31 Temmuz 2015 Cuma

Yaz Etkinliği Mim'i

Ben beklerken Deep'ten gelen bir mim ile karşınızdayım :)) Yaz'ın keyfini de terini de çıkartmak için bir duş gibi bir mim olmuş bence. Benim mimime göre daha kolay olmuş. E hadi başlayalım :))


1- Klasik bir soruyla başlayalım; senin için 3 kelimeyle yaz mevsimi neyi ifade ediyor ?

Nem, gözlük, klima

2- Yaz aylarında ne sıklıkla kitap okuyorsun ?

Doğrusu geçen sene okuma alışkanlığımı pek yoktu ve 1 senede 1 kitap bitirmeye çalıştığımı biliyorum ve kitap buruşuk buruşuk olmuştu. Geçen sene yaz ayında da havuzda bir kız görmüştüm. 'Allah'ım nasıl kitap okuyor.' dedim durdum. Bu sene de ben okuyacağıma dair kendime söz verdim, her kitabı elime aldığımda geri bırakasım geliyor. Doğrusu pek okuyamıyorum.

3- Yaz aylarına daha uygun olduğunu düşündüğün kitap türleri var mı ?

Doğrusu ben edebiyat inceleme üzerine olsun altını fosforlu kalemle çizebileceğim denemeler kitabı olsun çok seviyorum. Her yazıda bir duygu, çok güzel ya :) Hem romanlar yazın çekilmiyor oluyor, dert içermeyen her kitap güzel aslında :))

4- Plajda kitap okuyanlardan mısın ? Eğer öyleyse en son hangi kitabı okudun ?

2. sorunun cevabında verdiğim cevap üzerine hiç okuyamıyorum. Zaten plaj değil sıradan bir denize bile gitmiyorum, havuz yetiyor da artıyor. Denizde atlayamıyorum, ona uzun süre alışmaya vakit harcayamam pek :) İzmir'e gittiğimde odaya bir an önce girebilmek için ne kadar çabalasam da, gece hep 12 gibi geliyorduk ve kitap okumaya hatta mesaj atmaya fırsat bulamadan telefonumu kapatıp uyuyordum.

5- Ve son sorumuz; senin için yaz mevsimi hangi renktir ?

Doğrusu renk seçemem ben ya. Ama bu sene hep siyah giymek istedim çünkü aldığım kot pantolonu hiç çıkartmak istemiyorum. Yeri geliyor şort bile giymek istemiyorum. İyi seçim yapamam ya ben, cevaplamasam olu-

"SİYAH !"

Ne kadar özentilik yapıp komik ve eğlenceli cevaplar vermeye çalışsam da, pek beceremedim. Hadi bu mim de benden Zahide'ye koşsun. Klima altında hasta olmamanız dileğiyle, serin rüzgarlar... :)


30 Temmuz 2015 Perşembe

Yangın

Moralim hep bozuk olur ya,
Mutluluğumu yarıda bırakırlar,
Mutluluğa olan özlemle,
Her gün umutla yaklaşırım,
Işıltı yakıcı güneşe,
Şarkılar acımı dindirir,
Şarkılara teslim olurum yine,
Sevgiye yenilmem ya ben,
Hayatın getirdiği acılar beni yıkan.

Mutluluğumu yarıda kesenlere gelsin,
Acınızı sonuna kadar çektireceğim,
Ağladığım günlerdeki,
İçimdeki parçalanan camları duyun,
Duyun o çığlıklarımı,
Duyun o acılarımdaki kırmızı ateşi,
Söndürmeye gelmeyin,
Çoktan kül oldu kalbim...


Bir Süre

Bir süre yazı yazmak istemiyorum. Belki geri gidebilirim...

27 Temmuz 2015 Pazartesi

Gazeteler ve Kitaplar

Aslında dedemin her güne özel gelen gazetelerinin beni bu konuda yazmaya teşfik edeceğini hiç bilmiyordum. Sabah her şeyi unutmuş bir şekilde uyandım ve kahvaltı yapmadan uyanma çabasına girdim. Doğrusu pek de bir şey yapasım gelmese de, yazı yazamamaktan yakınırken bir konu buldum. 

