşımlar var. Bu YouTube kanalında da birçok komik dize videolar var. 


2- Normalde ben pek çok makyaj da yapmasam ilk makyaj videoları ile başlayıp sonradan eğlenceli videolarla konu alan Meryem Can'ı çok seviyorum. Fan değilim YouTube'da kimsenin ancak görseydim bir iki laflaşmak isterdim. Hoş videolar içerikli komik bir kanal daha :)


3- Ben de kitap yorumları yapan bir blogger olduğum için böyle kitap yorumlarını video halinde paylaşan çok da izlemesem tek izlediğim Thin Books var. Gerçekten hoş bir sakinlikte ve oldukça çeşitli bir şekilde kitap okuduğu için ben çok seviyorum ancak bir kanalı da daha çok komik amaçlı yapılan videoları var. İkisini de kaçırmayın derim :))


4- Yabancı şarkı dinlediğimi bir çok kişi artık blogum dolayısıyla öğrendiler ve gerçekten Yabancı şarkılar konusunda ve keşfetmek konusunda takıt olduğumu düşünüyorum. Cover şarkıları da çok seviyorum ancak eğer coverlar asıl söyleyenlerden güzel söylüyorsa gerçekten çok seviyorum. Madilyn Bailey'i de YouTube kanalım olmadan önce de takip ediyordum ve neredeyse onun tam böyle daha çok keşfedileceği zamanlardan önce biliyorum ve şimdi evleneli 2 sene bile oldu ! 


5- Bir çok fikirleriyle Atatürkçü biri Asena Ermiş ile tanışın ! Arkadaşım bana Asena'yı önerdiğinde ilk başlarda pek sevememiştim ancak farklı konularda fikirlerini paylaştığı videolarda bile tam bir Türk'ü olması gereken fikirlere sahip olduğu ve gülünmesi yerlerde gerçekten hoş bir mimik kattığında çok hoş bir video ortaya çıkıyor. Her videosuyla beğeniyorum *.* Ayrıca vlog kanalını da takip ediyorum :)


6- Makyaj hakkında hiç bir bilgim olmamasına rağmen ilgimi arttıran Duygu Özaslan ile tanıştım YouTube'da. Bir makyaj kanalı için oldukça harika videolar paylaşıyor. 


Bu yazımda da bir farklılık yapıp yeni bir seriye başladım. Umarım güzel kanallardır. İyi günler dilerim :))