30 Haziran 2015 Salı

Müzik Hayatım 2


İlk başta yabancı pop ile başlayıp, daha eskilere dayanan ve bilinnmeyen şarkıları, grupları keşfetme dünyamda çok eski şarkıları ve çok az da olsa dinlediğim şarkıları gördüm yeniden. Ama bunu paylaşmadan yapamayacağımı anlayınca, bari bu da bir seri olsun dedim ve ikinci yazısını yazmaya başladım. 

Müzikler her sanatın ve sanatçının yardımcısıdır. Dışarıdan klasik, cazz tipi şarkılar dinleyen biri olarak da gözükseler; bakarsınız elektro, t-rap, dubstep tarzı dinlerler. İşte aynı onlar gibiyim ben de. Ama benimle müzik konusunda herkes anlaşabilir çünkü bir arkadaşıma istediği 50 (?) şarkıyı telefonumdan indirip, teker teker ona gönderdiğimi biliyorum. Her şarkı da anime şarkılarıydı ve arada dinlediklerim olmuştu. İsterseniz Türk Sanat Müziği dinleyin, dinlerim. 

İşte öyle eski dinlediklerimle, uzun süredir dinlemediğim şarkıları birleştirdim ve yabancı bir playlist çıkardım. 

Müzik Listesi: Krewella - Human
Adam Lambert - Whataya Want from Me
Chris Brown - Love More
Skylar Grey - Final Warning
Grouplove - Tongue Tied

Ve ayrıca herkesin içinde alkışlar eşliğinde arkadaşımla dans ettiğim şarkı ; Jennifer Lopez - Goin' In

29 Haziran 2015 Pazartesi

Ben Zor Beğenirim Mim'i


Tek mimlendiğim blog Deep'in blogundan mimler yağıyor gibi. Uzun zaman oldu, diğer mimleri yaptım ancak bunu yapmamışım. Hemen şöyle bir oturayım da yazayım dedim. Hadi başlayalım o zaman !

1- Yemek seçer misin ? 
Genelde bazı etler ve çorbalar, ayrıca soslar da içerisinde olmak üzere; seçerim.

2- Tatil için nasıl bir yer tercih edersin ?
Genelde havuzlu otel severim. Ama olmasa da faaliyetleri bol, yemek çeşitleri bol yerleri tercih ederim. 

3- Diyelim ki kuzeninin düğünü var, kıyafetini kaç gün öncesinden ayarlarsın ?
İlk önce 2 ay öncesinden dışarıda gezerim, fikirler edinirim. Sonra da 1 ay kala internetten sipariş edebilirim.

4- Bir kuaförün var mı ?
Belirli bir kuaförüm yok.

5- Yolda karşılaştığın arkadaşın sana ; "Kilo almışsın sen", dese, nasıl bir tepki verirsin ?
'Biliyorum' derdim sadece Çünkü bunları pek dert etmiyorum.

6- Bikini mi, mayo mu ?
Mayokini :)) Eğer spor olsun diye yüzüyorsam yüzücü mayosu, ama öylesineyse bikini.

7- Eleştiriye açık mısın ?
Eğer bir eleştiri dozunu geçerse ve benim sinir olacağım bir noktaya değinirse, o zaman iş işten geçer. Çok kötü bir görüntüye sebep olurum.

8- Sevgilinin en beğenmediğin yanı ?
Sevgili çok gereksiz, pek de umursadığım konular olmadığı için beğenmediğim bir yan da yok ...

9- Boş zamanlarında seni nerede buluruz ?
Evde ya da yaz ayındaysak havuzda bulunabilirim.

Dıtdırırım !! Sonunda bir mim yazımı da paylaşmış oldum. Üzerimde bir yük varmış gibi hissediyordum, meğerseki bu yazılardan. Günlerdir yazı türleri arıyorum, farklı bir şeyler yapmaya çalışıyorum ancak 'burada bir mim varmış' demiyorum. İsabet oldu diyelim... 

Bu konuda kimi mimlesem diye düşündüğüm hiç olmuyor çünkü pek bir blogdan tanıdığım kişi yok.  O yüzden isteyen yapıversin...

Notcuk: Fotoğraf bizzat kendi yazdığım kitaptan kalıntılardır. Şans dilerseniz sevinirim !

28 Haziran 2015 Pazar

Dünyalarımızı Gör


Değmedi yine, gördün değil mi ? Yine ağlarken konuşmaya çalışıyorsun, yüreğini dinlemeden. Dur diyor Tanrı, hıçkırıklarını sindir... Sen ki Tanrı'yla inatlaşırken bile kazanıyorsun; benim kaybettiğim nedendir belli değil mi ? Terk eden taraf neden ağlar, sorarım sana bebeğim ? O yüzüne yazık ediyorsun ama acı çektirmeye devam ediyorsun...

Geçen gün sokaklarda dolaşıyorum, denizin kokuları gece sokaklarında belli oluyor anca... Ya senin kokun neden sabahları doğmuyor yanımda diyorum. Tanrı'yla kavgana ben de katılabilir miyim ? İçindeki aşkı keşfedebilir miyim, bebeğim ? Kokunu parfüm mağazalarında gizleyebilir miyim ? Yasaklanmış bir kanuna karşı gelebilir miyim ? Şarkılarda izini sürersem rahatsız olur musun; bu acımı şarkılarla dindirsem sorun etme artık. Çünkü onlar da giderse, başımı kucağına koyup saçımı okşamasını isteyeceğim annem de yok...

Yalvartma beni, yakma şu ateşinde ! Bırak artık yalandan göz yaşlarını. Bir adım at bana, göz yaşların göz pınarlarında dolmasına izin vermeyeceğim. Ama saçma bir yol açtın kendine, asfaltını döşemeden taşlı yollardan geçiyorsun çıplak ayaklarınla. Acıtmıyor mu güzelim ? Tabiiki de acıyor, bilirim ben benim yanımda ağlarken sarsılmalarını, büyük patlamaları. Çünkü en az üç kez omzumda ağlayıp, haykırmıştın.

Senin de yok artık bir anne şefkatin, gel de göster doğabilecek olan kişilere anne şefkatini. Gel ki, dağları aşalım birlikte. Güzelliğine çirkinlik katan o oyuncu maskeni çıkar artık. Gel bana her şeyinle, sana yeni bir dünya açayım. Bir tiyatro kursu değil, bir dünya... Gel ve gör. Gel ve gör yeni açılan dünyalarımızı... 

10- Filmler'in Esintileri "In Time"


Bir Justin Timberlake albümleri, şarkıları, klipleri arasında bir yükseliş de filmlerdeki yükselişlerle bilim kurgu kategorisindeki en sevdiğim filmlerden birisi. Eğer sadece bilim kurgu kategorisinde bir senaryo yazılmış olsaydı, kesinlikle filmi sevmezdim ancak gerilim de eklenince, azıcıktan aşk da olunca filmi çok beğendim. 