"Gazetler ve Kitaplar"


Gazete uzun bir zamandır haberleşme aracı da olsa, en pahalı bir Sabah gazatesi bile renkli yumuşak kağıdında 75 kuruş. En ucuzu 10 kuruş bile olabiliyor. Yanınızdaki 10 kuruşlukları bitirmek istediğinizde bir gazete almanız çok güzel oluyor. 

Dedem içinse gazete benim için bitmeyen kitap dünyası demek. Çünkü o kadar çok gazetesi vardır ki, eski bir gazete bile olsa; anneme bir gazeteyi attığı için bile kızdığı olmuştu. Yani ben asla kitaplarımı paylaşamam ve bir arkadaşıma en sevdiğim kitabı verdiğimde paramparça olmuş bir şekilde sırama bırakmıştı. Ondan sonra bir Zahide'ye en sevdiğim kitabı verdim. Kız 2 günde 2 kitabı da sağlam bir şekilde getirdi. 

Dedem'in gazetelerin içinde önemli bulduğu bulmacalar. Bütün o benim müziklere bağımlılığım, bulmacalardaydı dedemin. Ancak aklımda o gazetelere bakınca, kitaplardan ayırdım gazeteleri. Neden ucuzdular ? Neden kimse okumuyordu ? Teknoloji gelişmişti, ya insanlık aklı gelişmiş miydi ? Maziye olan sevgi hala canlanıyor muydu yaşlılarda ? Yoksa geleceğe mi takıntılılardı ? Sorunlar çoğaldı beynimde, sonra bana döndü. Neden kitaplar 30 TL'ye bile satılınca, alıyorduk da en fazla 75 kuruş olan gazeteyi almıyorduk ? 

Gazeteler de sayfalarca ve binlerce çıkartılır. Kitap gibi yılda bir kitap değil de, her gün yılda 365 tane çıkıyor. Her gün farklı haber, her gün ayrı bir renk beliriyor. Ama ya kitaplar ? Her gün renklenen kapakları değil, içimizde belirttiği duygular siyah-beyaza bağlıyor. O renklerin içindeki duygular o kadar gerçek iken, neden yapay aşklara inandığımızı anlayamadım. Elimdeki kitaba baktım, saçmalıktı... Gerçekten bir kaçış belki de, acılardan kaçmış bir kadının gerçek duygularıydı belki ? Ama nasıl inanabiliriz bir kelimeye ? O an o kadar komik hissettim ki, iyice şizofren oluyordum. 

Ama aklımda beliren asıl düşünce kitaplara olan aşkımdı. Onlara o kadar vakit ayıramamaya üzüldüm bir an. İyice komikleşmiştim, gazeteler varken neden kitapalardı asıl konu...

Not: Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim, fikir yardımlaşmasına davet ediyorum herkesi !! :))


26 Temmuz 2015 Pazar

Gezmek Gerek "Ördek Bağımlılığı"

Ya burada sıkılmak pek mümkün olmuyor. Çünkü her an onları kucaklamak için beni koşturan bir çift, ördek var. 


Geçen sene olan bağımlılığım, sıradanlığa dönüşecek sanmıştım ancak ördeklerin sularını bile değiştirirken 'Ben sizi yerim!' diye severken bile hiç sıradan olmuyor. Ya peşlerinden koşarken bile bu kadar tatlı olan bir ördek çifti yoktur. Biri kız biri erkek gibi vaklamarı filan hemen sevdiriyor kendini. Biri kabaca söylerken, diğer vık vık der gibi söylüyor. Allah'ım yakalamak isterken bile koşuşları çok tatlı. 

Kız olarak gördüğüm hep önde ilerler. Hep ikili dolaşıyorlar zaten, ama koşarlarken erkek olan sesiyle yönetiyor. Su içişlerine kadar tüm gün onları izlemek bana Darcy'i özletiyor. 

Darcy geçen sene burada baktığım ördek. Geldiğinde küçücüktü (sanki yeni doğmuş bebek anlatıyorum) ve ben hayvan sevmekten korkarken hemen onu başından sevmeye başladım. Bir ara yanımda gelip uyuduğunu bilirim. İşte o fotoğraf bu; 


Bu gün sandalyemin yanında bir yerlere gelmiş yere oturmuştu. Yavaş yavaş başını kanatlarına sürtüyor ve gözlerini aşağıdan yukarıya kapatınca gözleri beyaz gözüküyordu. Renklerine zaten aşıktım ama ona yemek vermek zordu. Ben de küçük kapta su ve yem koyup ağzına geçiriyordum ve yediriyordum. Bir keresinde peşimden geldiğini bile görmüştüm. 

Ama birkaç ay sonra kocaman olmuştu. Ve benden sürekli kaçıyordu ve onu sevemediğim için hala üzgünüm. Şimdi horozların yanında kafeste olduğu için, gidemiyorum. Horozlar tehlikeli, bu yüzden gidemiyorum. Ama fazlasıyla Darcy'i özledim.

Not: Bu yazıyı kafamda kurgularken şu şarkıyı mırıldandım:


24 Temmuz 2015 Cuma

Tatil Sıkıntısı

Ya neden bilmiyorum ama bu günlerde saçma saçma dans edip, başım ağrıyana kadar sallıyorum filan. Ben genelde böyle boş olduğumda gidip bir şarkı açıp şarkıyı bağırarak söylemeye başlıyorum. Doğrusu bir keresinde babam dans ederken odamın kapısını çaldığında duymamış ve dans etmeye devam ederken babam girmiş. Babam da başladı başını sallamaya filan ne gülmüştüm. 


Genelde müziksiz yapamıyorum ve müziksiz geçirdiğim vakitler, gidip şarkıyı mırıldanıyorum. Bugün öyle sıkkın ve halsiz mesajlar atıyorum ki, tatildeyiz ya; Antalya'ya gidince öyle bir özlem giderme olmayacağına eminim. Konular biraz karışık olacak ama, bir günümü vlog gibi anlatmak istedim. Doğrusu yarısını. 

Sabah güzel bir uyanışım yoktur. Genelde rüyalar uyandırır ancak; bazen de biri mesaj atmış mı diye telefonuma sarılıp mesajlaşırım biraz. Berna vazgeçilmez ya, o da sabahlar biraz. Sonra bir ışıkla uyanır o da :) İşte ilk önce ona mesaj atıyorum sonra baktım uyuyakaldım. Saat 9 gibi uyanmış oluyorum. 1 saat telefona bakıyorum bloglarda geziyorum derken, gidip elimi yüzümü yıkadıktan sonra kahvaltı hazırlanıyor, kahvaltı ediyoruz. Sonrası burada monoton geçiyor. Berna da Berna derken tüm gün ona mesaj atıyorum zaten. Bazen Feyza geliyor, onunla video filan izleyip, arkadaşlarıyla ilgilendim derken saat 6 oluyor. Ben ki moralim bozuk olmazsa gidip bir şeyler yiyorum filan. Sonrasında yemek yiyoruz yardım ediyorum derken pek de ev kızı olamıyorum. 

Monotonlukla geçen bir tatil de olsa, Antalya'da sınavlar başlamadan biraz gezmeye vakit harcamak istiyorum. Doğrusu bir geçen sene bu kadar özlemiştim Antalya'yı ama...


22 Temmuz 2015 Çarşamba

Yaz Ayı'nın Keşifleri "Çocuk Demeden"

Aydın'a geldik ya artık. Çoğu vaktim telefonda ve dinlenmekte geçiyor. Yeğenim Kaan ve Feyza ile geçti bugünüm de. Feyza ile geçen sene 1,5 ayımı geçirdim. Onunla da bir çok zamanım ve anılarım var ki, yine bir şeyler planlıyoruz.