Oyuncular: Justin Timberlake
Amanda Seyfried
Cillian Murphy
Olivia Wilde

25 yaşına gelen insanların, yaşlanmayı durdurmak için var güçleriyle çalışmak zorunda olduğu bir gelecekte geçen filmde, zaman gerçekten para ve güç demek. Will Salas , bir hata sonucu cinayetten hüküm giyer ve hapishaneden kurtulmak için tek şansı gerçek yüzünü gördüğü sistemi çökertmektir. Zira zamanın rahatlıkla satın alınabildiği bu sistemde zenginler sonsuza kadar genç kalarak yaşarken fakir ve güçsüz olan ise ölerek, elenir. Üstelik kendi yaşayamadıkları yıllar başkalarının hayatlarına eklenir. Güçsüz olanlar sadece bir gün daha hayatta kalabilmek için 'zaman' dilenir, ödünç alır hatta bazen zamanı çalar. Salas ise bütün bu yozlaşmış sisteme karşı baş kaldırır... 


27 Haziran 2015 Cumartesi

9- Filmler'in Esintileri "Tamam Mıyız ?"


Eh işte, yine göz yaşlarının peçeteleri doldurduğu bir film daha... Doğrusu oyuncularıyla beni etkileyen bir film eleştirmek gerekirse. Sonunda, başında, olayları anlamaya başlayınca göz yaşlarım durmak bilmedi ve bu filmde de gözlerim ağrıdı. Engelli bir yakınınız varsa kesinlikle izlemeniz gereken filmlerden biri bence...

Oyuncular: Deniz Celiloğlu
Aras Bulut İynemli
Sumru Yavrucuk
Zuhal Gencer Erkaya
Aslı Enver
Uğur Güneş 
Gürkan Uygun

İhsan bedensel engeli nedeniyle annesine bağımlı olarak yaşamak zorunda olan ve içerisinde kısılıp kaldığı bu hayata günbegün daha fazla küsen genç bir adamdır. Hayalleri vardır; asla gerçekleşmeyeceğini düşündüğü bu hayallerin uktesi ve annesine yük olduğu fikrinin ağırlığıyla yaşamdan kopmaktadır. Temmuz ise idealleri doğrultusunda baba evinden ayrılan ve bu süreçte ayaklarının üzerinde durmak için çabalayan bir heykeltıraştır. Geçinebilmek amacıyla çocuk romanlarında çizerlik yapar ve iyi gittiğini sandığı bir ilişkisi de vardır. Bir anda sevgilisi tarafından terk edilmesi ve elindeki işi kaybetmesi hayatını daha da altüst eder. Temmuz ve İhsan'ın yolları hayatlarının böylesine karanlık bir döneminde kesişir ve bu tesadüf ikisinin de yeniden doğmasını sağlar.

Peki izlenmeli mi, kesinlikle... Aras Bulut İynemli'nin oynadığı filmlere bakarsanız, dram dolu da olsa; Türk halkının en iyi film konularından bir tanesi bence. Fazla bilgi vermek istemiyorum çünkü filmi izleme isteğiniz kalmayabilir. Hemen açın izleyin...

26 Haziran 2015 Cuma

Kitap Mim'i


Yine Deep'ten mimlenmiş yazılar geliyor. Baktım geciktirmeden sıkıldığımda bir anda geçip güzel yazılar çıkartıyorum. Artık sıkılacağım zaman kalmaz dedim ve mimi yazayım dedim.

-İnce mi, kalın mı ?
Her türlü okuyabiliyorum... Kitabın konusuna bağlı.

-Artemis mi, Ephesus mu ?
Artemis pek okumadım ancak Ephesus'un kitapları güzel oluyor.

-Dizi mi, film mi ?
Yabancıysa dizi ve film. Türk ise ikisi de değil.

-Yeşil mi, mavi mi ?
Mavi.

-Lydia mı, Allison mu ?
Lydia.

-Matematik mi, Türkçe mi ?
Türkçe ile yazılarımı destekleyebiliyorum. Bu benim için matematikten daha yardımcı oluyor. 

-Labirent serisi mi, Lux serisi mi ?
İki seriyi de okumadım ancak Labirent serisi güzel diye duymuştum.

-Aynı Yıldızın Altında mı, Siyah Damar mı ?
Aynı Yıldızın Altında, ne kadar bitirememiş olsam da... Siyah Damar'ı okumadım ama.

-Fantastik mi, Bilim Kurgu mu ?
Fantastik. Bilim Kurgu hiç okuyamamışımdır.

-Aşk mı, Dram mı ?
İşte asıl bu ikisinde seçim yapamam. Çünkü en sevdiğim iki tür... Ama dram derdim.

-John Green mi, Brandon Sanderson mu ?
Green'in 2 kitabını da çok beğenmiştim. Sanderson'u hiç duymadım...

Mimleyebileceğim bir kişi aklıma gelmiyor ancak isteyen yapsın demek de istemiyorum. Vakti olan yaparsa sevinirim :)))

Müzik Hayatım


İlk başta bu fotoğrafı bilerek koydum ve çok seviyorum bu fotoğrafı, çünkü doğum günümde çekilmiş bir fotoğraf. Normal bir blogger uyurken fotoğrafını koymaz ve ben de samimi gözüksün dedim ve bunu koymaya karar verdim. Bir anlam çıkartmaya çalışınca 'Müzik Hayatım'ın huzurla bir anlamı olduğu mesajını vermeye çalıştım. Umarım fotoğraftan sorun yaşamam...

Bir sürü yazı, kitap, dizi, film ve gelişmeler arasındaki yazılardan birinde de dinlediğim şarkılar, müzik grupları, müzik zevkim ve kitap hayatımdan çok ayrı bir dünya olan bu dünyada ise, çok farklı şeyler saklı aslında. Bu aralar hüzünlendiğim şarkılar, ya da huzur bulup özgürlüğü tattıran şarkılardan gerçekten yaralayan şarkılar da var... Müzik hayatım; ruhuma bağlı.

Küçüklüğümde hep Toygar Işıklı'nın bir şarkısını bir odaya geçip söylemiş ve şarkılardaki huzuru ilk o zaman hissetmiştim. O Ses Türkiye'ye gideceğemi sanıp sürekli söylerdim. Gerçekten o anları hatırlayıp her zaman gülerim.

Ya da 8 yaşındaki bir odada yeni şarkıları araştırırken, Kesha'nın Tik Tok şarkısını duydum ve o günden bu yana yabancı şarkı dinlerim ve gerçekten o gün çok mutluydum...

Şimdi ise şarkı zevkim her an değişiyor ve ben rock dinlediğim için insanlar çok farklı görüyor. Genelde şarkı listesinden sıkılmış insanların imdadına ben yetişiyorum ve 'İrem bu şarkıları nereden buluyorsun, çok güzelmiş.' dediklerinde çok seviniyorum. Genelde insanlar iki bildikleri grupla övünürken ben farklılığı seviyorum. Kimsenin bilmediği, keşfetmediği şeyleri keşfetmeyi seviyorum bu da benim farklılığımı ortaya seriyor. Farklılığı seviyorum.

 Bazen gelip pop dinlerim, bazen gelir 90'lı yılların şarkılarını dinlerim. Bazen de bir şarkının adını bulmak uğruna dünyaları verdiğim de oluyor... Dinlediğim bazı şarkıları da aşağıdan bulabilirsiniz;

Yabancı Müzik Listesi: Pierce The Veil - King for a Day ft. Kellin Quinn
Black Veil Brides - In The End
Adam Lambert - Underground
Wiz Khalifa - Lit
Sufjan Stevens - Chicago
Sleeping With Sirens - Low
Broods - Bridges
Krewella - Alive
Sevyn Streeter - How Bad Do You Want It
Kygo - Firestone ft. Conrad Sewell
John Legend - You & I

Türkçe Müzik Listesi: Mabel Matiz - Gel
Yalın - Bir Bahar Akşamı
Cem Özkan - Ben Böyleyim
Cem Özkan - Bilmeni İsterdim
Gökhan Türkmen - Dene
Murat Dalkılıç - Derine
Leyla The Band - Yokluğunda
Sezen Aksu - Küçüğüm

25 Haziran 2015 Perşembe

Gezmek Gerek "Tiyatro Kursu ve Gagoz"

Eh işte, gez gez dolaş yetmiyor. Biraz da keşfetmek gerekiyor ve bir gazoz keşfettim. İçindekiler diye bir bölüm yapılmış ve gerçekten çok beğendim. 


Dışındakiler: Doğala özdeş karizma, renkli menkli bir hayat, cool kızlar, dünyayı kurtaran adamlar... Matrak asit içerir. Tek yan etkisi: geğirtir... Tikilerin ulaşamayacağı yerlerde saklayınız. Gagoz... Bir feza markası ! 

Tam anlamıyla gazozun altında böyle yazıyor ve gerçekten çok samimi geliyor böyle şeyler. Ben çok beğendim ve bu gazozun reklamı olduğunu gördüm.


Ayrıca tiyatro kursuna gittim ilk defa ve 'Oyunculuk Eğitimi' adlı kitabı öğretmenimizin okuduğunu öğrendim ve daha dikkatli dinlemeye başladım. Çünkü kitaptan çok alıntı yaparak gitti ve bu da ilgimi çekti elbette. Nefes alıp vermeye çalıştık derken gerçekten vaktin nasıl geçtiğini anlayamadık ve 2 saat vakit geçirdikten sonra kursun altında kafeye oturduk. Kafelerdeki hep yazılı yerleri hep sevmişimdir ve Aydın/Nazilli de duvarlara yazı yazılmış bir kafeye gitmiştim ve o gerçekten harikaydı. Ancak buradaki resimler de ayrı güzeldi. 







23 Haziran 2015 Salı

8- Filmler'in Esintileri "Aynı Yıldızın Altında"


Yine bir hüzün ve peçeteleri tükettiğim film. Ağlamadan duran bir insanın olduğunu zannetmiyorum. Çünkü film beni birkaç gün etkisinde bıraktı. Filme sinemada gitmeyi çok istedim ancak vakit bulamadığım için, internet üzerinden izledim. İzlediğim yer de çay bahçesi gibi bir yer ve insanlar doğal, işleri var ve önümden geçip her saniye ağlama şekillerime bakıp 'İrem, ağlama artık.' diyordu. Gerçekten çok güzel bir film... 

Oyuncular: Shailene Woodley 
Ansel Elgort 
Willem Dafoe 
Nat Wolff 
Laura Dern

Hazel ve Gus, kanserle ilgili bir destek grubunda tanışırlar. Hazel oksijen makinesine bağlı yaşayan bir kız, Gus ise protez bacağıyla dalga geçen bir erkektir, bu tanışma sonrası mucizevi bir aşk başlar. Kısaca böyle bir aşk filmine gözleriniz dayanabilirse, hiç kaçırmadan izlemelisiniz. İyi seyirler şimdiden...

Kitap Yorumu "Oyunculuk Eğitimi"

Okuduğum en iyi öğretici kitaptı diyebilirim. Oyunculuk hakkında, tiyatro hakkında ve tiyatronun özünden çok şey öğrendim. Tiyatro'yu seven herkes ve bilgi edinmek için ince bir kaynak arayan insanlar için çok güzel bir kaynak bu kitap... Ayrıca bir derste (?) ders kitabı ilan edilmiş yazıyor arka kapağında. Ayrıca Mijdat Gezen'in bütün oyunculuk eğitimini bu kitapta bulabilirsiniz bence.


Kitap özüyle birlikte 'oyunculuk' işte. Kitabı okumaya gelince hemen bir rahatlık sarıyor içimi. Meditasyon yapıyorlar, sanki ben de meditasyon yapmış gibi hissediyorum. Böyle bir tiyatro hakkında bilgi edinmek için kalın bir kitap almaya girişmiştim ancak, bu kitap hem ince, hem de çok güzel bilgiler içeriyor.


Bu kitapta da çoğu kelimenin, cümlenin altını çizdim; 


Kitabı hep sakin şarkılarla okumaya çalıştım ve bir kitaba öylesine başladığınızda gerçekten hiçbir etkisi kalmıyor. İlk başta müzik açık değilken ilgimi odağımı kitaba odakladıktan sonra şarkı açıyorum ve bu kitapta da önemli bilgileri çizip, bana yararı olabilecek yerleri bloknotlarla belirttim ve bir deftere önemli yerleri geçirdim. Mutlaka okunması gereken; eğitici-öğretici bir kitap. Ayrıca bu kitap sayesinde bir müzik grubu keşfettim ve gerçekten bu kitapla birlikte çok güzel dinleniyor. Bari onu da belirteyim dedim;




22 Haziran 2015 Pazartesi

"Ben Küçükken" Mim'i


İşte fotoğraftaki kadar neşeli sayılmazmışım ben aslında. Babaannem beni uyutmaya çalışırken ben bir yandan ayıcığımı uyutmaya çalışıyorum. Gülümsemem ne kadar yüzümün her yerine yansımış olsa da pek anlaşılmıyor ışıktan. Peki hep mi gülümsüyordum; hayır... Hem de bu gülümsememle alakası olmayan şeyler yapıyordum.

-Küçükken yerimde hiç durmazmışım; ağlarmışım, uyumazmışım, 28 ay süt emmişim, annemler dışarı çıkmış yine durmamışım ancak bir yere kadar ! Bana soğan vermişler ve o an susmuşum. Hala beni gören akrabalarımız öyle der durur ve ben her defasında aynı tonda gülerim. (Kötü huylarım soğanla son bulmamış)

-Bir keresinde masanın üzerinde olan yoğurt... Ben sandalyeden masaya geçip, üstündeki yoğurdu sıva yapar gibi duvarlara sürmüşüm ve durum yine vahim.

-Çok ağladığım fotoğraf yoktur. Bir tane sobanın önünde sıcaktan ağlamışım galiba. O anda fotoğraf çekilmiş nedense onu ben de bilmiyorum.

- 8 yaşlarında filan babaannemin taklidini yaptığım videolarım vardır. Yine şımarıklığımdan ödün vermeyip annem kameraya aldığında taklidim kötüleşmeye başlamıştır.

-Mızmızlığım o kadar uzun sürmüş ki, 7 yaşında hala mızmızlanmışım. Yemek başında istemediğim yemeği yemek istemediğim için öylece sinirlenmiştim. O an tabi hemen kameralar annemin eline şıp diye gelmiş.

-Çocukken hep süslü şeyler giyer, ballı tatlılar yerdim. Şimdi tam tersine sade şeyler giyip, şerbetli tatlılar yemiyorum.

-Halamın bir kızının kullanmadığı eşyaları bana verir ve bir diğer kızının 6 yaşında bana verdiği ayakkabıdaki sözü aklımdan gitmez : "İrem büyüyünce bu ayakkabıyı giyer." Ancak ayakkabı topuklu 35 numaraydı. 