Kaan, çok bilgili ve her zaman araştırmacı kimliği taşıyan 8 yaşında bir çocuk. Doğrusu ona çocuk demek garip geliyor bana. Çünkü her zaman onunla vakit geçirmeyi sevmişimdir. Feyza ile biraz konuştuktan sonra, Kaan ve onunla birlikte su balonu patlattık. Küçük bir eğlence de olsa, Kaan'ın verdiği tepkiler gülümsememi sağlar. 

Sonrasında birkaç müşteri geldi filan derken (Çay bahçesindeyiz. Çay bahçesi dayımların olduğu için, buradayız gün boyu.) akşam oldu. Kaan da hiç yalnız kalmaz, sürekli bir arkadaş bulur ve bilgisayar başında vakit geçirir. 

Akşam olduğunda geldi bana, plankton ne diye sordu. Vikipedi bile yardımcı olamadı. Euro News'e bile baktım ancak ben bile görmedim bu konuları. Lütfen, ne ise söylerseniz sevinirim. Cahilliğime verip, bir bilginiz varsa; söylerseniz sevinirim...

Müzik Hayatım 5

Müzik hayatım hep geri planda kaldığında duygu seline kapılırım. Çok duygusalım ve ağlamak için bile bir şarkı açmak isterim. Eski şarkılar daha çok bağlıyor ya beni. Birkaç hafta önce abim eski şarkı klasörlerine girince birkaç şarkının adını alacakken sadece bir tanesinin adını aldım. Rock çok seviyorum ya, özellikle slow. 3 Doors Down'u keşfettim. Ardından da Three Days Grace'i keşfedince yine sevin doldum ve serinin 5. yazısını yazacak kadar şarkı olduğunu düşünerek yazmaya başladım...


Zaten şarkıları keşfetmemde hep abimin yardımı dokunuyor ancak kendim bulunca abime keşfettirmek istiyorum. Bazen abim gelir, 'Sana bir şarkı dinleteceğim, ama kesin bileceksin.' diyerek şarkı melodilerini dinletir ve gülümseyerek devamını getirdiğimde, 'Bak işte, nasıl da biliyor.' der. Sınıfta da benden şarkı istemeleri de hoşuma gidiyor ya, herkesin şarkı zevkini bulduğum için başka bir sevinç oluşuyor içimde... 

Biraz da bende sürekli kafa sallama olayı vardır. Önceden bahsetmiş miydim bilmiyorum ancak, ben her yemek yerken aklıma bir şarkı takıldı mı başımı sallarım ya da ayaklarımla ritim tutarım. Annem de bilir ya, 'Yine mi şarkı söylüyorsun.' deyince yine gülerim. 

Küçükken de televizyondan dinlediğimiz şarkılarda devamını hemen getirince, 'Bak nasıl da biliyor.' derdi abim. Şarkılar hakkında böyle denilmesini çok seviyorum. Yaptığım ilk mimde bile müzikleri seçme amacım da buydu zaten. Doğrusu verdiğim cevaplar o an aklıma gelen şarkılar olduğu için biraz zayıf olabilir şarkılar. Ancak Deep'in cevap vermeden önce söylediği şeyi çok beğendim. Benim sayemde müzikler şarkılar keşfediyormuş hep. Diğer müzik durumları gibi buna da sevindim elbette.

Ancak ilgimi çeken bir şarkı vardı. Avicii'yi Levels şarkısından tanıdığım için, çoğu kişi ünlü olmadan önceki şarkılarını dinlediğimi duyunca pek inanmazlar. Doğrusu bir tane bile beğenmediğim şarkısı yoktur Avicii'nin. Hep dinlemişimdir ve yakın arkadaşım Batuhan ile sürekli Hey Brother'ı sürekli söylerdik. Onunla bile bir müzik bağım var. Hep bana şarkılarla gelir ve bilirim ya. Sınıfta müzik istediğim tek kişi de Deniz. T-rap dinler ve hep şarkının adlarını aradıklarımı onda bulurum. Genelde o da abim gibi dinler. Ben de onun müzik tarzını çok beğeniyorum. Batuhan ile de Get Up şarkısıyla birlikte şarkılarımız çoğaldı. İngilizce dersinde de her get up sözü geçti mi gözlerimiz buluşur. O da çok beğendiğim bir şey ya... 