-4. sınıf zamanlarında şiir, kompozisyon yazmaya daha çok heveslenmiştim. Genelde ailem çok beğeniyordu ve sınıfta kompozisyon yazın dendiğinde gözler hemen bana çevriliyordu. Şimdi de hala öyledir...

-4. sınıf ya da 3. sınıf zamanlarında okuldan eve gelmiştim. Arkadaşımla aynı sitede oturuyorduk ve eve geldiğimizde arkadaşım muz ağacına tırmanalım dedi. O gün de en sevdiğim t-shirt üzerimdeydi. Ama o gün muz ağacına çıktık ve olmamış muzları kopardık. Sonrasında t-shirtüm çöpe gitti.

-4. sınıftan bu yana her gittiğim servisçi benden bıkmıştır. Sürekli ayaklarımızla koltuklara çıktık, servise jöle döktüm, serviste dondurma yedikten sonra kabını koltuğun arasına sıkıştırdım vs... 

-Hep oje satın almışımdır ama hiçbir zaman oje sürmemişimdir. 

-Annemin saatlerce uğraştığı örgü saçımı okulda 2 dakikada çözerdim. Eve gelince annem yine mi çözdün saçını derdi.

-İki arkadaşım aralarında bir erkek için kavga ederlerken ben aralarına karışmıştım. O günden sonra 2 yıl boyunca o çocuğu sevmeye başlamıştım.

-8. yaş günümde evde arkadaşlarımla beraber kutlama yapmıştık ve konfetileri onlar söndürmeye çalışıyorken, sönmeyeceğini biliyordum ama onlara eşlik ederek üflemeye çalışmıştım.

-Her annem ya da babamın doğum günümde şiir yazmışımdır.

Eh işte, bu kadar yani. En fazla ne yazarım diye baktım ve bu kadar galiba ? Beni bu konuda Deepciğim mimlemiş ancak ben kimi mimleyeceğimi -yine- bilemediğim için, bu yazıyı okuyan herkes yazmaya çalışırsa sevinirim. 

Silgi



Bazı şeyleri silmeye kıyamıyorum. O kadar şeytani ki iç sesim; yakıp yıkmak istiyor her şeyi. Yeniden inşa etmemek için çırpınıyor, bir şey yapamamak için ellerini kesmek istiyor. Ben değilim ki psikolojisi bozuk olan...

Yakıp yıkmak, daha doğrusu yırtmak istiyorum; kıyamadıklarımı. Çünkü biliyorum ki; silersem izi kalır, acıtır da... Ama onu yırtarsam daha az acır vicdanım. İçim o kadar kötülükle doldurulmuş ki; Tanrı bile kaç kurtar kendini diyebilir...

Yıkmakla, yırtmakla geçmiyor nedense. Öldürmek gerekiyor içimdeki her şeyi; ben umutlarımı, duygularımı yeniden kazanana kadar. İçimdeki yeşillikleri sulamaya kalksam, siyahlıklar daha çok belirecek içimdeki ormanda. Yine yakacaklar o ormanımı. Ellerimi bağlayıp, sıcak kömür koyacaklar. Ama onların amaçları benim canımı yakmakken; ben acıya dayanıklığımla övüneceğim.


20 Haziran 2015 Cumartesi

"İstanbul" Diye



Her şehir, içinde bin parça duygu tozları taşır. Toz da olsa öksürtür, hapşurtur, sıkar insanın içini. Saat ne zaman olursa olsun, tozlarıyla güzelleştiğini düşünen insanlar da vardır. Her tozu barındıran sevgi çiftleri, tozları savurmaya da razıdır. Onlar da her şeye karşı durur ya, dünyayı önlerine alsalar, atom parçalamış gibi büyük bir şey ama bir rüzgar gibi önemsiz karşılayacaklar. Ama önemli olan bir şey var ki, karşısındaki sevgi barındıran yürek...

Her atışına şarkı yapabilecek insanlar işte... Özgürce sevebilen genç çiftler işte. Acı da çekseler aşktan, yine aşklarını suya atarlar. Ama bir zaman gelir de aşkları balığa dönüşen sudaki o duygu, yeşillenmeye başlayacaktır. Kimse gün gelip o acılarını bastırabileceği birinin gelebileceğini düşünmez. Ya da aşk acısını çok çektiklerinden umutlarını yitirmiş insanlar diyebiliriz. Onlar ne kadar aşka yüz tutmuş ve her insana tiksintiyle baksa da, gün gelip bir duygu yeşillendiriyor bir insan. Bir ömrüne bakabiliyor o duygu...

Canlandıkça, canlanıyor insan. Siyah'a aşıkken, maviyi daha çok sevmeyi biliyor zamanla. Duygudan duyguya geçmek neymiş biliyor zamanın verdiği güçlü kollarıyla. Kazdıkça kazıyor duygularını, açığa çıkartıyor hayatını. Sevmediği sokakları, sevmediği tozları da olsa; İstanbul'um diye sever her yeri...

7- Filmler'in Esintileri "Forget Me Not"

Film, ilk izlediğim korku filmiydi. En az 4 kez izledim ve en son izlediğimde korkmutşum. Ancak ilk ve son korku filmi izleyişim olduğu için, pek bir puan veremiyorum. Tek filme dayanarak güzel bir filmdi. Filmin bir diğer adı da: Ölümsüz Arkadaşlık olarak geçiyor.


Film 2009 yapımı bir film ve Bella Thorne'un baş rolünde oynadığı bir film olduğunu görünce izlemeye başladım bir heyecanla. Nasıl izlemeye başladığımı hiç hatırlamıyorum. İlk izlediğimde biraz gergindim. 2. sinde pek korkmamıştım. 3. izlediğimde arkadaşlarımla beraber çığlıklar atarak izlemiştim ve o gün gerçekten çok eğlenmiştim. Arkadaşlarla izlenen filmlerin heyecanı daha güzel oluyor. 

Oyuncular: Bella Thorne 
Cody Linley 
Carly Schroeder 
Chloe Bridges 
Kenton Duty

Mezuniyet günü yaklaşmaktadır ve Sandy Channing de sınıfının popüler başkandır ve hayatının en güzel zamanını yaşaması gerekirken arkadaşları teker teker kaybolmaya başlar. Sandy araştırdığında arkadaşlarının uzun zaman önce rahatsız ettikleri bir kızın intikam isteyen ruhu tarafından isteksizce uyandırıldıklarını keşfeder. Sandy geç olmadan bu olayın gizli sırrını çözmek zorundadır .. 

Ayrıca filmi ben İngilizce olarak izlemiştim hep. Türkçe'si daha çıkmamıştı. Bazı bölümleri izlenememesi gerektiği için o tarafları geçtim ve filmin özüne indim. Nedense en son izlediğimde filmin sonunda ağlamıştım. Olayları 4. izleyişimde anlamıştım o kadar aklımda senaryo geçmiş ki demek ki... Ama bazı bölümlerini izlemeden gerçekten güzel bir film. 

Acı


Acıyı hep bir yemekte, biberde mi taddın sen ? Hayatı bir acı tadına adamış insanlar mı vardı ? Tabii ki bir biber hayatı bu kadar acıtmaz. Türkler demez mi hep, 'Acı, acıyı bastırır.' diye. O zaman biber yenince, neden yoğurt yerler ?