Galiba çok da ağır bir müzik tarzım var. Milky Chance filan dinlemeye başlamıştım ve ilk dinlediğimde çok ağır telefuzlarından dinlememiştim ama zamanla beğenince onu da sevmeye başladım. Milky Chance gibi olaylarla Nina Nesbitt'i de keşfettim. Geçen sene keşfetmiştim, ancak o bile benden daha çok değişti, saçlarıyla da etkileyen genç bir şarkıcı kendisi de. Ancak albümünü bile bulamayıp, umudumu kesmiştim. 

Avicci gibi Flo Rida'yı da Sugar şarkısından filan tanıyorum. Jason Derulo filan derken pop müziklere karışıyor. Ancak sonuna kadar indie dibine kadar çıktı... (Bunu yapmazsam olmazdı.) Ama şarkılara geldik mi, indie ve rock dan vazgeçemem. Şimdi Flo Rida dedim de, Sia'nın adı geçmezse olmaz. Sia da öyle bir şarkılar, albümler çıkartıyor ki; beğenmemek mümkün değil. Eskilerden bu güne kadar da sevinirim (bazen) yüzünü göstermeyen kadıncağızı. Sesiyle ilgisini çeken Adele'nin sözlerinden faydalanmak istemiyor galiba.

Sia gibi Gotye de bir ara çok tutulmuştu. Tek şarkısıyla sevdiğim mağdur kişilerden galiba...

Müzik Listesi: 3 Doors Down - Landing In London
Three Days Grace - Never Too Late
Avicii - Levels
Avicii - Hey Brother
Dillon Francis, DJ Snake - Get Low
Deorro - Five Hours
Bingo Players ft. Far East Movement - Get Up
Milky Chance - Down by the River
Milky Chance - Stolen Dance
Nina Nesbitt - Way In The World
Jason Derulo - Don't Wanna Go Home
Sia - Chandelier
Adele - Someone Like You
Gotye - Somebody That I Used To Know


Bayramdan Seçmeceler

Komikimsi bir yazıya merhabağa değin !! Bizzat yaşadığım durumları anlatmak istedim ancak saçma olabilir çünkü şu an sevinçten öleceğim :) 


+Anne !
-Efendim İrem ? 
+Anne !!!
-Efendim İrem ?!
+Anne !!
+Bi gelsene ?
+- Ne anneymiş ya ? (Bkz. This is father)

*******************

+Dıt dıt dıt dıt dıt 
+Baksana şu şarkının ritmine. Çok kötü. Dıt dıt dıt dıt dıt sürekli.
(2 saat sonra)
+Dıt dıt dıt dıt. 
+Dıt dıt dıt dıt.
+Dıt dıt dıt dıt.
-İrem niye söylüyorsun hala ?
+Ağzıma takıldı ama iğrenç.
(1 saat sonra)
+Dıt dıt dıt dıt. (Bkz. This is me)

*******************

+Anne bugün elbise giyeceğim. 
-Git giy.
(Odaya gider, karar veremez annesini arar. 10 dakika sonra, annesinin yanına gider.)
-Hani elbise giyecektin ?
+Elbiseyle rahat edilmiyormuş, onu öğrendim. (Bkz. Elbise giyemeyen this is me.)

*******************

(Sabah pantolon, akşam soğuk havada şort giyer.)
-Sıcak havada pantolon, soğuk havada şort mu giyiyorsun ? 
+Aaaa ! Ben onu düşünmemiştim. 
(Gider pantolon giyer. Ultra Bkz. This is me.)

*******************

(Havuzdan çıkar, saçını tarar kurulanır. Kıyafetlerini alıp soyunma odası arar.)
/Hmm, sağda Bayan WC, solda Bay soyunma ve duş kabini. Kadınlar için soyunma odası yoksa, sağdakine girerim./
(Tuvalete girer, giyinir. Çıktığında bir erkekle karşılaşır. Sesini düzeltmeye çalıştığını sanar. Tuvaletten çıkıp tabelaya bakar.)
/Bay WC/

fghdjklşigkhjgkfldşijhgfkldşhgjkflşdlkhgjkfldşidşkjghjgkfldşfjhgjklfkj

Tamam bunun da burada sonuna geldik. Doğrusu bizzat yaşadım bunları ve en sonki olayda çok gülmüştüm. Kaldım öyle :D 

Saçmalamacalar Ve Kırgınlık (Gelecek Yolculuğu)

İlk başta hemen giriş yapıp yazılarımı yayınlamak istesem de sıradan bir giriş olsun istemedim. Özledim de denebilir boş da hissediyorum denebilir. Artık o kadar doğa üstü şeyler yaptığımı düşünüyorum ki, hiç gelmek bile istemedim yazmaya. Neden bilmiyorum ama bir gariplik var bende, sonrasında grip gibi herkes benden nefret ediyor. Yaptığım davranışlardan ben bile tiksiniyorum. Hayırlar olsun diyeceğim ama içime kurt düştü ya benim, hayırlısı da olmaz biliyorum. Böyle bir şey olamaz kardeşim. Bana ne yani, sonunda yine gelip burada içimi dökeceğimi biliyordum. (Bundan sonrasını okumak istemiyorsanız, yazıma geçin çabuk.)


Kardeşim, telefonum gelmiş yere düşüyor. Ben nasıl kötü oldum, tank gibi 3310 mübarek bir telefonum var. En az 10 kere taş, beton yerlere düşmüştür. Kampta öyle sıkıldım ki, artık telefonum düşüp ekranı gitmeseydi akıllanmazdım. Ama nasıl içim yanıyor. Düştü elime aldım, tabi alıştım ya tank olmasına, bir şey olmaz ya deyip elime aldım. Telefonumu yeniden açtım, Allah'ım ! Telefon piksel piksel bir yazı başka yazıyla karışıp beyaz çizgiler mizgiler filan... Ben tabi ağlamaya başladım çünkü, kamp süresinden sonra bir 2 hafta daha Aydın'da kalacağız. Tek işim telefonla vakit geçirmek... Annem ile babama da ulaşamam dışarı çıkmak istediğimde. Zaten arkadaşımla bir yerlere gideceğiz diye planladık, bu olduktan sonra hiç göndermezler. Bütün dünya başıma yıkıldı. Öyle bir hüzün, öyle iç karartıcı bir şey olamaz yani...

Sonrasında ise baktım normal açılıyor. Öyle de sevinç yok işte ya, akşam odaya geldiğimizde bütün bildirimler yüklenmiş tabii, yine telefon gitti. Yine ağladım, filan milan derken. 6 kez telefonum aynı şeyi yaşadı. Tabii az önce de olunca yine aynı şeyleri yaşamadım. Alıştım buna da ya, belki ilk defa iç dökmem başarılı olmuştur :(((

(Burdan başlayın ,dert dinlemeyenler :) Sizi şuradan uğurlayalım...)

Elimde laptop olmadığı zamanlar telefonumun başına geçip düşüncelerimi aktararak yine bir deneme yazısı çıkarttım. Doğrusu kısa bir deneme olduğu için şiir şeklinde de yazabilirim diye düşündüm. Nasıl okumak isterseniz, kendi seçiminiz :))

Çocuklar, genelde bir yerde gördükleri şeyleri tekrarlamak isterler. Mesela bir oyunu yeni duymuş olsalar da, heyecanla oynarlar ve çoğu arkadaşına yaymak isterler. Televizyonların bile zararından fayda çıkartarak, gördükleri yarışmaları kendi dillerinde kolaylaştırarak oynarlar. O an televizyondaki bir top model de, bir yarışma da, bir kötü oyuncu da onlara iyi gelir. Çünkü televizyon çocukların gözünde eğlence aracıdır. Gördükleri kötü ya da iyi davranışlar onların geleceklerini bile belirleyebilir zamanla... Çocukların dilinde meşhur bir yeşilçam oyuncusudur aslında. Nesilden nesile daha da gelişebileceğini bile düşünüyorum bu sözün. 