Acı, acıyı bastırmaya çalışsaydı ; neden acıdan kurtulmaya çalışıyoruz ? Sürekli acı çeşitli, acı çeşnili yazılar ve yemek tarifleri duyuyorum insanlardan. Acaba hangi acı, neden bu kadar insanların dilinde hep. 

Geçen gün annemle evimizin sokaklarından el ele geçerken bir kadın gördü annem. Sol elinin işaret parmağı kıpkırmızı olmuştu. Annemle kadın konuşurken yine 'acı' kelimesini duydum. Kulağım çınlamaya başladı yine. Kadın, "Ablacığım, ütü yaparken yaktım." dedi. Annem, "Neden yoğurt sürmedin." dedi. "Yoğurt acısını almadı" dedi kasın. Sonrasını da dinleyemeden eve gittik. 

3. bir acı çeşiti daha duymuştum. Yoğurt sürülse de geçmeyen. 2. defa duyduğumda acı biberdi. Bunda üstüne yoğurt yenilince geçiyordu. İlk duyduğumda içinde bulunan acıdan bahsedilmişti. O kalıcıydı galiba; annem içine yoğurt sür dememişti hiç. Kadın yakararak "Geçmiyor." deyip duruyordu. Annem'e çok sinirlenmiştim, geçmeyen acıya yoğurt sürülüyordu ama yüreğine neden sürülmüyordu ?

Ancak şimdi 20 yaşındayım. Acı'yı öğretebilecek ne ailem, ne de akrabam vardı. Herkes diğer dünyada mutluydu. Annemin mezarı önümde, toprağını kavrayıp içime çektim kokusunu. Ben de yakarmaya başladım.

"Geçmiyor, Anne'm ! Çok acıyor, yoğurt sürüyorum geçmiyor. Biber değil ki bu; ne ütü yarası, ne biber acısı... Nedendir bilmiyorum Anne'm! 7 yıl önce sizi istemediğim için mi bu ? Yanına gelsem geçer mi Anne ?" Sonrası karanlıktı, acım geçiyordu; yol olup bir yolcuğa çıkıyordum. Gözlerim kararmaya başladığında hafifçe gülümsedim. "Acımı geçirdiğin için teşekkür ederim anne..."

19 Haziran 2015 Cuma

6- Filmler'in Esintileri "Ponyo"

Hep sevmişimdir çizgi filmleri. Çocukluğumda hiç bırakmadığım 3(?) tane film vardır benim. Hala yüklü hatta ancak nerede olduklarını bile bilmiyorum. Ama aklıma gelen en sevdiğim çizgi filmi 'Ponyo'. 


Filmin tam adı 'Küçük Deniz Kızı Ponyo' ancak ben kısaltarak söyledim. Japonların en ünlü film-dizi ünü animelerden gelir. Küçükken de anime çizgi filmi izlemişim o zaman dedim bunu yazmaya başlayınca. Gerçekten çok güzel bir film ve en az 5 kez izlemişimdir. Yine açsam yine izleyeceğim bir film. Çocuklar için de olsa, açıp bir açsanız, oradaki Ponyo'yu yemek istersiniz; o kadar tatlı ki... 

Film 2008 yapımı Japonların filmi. Film hakkında vikipedi'den araştırma yaptığım için, film hakkında pek bir bilgi alamadım çünkü yabancı bir dilde yazılmış ve hangi dil bilmiyorum. Çeviri kısmında da Türkçe yok. Ancak seslendiren kişileri filan kısa bilgiler var.

Seslendirenler: Hayao Miyazaki
Starring Tomoko Yamaguchi
Kazushige Nagashima
Yūki Amami
George Tokoro
Yuria Nara
Hiroki Doi
Rumi Hiiragi
Akiko Yano
Kazuko Yoshiyuki
Tomoko Naraoka

Sosuke deniz kıyısında annesi ve babasıyla birlikte yaşamaktadır. Bir gün deniz kenarına gezintiye çıktığında bir japon balığı bulur ve evinde beslemeye başlar. Bir süre sonra büyümeye başlayan japon balığı bir insana dönüşür ve Sosuke ona bir anne gibi her şeyi öğretmeye başlar. Sonraki olaylar bir hoşnutlukla gerçekleşir.

En sevdiğim şarkı olarak pek Ponyo'nun şarkılarına bakmamıştım, merak etmemiştim ancak şimdi bakınca filmi izlerken en sevdiğim şarkısı: https://www.youtube.com/watch?v=T5dH1PmMvD8

Durak




"Hangi şarkıya bu ağlamalar?" diye sorarım kendi kendime. Yolda, durakta, kafede, yazda, kışta; bir ağlamaya. Bilirim ki, her göz yaşı, bir ömür çürütür. Yutkunmaya çalışır insan. Hıçkırıklarında boğulacağını ümit ederek de olsa yavaşça gülümser. Bu da bir insanın sevincidir aslında...

Elleri avuçlarının arasında, saçları darmadağınık, kulağında kulaklık. Malum 'Hangi göz yaşı o insan ?' diyesim gelir. Yakarırım, 'Belki yazmaya yetmeyen kalemlerdendir acısı.' derim. İçim acır benim de.

Ya da otobüste ümitle yola bakan kulaklıklı genç. Ayakta durmuş köşeden bir yerden yola bakmaya çalışıyorum. Kendimi düşünüyorum kulaklığımdaki ayrı dünyamdan. Yine İngilizce kelimelerle, sözlerini çözmeye çalışıyorum. Her şarkıda bunu yapmaya devam ediyorum. Yol akıp gidiyor, derken yine bir durak ve dopdolu insanlar. Annemden, babamdan büyük bir teyze biniyor otobüse. Arka köşedeki kızın yanına baskı yaparak gidiyor 'kalk bakiyim' der gibi bir süre orada yanında kalıyor. Kızın gözlerinin pınarlarından daha fazla isyan eden göz yaşlarını görüyorum. 'Hadi, şurada in ve özgürce ağla.' demek istiyorum. Kız beni duymuş gibi hızla durakta iniyor ve yakışıklı bir erkeği görüp ona koşuyor ve ağlamaya başlıyor. Yer isteyen kadın, kızın yerine geçince hınzırca gülümsüyor. İneceğim yere yaklaştığımı anladığımda, arkaya yönelip kadının önüne geçince, kadın bana bakıyor. Kadına bakıp 'Hayat işte.' deyip gülümsediğimde, kadın düşüncelerinde boğulurken; hayatı öğretmenin mutluluğuyla başka bir otobüse biniyorum. Başka bir duygu duraklarına açılıyorum...

Not: Bu yazı pek içime sinmedi ve sanki bir eksiklik var, o yüzden yorum yaparsanız sevinirim.

17 Haziran 2015 Çarşamba

Blog Yazmaya Nasıl Başladım Mim'i

Sevgili Deep'in beni mimlediği konu 'Blog Yazmaya Nasıl Başladım'. Bir çok konuda yardım aldım kendisinden ve daha 2 tane mimlendiğim konu varken bunu yapmak daha cazip geldi. Es geçmeden de, bloguna aşağıdaki linkten bağlanabilirsiniz.