Hayatı nereye çekmek isterseniz sizi o yere götüreceğine de emin olabilirsiniz. Örneğin, psikolojiler bile bir strateji geliştirme aracıdır. Psikolojin bozuksa, o an düşünmeye yorulman gerekirken, beynin seni başka yöne çeker. Aklınızda bir düşünce olmadan hareket ettiğinizde de sonuç aynıdır. Kelimelerdir, hayatı değiştiren öz madde; bir lafa kırılıp-yıkılabilirken, bir lafa sevinçten göklere ulaşabilirsin. İşte o gelişim çağında da öğrenilen kelimeler bundan ibarettir; gelecek...

19 Temmuz 2015 Pazar

Gezmek Gerek "TCMB İzmir/Özdere Kampı"

Merhaba !! Ay, sonunda geldik tatil yapmaya. Ne kadar internetle boğuşup da laptopu parçalayabilecek kadar sinirlensem de saat sabah 8 gibi kalktım ve internet sorun çıkartmadan yazmaya karar verdim. 3 gündür yazı paylaşamadım. Dünden önceki gün yorgunduk iyice, dün de normalde yazı yazmayacaktım. Normalde saat 11'de kahvaltımız bitmişken, saat 16.32 gibi odaya girebildik. Bugün de gez gez, faaliyetten faaliyete atla derken yine öğlenden sonrayı dolu dolu geçirip yemek yiyip bitiriyoruz ancak neler var, ne yaparsınız bu kampa gelirseniz şöyle açıklayayım dedim. Tatilden bir parça daha... :))


İlk gün (geldiğimiz saatler) çantayı hazırla çantayı kapat derken birkaç saat sonra yemek yemeye gittik. Yemek çeşitlerini çekemedim ki zaten pek bir şey yoktu. 


Ancak geldiğim gibi manzarayı çekmek istedim odadan. 




Sonrasında da sahil kenarına gelip, babamın arkadaşıyla konuşmalarını dinlemekten yoruldum ve yine kitap okumaya çalıştım. Genelde müzik dinlerken kitap okuyabilirken, dışarıda kitap okuyamıyorum...


İlk günü böyle bitirdik :)


İkinci gün kahvaltıdan sonra etkinliklerle devam ettik. Ben dart yarışmasına katılmadım, ancak birkaç sefer denedim. Katılsaymışım da olmazmış zaten :) Ancak eğer dışarı çıkarsa-elenirseniz ceza olarak şarkı eşliğinde oynanıyor. Bunda çok oynayan olmuştu.


Sonra masa tenisi oynamaya karar verdik ki en son TEGEV'de 8-9 yaşındayken oynamıştım. Zaten tam olarak oynamayı bilmiyorum ancak babam bana öğretmek için kırk takla attı :)

Masa tenisi saati 1 TL'miş. Başka bir yerde olsa fiyat artardı diye düşünüyorum ki zaten siz yanınızda para taşımanız gerekmiyor.


Size verilen bu saate ne kadar yatırdıysan sizden ek olarak oynadığınız oyunları ve yediğiniz yiyecekleri bunlarla ödüyorsunuz. Turuncu bant ise kampta olduğumuzun göstergesi :)


İşte sonra sahile geldik. Babam ile abim denize girdikten sonra biraz dinlendik ve ben de ayağımı kumların içine soktum. 


Galiba birkaç shop yaptığım fotoğraflardan biri bu, çünkü büyük derecede shop yapmışım. Ancak diğerlerinde yapmadım.



İskele de burada.


Biraz sahil kenarında oturduktan sonra yemek yemeye geldik. Tarhana çorbası, birkaç meze, pilav, patatesli döner ve et döner vardı. 


Aldığım mezeler bana yetiyordu ancak daha fazla meze çeşidiyle güzel bir yemekti. Bu da annemin meze tabağı. 