Blog yazmayaaa... Blog yazmaya 2 Nisan 2014 tarihinde başladım. İlk başta amacım yazılarımdan bahsedip, yazdığım yazıları duyurmak ve ardından kitabımı satışa sunmaktı. 1 yıl önce düşünmeye başlamıştım (2013 yılında). 2013 yılında kitap yazmaya başladım ancak daha bugün bile bir sonuç yok. Elimden 5 tane kurgu akıp gitti, ilk başlarda hayatımı yazdım, sonra hayallerimi, sonra bazı hayatları, sonrasında diyerek gidiyor ve en sonunda birkaç ay önce birkaç yazı çıkarttım. Lapop'uma aktardım. Sonrasında ilhamlarım geri gelmedi ve onu silmek istemedim ve 5. kitap parçacıkları hala durmuş benim yeniden yazmaya başlamamı bekliyor. 

2013 yılında düşünüp taşındım, blog yazmaya karar verdim. Bazı blog açan arkadaşlarımdan yardım istedim ve çok uzun sürdüğündü söylediklerinde 'boşver İrem' demiştim kendime çoktan. Sonrasında üzülsem de blogger'dan blog hesabı açabileceğimi öğrendiğimde 1 ay sonra hesabımı açtım. 4 saat (?) gibi bir zamanda blogumla ilgilendim. Yazılarımı önüme döktüm, blogumun adını düşündüm, sakin kafayla kendi başıma bir blog açtım. Sonrasında yazılarımı yazmaya başladım ve bugünlere geldim ve şu an blogum 1.000 görüntülenmeyi geçti bile. Birkaç kişinin yorumlarıyla sevinerek insanlara yorum yazıp, aklımdaki sorulara cevap buluyorum ve bugüne kadar herkese teşekkür ederim. 

Şimdi, kimi mimlesem demiyorum ve okuyan, zaman bulan, konuyu anlatmak isteyen herkesi mimliyorum. İyi günler...

Not: Havuz Açılımı yazımda havuzdan yakın bir görüntü koymamıştım, buraya koydum bunu.

16 Haziran 2015 Salı

5- Filmler'in Esintileri "Hayalet Dayı"

Oyuncularıyla ilgi de çekse, klasik Türk filmi saçma  komedi filmlerinden bir tanesiydi. Pek sevdiğim söylenemez ve gittiğim sinema salonunda 2 kişi daha vardı ve yarısında filmden çıktılar. Pek önermiyorum ve Türk milletimizin film kültürünü tiyatroya yüklenseydi şimdiye daha güzel şeylerin ortaya çıkacağına inanarak başlıyorum.


Klasik bir kişiye dayalı sadece birkaç yabancı süsüyle süslenmiş bir film olduğunu düşünüyorum. İki dost bir evi kiralıyor ancak içindeki hayaletle birlikte monoton hayatı bozmaya geliyor. Aslında konuda anlatılacak pek bir şey yok ve ben sadece fikirlerimi belirtmek ve sevdiğim bir filme boşuna para vermeyin diye diyorum. Gerçekten güzel bir film değil. Genelde yabancı bir filmi izlemek için sinemaya gitmek ya da aksiyon filmleri için güzel ve tercih edilen bir yere gitmek daha güzel oluyor. 

Oyuncular: Settar Tanrıöğen
Ozan Özcan
Caner Özyurtlu
Ülkü Duru
Esra Dermancıoğlu
Tuğçe Karabacak

Ajan filmine gidecektik, ancak bazı sorunlardan başka bir film seçmek zorunda kaldık ve saate en uygun olana girdik ve gerçekten iki gülünen argo kelimelerle pek de komedi kategorisine girmemiş. Oyuncular ayrı ayrı dallarda güzel filmleri bulunuyor ancak bu teklifi zorla kabul etmiş gibi film çabucak çekilmiş. Senaryo'yu hiç beğenmedim, yönetmeni de suçlamak zorunda kalıyorum ancak kendi fikrim. 

14 Haziran 2015 Pazar

Yaz Ayının Keşifleri "Havuz Açılımı"

Yeni bir liste eklenimiyle devam ediyorum. Yaz ayı geldi ve bunun da keyiflerini yazıya dökmenin güzel olacağını umarak başlıyorum... Eh, artık sezon açılmış durumda. Biraz da geç olsa sitemizdeki havuz açıldı ve ne kadar soğuk olsa da keyfini sürmek güzel oluyor. Birkaç yiyecek alıp da yedik, yüzdük, kitap okudum, şarkı dinledik ve günün yarsını tamamladım. 


Havuzda yanıma fotoğraf çekmek için bir şey almadığım için bu fotoğrafı çektim. Sabah 'Yıldızlar Sönünce' yi bitirdikten sonra yeni bir kitaba başladım hemen. O kitabı da yanımda götürdüm. 


Yazın keşifleriyle devam edeceğim. İyi ve mutlu bir tatil dilerim... 


Kitap Yorumu "Yıldızlar Sönünce"

Diğer kitap yorumlarıma göre uzun bir zaman sonra da olsa kitap yorumu paylaşacak bir kitap okudum. Bu kitabı ortalama 1 haftada bitirdim ve gerçekten güzel bir kitap ve bu kadar uzun bir sürede bitirmemin iyi yanı her kelimesinin anlamını düşünerek altlarını çizip, bloknotlarla en sevdiğim yazıları belirttim.




Fotoğrafta pek belli de olmasa kitabı bitirip kitaba böyle bakınca kitabı gerçekten sevdiğimi anladım.


Kitabı gerçekten tavsiye ederim ve kitabın yazarı; Ahmet Demir'in buradan çok sevilmiş olduğunu anladım. İlk baskı 25.000 adet yazısı ilk fotoğrafta gözüküyor zaten. Bir süre sürekli bir olaya dayalı kitaplardan sıyrılmak için güzel bir kitap. Her yazıdan ve sözlerinde kendinizi bulabileceğiniz bir kitap. 

13 Haziran 2015 Cumartesi

4- Filmler'in Esintileri "3 Idiots"

Aamir Khan'ın filmleriyle devam ederek ilk izlediğim filmiyle coşkuyla anlatabileceğim bir film doğrusu. Çok başarılı bir sonuçla tüm dünyaya kendisini tanıtan Khan'ın filmleriyle güldük, ağladık, eğlendik, hüzünlerden sıyrılıp filmlere sığındık. Hintler'in filmlerinin kötü olduğunu asla söyleyemeyeceğim. Başarılı bir çıkış çıkartan asıl filmi "3 Aptal" ile devam ediyorum...


2009 yapımı olan bu film, gerçekten asıl insanların içlerini yansıtarak; duygularını ortaya çıkartıyor. Her şeyin bir imtihan olduğunu da belirtmeden geçmiyor. Filmi gerçekten yorumlayarak izlemeye çalışsanız, gülerek o yorumlarınızı unutursunuz ve gülmekten ağlayabilirsiniz. Her dakikasına değecek bir film gerçekten...

Oyuncular: Aamir Khan
Kareena Kapoor
R. Madhavan
Sharman Joshi
Boman Irani
Omi Vaidya
Mona Singh
Parikshit Sahni

Film Hindistan'ın en iyi mühendislik okulundaki üç arkadaşın dostluklarını ve hayatını anlatırken eğitim sistemini eleştirmektedir. Hindistan'da tüm zamanların (kendi yılına kadar) en yüksek gişe rekoru ve hasılatını yapan filmidir. Daha önce yine bir Aamir Khan filmi olan Ghajini tarafından elde edilen en yüksek gişe rekoru, bu film ile kırılmıştır. Film, yurtdışı pazarında da en yüksek hasılat yapan bollywood filmidir.


3- Filmler'in Esintileri "P.K."

Bilim kurguda çığır aşmış uzaylı Peekay (P.K.) dünyaya gelip, bilmediği, dilini daha yeni fark edeceği bir şehire; Hindistan'a (?) gelir. Küçük bir çocuk gibi gördüğü ve bilmediği, bilmeye çalıştığı, öğrenme isteğiyle dolu olan P.K. hiç karşılaşacağını düşünmediği insanları tanır. Yeni dünyaya açılan, uzaydan dünyaya yapılan bu yolculukta P.K.'nin her kelimesine gülecek ve gülmeye doyamayacaksınız. 


Aamir Khan'ın genel güldüren ve gülmekten yerlere yatıran filmlerinden bir tanesiyle karşı karşıyasınız. Genelde arkadaş ortamlarında pek bir izlenecek film bulunmayınca hemen Aamir Khan'ın filmlerini izlemek için bu zamanları kullanırım. Aamir Khan'ın izlediğim 3. filmi ve gerçekten negatif duygular içerisindeyken bir anda gülüp, her şeyi unutabiliyorsunuz. Gerçekten 5/5 verilebilecek bir film. Kesinlikle tavsiye ederim.

Oyuncular: Aamir Khan
Anushka Sharma
Sushant Singh Rajput
Boman Irani
Saurabh Shukla
Sanjay Dutt

P.K. bi şehirdeki yabancının düşünceler komedisidir. P.K. daha önce kimsenin sormadığı sorular sorar. Bunlar masum, çocuk gibi sorulardır ama cevapları enteresandır.P.K.'in masum gözlerini gören insanlar kendi monoton hayatlarını gözden geçirirler.P.K.'in sadık arkadaşları ve dostları olur. Kırık kalpleri düzeltir öfkeleri dindirir. P.K.'in çocuksu merakı kendisi ve milyonlarca insan için manevi bir yolculuğa dönüşür.  


11 Haziran 2015 Perşembe

2- Filmler'in Esintileri "Fast and Furious 7"

Gerçekten olağanüstü beni etkileyen filmlerle devam ediyorum. Bu seferki film gerçekten çocukluğumun serisi. Paul Walker'ın ölümünden sonra filmden çıktıktan sonra sürekli ağladım ve ağlamaktan gözlerimin ağrımaya başladığı bir film. Bu film ve serisiyle birlikte olağanüstü denmeyi hak eden bir film. Filmin kapağıyla bile beni etkiledi ve filmden çıktıktan sonra sanki film kapağındaki Paul'muş gibi sarılacaktım. Gerçekten bir daha izlesem göz yaşlarına boğulurum. Sonunda da gerçekten çok kötü ağlamıştım.


Oyuncular: Paul Walker (Brian O'Conner)
Vin Diesel (Dominic Toretto)
Dwayne Johnson (Luke Hobbs)
Michelle Rodriguez (Letty Ortiz)
Jordana Brewster (Mia Toretto)
Tyrese Gibson (Roman Pearce)
Ludacris (Tej Parker)
Lucas Black (Sean Boswell)
Jason Statham (Deckard Shaw)
Nathalie Emmanuel (Ramsey)
Djimon Hounsou (Mose Jakande)
Tony Jaa (Kiet)
Ali Fazal (Safar)
Elsa Pataky (Elena Neves)

Filmin konusuna gelirsek Owen Shaw ve ekibinin yenilmesinden sonra, Dominic, Brian ve geri kalan ekip artık sahip olmak istedikleri normal hayata ve Amerika'ya geri dönebileceklerdir, fakat Owen'ın büyük kardeşi Deckard , Dominic'i takip eder. Nedeni ise kardeşini yaraladıkları için intikam almaktır. Bu yüzden ekip tekrar tehlikeye girecektir. Ekip Han'ın ölümünü öğrendikten sonra, Deckard onları ilk bulmadan önce kendilerinden birini öldüren adamı bulmak için yola koyulurlar.

Film kesinlikle serinin bütün filmlerini izlemeden izlenmemeli bence. Film çıktığı günü umutla sayıyordum ve çıktığında çok sevindim. Filmi sinemada izlemek gerçekten daha keyifli eğer böyle aksiyon türü filmler çıktığında internet üzerinden izlemek istiyorsanız bence hata yapıyorsunuz. Sinema ortamında şarkıların ve arabaların sesleriyle film sizi daha çok etkiliyor. 




1- Filmler'in Esintileri "In Your Eyes"

Merhaba !! Yeni bir seri başlatıyorum yeniden. Aslında kitaplara duyduğum ilgiyle birlikte yanında filmlere duyduğum sevgi eşit tutalamaz. Filmler başka tiyatro başka diziler çok başka. Filmlere pek zamanım da olmasa, internet üzerinden gitmediğim filmleri izlemeye çalışıyorum. Ama en çok önerilen film dendiğinde "In Your Eyes" dağları biçer. Gerçekten çok güzel bir film ve izlemeyip de onlara ayrı sevgi beslediğim filmlerden çok farklı. Filmin gerek şarkıları olsun, gerek kurgusu olsun, gerekse olayları olsun; muh-te-şem ! 


Film kapağı da gerçekten çok abartılı filmleri sevmiyorum. Bu oldukça sadece ve güzel olmuş. Ana karakterler gerçekten çok güzel ve ben ayrıca kadına aşık oldum diyebilirim. 

Oyuncular: Zoe Kazan  
Micheal Sthal David 
Nikki Reed
Jeniffer Grey
Mark Feuerstein

Filmin konusuna gelirsek. Kendi açımdan olarak filmi yorumlayarak konusunu anlatmak bana göre daha güzel geliyor. Film oldukça güzel ve bazı bölümlerinden dolayı sevmeyen insanlar olabiliyor, bu elbette ki tercih meselesi. Olaylar sanki romantik komedi filmleri gibi ama oldukça ilgi çekici olarak gerçekleşiyor. Filmin başlangıcında geçen olaylar yıllara dayanarak bir sorun oluşturuyor. Ancak bu sorun yıllar sonra bir umut ışığı olarak karşıya çıkacak. İki farklı şehir (?) arasında dağları aşıp da birbirlerini bulmak için o kadar birbirlerini görmeden sevebiliyorlar ki, gerçekten sonunda mutluluktan ağlanabiliyor. 

Film, 2004 yapımı da olsa ben bugün olsa yine izleyebileceğim bir film ki; ben bir kitabı 1 kezden fazla asla okumam. 2. okuduğum en sevdiğim kitap bile olsa, o kitaptan bıkarım. 1. okumadaki heyecanla beslerim o kitabı. O yüzden bir filmi bin kere bile izlesem bıkamam. Bu çok ironik bir durum olsa da bin kere izleyebileceğim filmlerden. Romantik sevmeyenler bile izleyebilir diye düşünüyorum. Sevgiyle kalın...




9 Haziran 2015 Salı

Dalga'nın Etkisi

Uzaklardaki dev bir dalganın gelişini bekle sabaha kadar: bekle, bekle, bekle.Bekle ki umutları, hayallerin o dalgayla seni senden alsın ve götürsün başka gizemli hayata. Beklerken de usanma ama; yeni hayaller de kurma. Beklediğin her ana, her salisesine değerini ver ki; verdiğin değeri anlatmaya kelimeler yetmesin. Beklemeye devam et ve açıl kendi hayallerinin yoluna. Uzaklaşma oradan, sakın ayrılma; umudunu yitirirsen, o zaman hayat durur ve dalga seni rüzgarıyla beraber çarpar. O yaz akşamının bir esinti gelse de rahatlasam dediğin değeri ver o dalgaya. Tüm umudunu somut bir dalgaya ada... Bekle o dalganın seni vurmasını, çarpıntisıyla birlikte. Pes etmeden, yorulmadan, dinle sessizliğin huzurunu. Ama pes etmek, umutlarını bırakmak sana yakışmaz...

Önemli Not: En sevdiğim şarkı "Waves"den esinlenerek yazdığım bir yazıdır.

Dinlemek İçin: https://www.youtube.com/watch?v=0a5WyAjL1MM


İrem Yağızel

8 Haziran 2015 Pazartesi

Kitaplarda Dönüm Noktası "Cengiz ERŞAHİN"

İlk yazılarımda çok bahsetmeden Cengiz Erşahin'i es geçmiştim ancak bir göz atınca 2 yıldır blogum var ama 2 yıllık blogları olanların maaşallahlıkları var yani. Blogdaki yazılarımı ayrıca da sohbet tarzında yazınca ayrı bir samimiyeti oluyor, nedense. Artık böyle devam edeyim ancak, asıl dönüm noktam olan Cengiz Erşahin'in kitapları olunca, her şey ayrı...

İlk yazılarımda ucundan biraz bahsetmiştim Erşahin'den. Cidden ayrı bir yazı yazmak 2 yıl sonra aklıma gelince kendimi ayıplayasım geldi. Bir ara Twitter'daki bir tweetimi favorilerine ekleyip, retweetlemişti ve gerçekten çok sevinmiştim. Hem de kitabını paylaşmıştım. O sırada da öylesine gezerken görünce bir anda hal ve hareketlerim değişti, çok sevinmiştim çünkü. Gerçekten buradan da teşekkürlerimi iletiyorum... 

Kitap dünyamı ve geleceğimi çok değiştiren sadece bir kitaptı. Oysaki hiç kitaplarıma hevesim yokken kısa kısa öykülerle her kelimenin altını çizdim galiba. "Cesaret Veren Öyküler" adı boşuna değilmiş. Giriştim bu kitap dünyasının içine, çıkartabileni ayakta alkışlayacağım...










Elimde normalde 3 tane Cengiz Erşahin'in kitabı vardı ancak ilk okuduğum kitabı yok. Çok hüzünlüyüm şu an...

Ayrıca bu kitapların ardından bir çok benzer kitaplar okumaya başladım. 











Doğrusu tam bir gelişim aracı gibi oldu benim için. Bu tür kitaplar insanları eğitiyor ve gerçekten kişisel gelişim kitapları kadar güçlü kitaplar. Oldukça eğitici ve son kitap da oldukça ilginç şeyler içeriyor. Hayatımın dönüm noktası işte Cengiz Erşahin'in kitapları !


Kitap Yorumu "Düşlerimde Bulduklarım"

Uzun zamandır bu tür kitaplar okmuyordum ve okuduğumda ise gerçekten çok iyi oldu. Genelde bu tür kitaplar ders verisi oluyor ve 200 sayfanın içine bu kadar anlam yüklemeleri de ayrı bir güzellik...


 İlk başlarda kitap okumaya Cengiz Erşahin'in kitaplarını okuyarak başladım ve gerçekten çok yararı oldu. Hatta bir keresinde Cengiz Erşahin'in kitabı diye babama zorla bu yazardan ilk önce bir okumaya başladım diyerek ince bir kitabını aldırmıştım. Kitap okumaya öyle kısa kısa öyküler içeren kitaplardan başladım...


Bu kitap da 2 yıl önceki aldığım kitabı aklıma getirdi. Bazı hikayeler ne kadar küçük bır çocuğun dilinden anlatılır gibi tecrübesiz yazılmış olsa da ben kitabı beğenerek satın aldım. Yeni Kitap okumaya başlayanlar için gerçekten bu kitap türlerinden tavsiye ediyorum. Türk yazarlardan başlayıp yabancı yazarlara yönelsem de geri Türk yazarlara dönebildim.


Hoş bir kitap, öykülerle kitap okumaya başlamak için ideal. Ancak, çok da profesyönel değil. Okunası bir kitap... Tavsiye ederim. İyi günler dilerim.




7 Haziran 2015 Pazar

Kitap Yorumu "Kırık Dökük Yaslar"

Kitap hakkında birkaç bilgiden ibaret sıradanlıkla karşılasam da aslında ilk önce birkaç bilgi edinip de kitabı satın almak daha uygunmuş... Kitapta geçen Biltmore Malikanesi tarihe dayalı 19 yy'ın mülkiyesi. Hani cidden çok güzel bir yer. Fotoğraflarına baka baka 'vay be' deyip durdum. Cidden çok güzel bir yer ki, hatta orada 10'u geçik film çekilmiş...


Tarihi açıdan da olsa, hala İngiltere'de yer alan bu malikane büyük bir alan kaplamaktaymış. Resimlerinden de arka bahçesi olsun, malikaneye giriş yolu olsun çok geniş bir alana sahip. Ayrıca eski sahipleri Vanderbilt'ler -kitapta anlatıldığı gibiyse- çok eli açık kişiler. Gerçekten hayran kaldığım kısımlar da oldu, çok kınadığım davranışları da oldu. 

Daha Fazla Bilgi İçin: http://www.biltmore.com/visit/photo-gallery
http://tr.wikipedia.org/wiki/Biltmore_Malikanesi



Ayrıca kitaba gelecek olursak, kapak tasarımını pek beğenmedim. Çünkü her şey birbirine karışmış, bunu kapak tasarımını yapan kişiye veriyorum ancak kitabın içeriğine gelince gerçekten çok güzel bir kitap. Başlarda çok kendine çekmese de, ben bir kitabı yarıda bırakmayı hiç sevmiyorum. Sonuna kadar gideceğim dedim ve bitirdim -çok az kaldı- Olaylardan spoi vermeden açıklamak gerekirse, çok satın alınmamış bir kitap ve eğer kapak tasarımı farklı olmuş olsaydı, satışı fazla olurdu. Konuyu biraz daha değişik olsaydı okunmayacağını çok iyi anladım sonradan. İlk başta ne kadar kötü bir kurgusu var desem de... 




Ve bu kitapta da nedense ağlanabilecek yerlerde rock şarkılar dinledim nedense. Ama altını çizdiğim yerleri kıskandım diyebilirim. Yazar cidden kurgusunu geliştirirse çok satanlar arasındaki kitaplarda yer alacağını düşünüyorum. Okunası bir kitap, ancak çok çabuk sıkılan insanlar bu kitapta çok daha sıkılabilirler. Nedense pek seçemedim nasıl bir kitap olduğunu ancak, içindeki kokularla da gerçekten her an kendinizi bir çiçekler vadisine gitmiş gibi hissettiriyor...