Yemek yedikten sonra mini disco izlemeye geldik. Minikler için şarkı eşliğinde oynadılar ve çocuklar için hoş bir discoydu :)


Biz sonuna yetiştiğimiz için, tabii pek yorum yapamıyorum.


Sonra yine geldiğimiz yer sahil kenarı oldu. Güneş batımını çekmeden yapamadım. Çok hoş duruyor gerçekten ancak kamerayla bazı yerleri ayarlayamadığımız için bulanık çıkanlar da oldu.


Bu da akşam gözüken iskele ancak bunda flashtan dolayı kumlar çok ilgiyi çekmiş gibi... Sonrasında ailecek pişti oynadıktan sonra iskeleye gitmek istedim. 


İskele bayağı esiyordu o yüzden gömlek giymem iyi olmuştu. Tam kameraya da bakmasam güzel çıkmış :)


İskeleden döndükten sonra bir şezlonga uzanıp dinlendik ve iyice uykumuz gelince, odaya gitmeye karar verdik.


Üçüncü gün hızlı bir kahvaltı yaptıktan sonra yine dart izlemeye geldik. Sonra boccia oynadık. Çok keyifli bir oyundu ve bugün de oynayacağız.

Golf de güzeldi ancak, ilk defa oynuyorum ve durmayan toplarla birlikte tek seferde atmak gerekli dediğim vuruşlar hiç tek vuruşta gitmedi.


Sonra biraz odada dinlendikten sonra yemek yemeye geldik ve mezeler çok güzel de olsa biraz kaldı. Muz gibi gözüken patatesler de haşlanmış gibi de gözükse, aslında biraz da pişmiş gibiydi. Ben çok beğendim.


Sonra sinema alanında yine bir eğlence vardı. Animasyon yapılıyordu ve kampın en yakışıklı ve en hanımefendisine bir kokteyl verilecekti. Hiç kazanamam diyen kişiler kazandı ve güzel bir gösteriydi. Sonra biraz şezlonglarda dinlendikten sonra 3. günü de noktaladık. 

Not: Birkaç fotoğraf üzerinde shop yaptığım için, kendimi manzarayı kör etmiş gibi düşündüm. Ancak iskelede sahilde olan birkaç fotoğrafta shop yok. 

İyi Tatiller ve İyi Bayramlar  !!


15 Temmuz 2015 Çarşamba

Tatil Müzikleri Mim'i (İlk Kendi Mim'im)

Merhaba! Artık yüzdüm yüzdüm kuyruğuna geldim ve kendi mimimi paylaşmaya karar verdim. Çok sıkıntıdan eğlenceli bir şeyler ortaya çıkartmak istedim. Bir saat bile geçmeden sorular aklıma geldi -ne kadar güzel soru olmadığını da düşünsem- ve yazmaya başladım.



Bu bir müzik mimi olacak. İşte, ilk defa ilk mimimde birkaç kişiyi mimleyeceğim. Diğer mimlenmiş yazılarda ben birini mimlemiyordum. Bunda da mimlemeye karar verdim. Umarım güzel cevaplar alırım. Daha çok blog keşfederim umarım :) 

1- Haziran ayında en çok dinlediğiniz müzik ? 


2- Rock mı, Jazz mı ? 

Slow rock çok severim. Ya da yavaş sözlerle başlayıp bir anda gitar sesinin girmesini çok seviyorum *.*

3- Kitap okurken en çok hangi tür şarkılar dinlersin ? 

Genellikle rock dinlerim ama slow da dinlerim :)

4- Hangi şarkı seni huzura çağırır ? 


5- Bu yaz ayını hangi şarkıyla anlatırsın ?


6- Bir sokakta yürürken en çok hangi şarkı tempona arkadaş olur ? 


İlk başta blog dünyasına yeni katılan bir arkadaşım Zahide Çevik'yi mimlemek istiyorum. 
Bir sonraki kişi mimlemezsem yapamayacağım Deep Tone'u mimliyorum.
Birkaç sefer görüşebilsek de yazılarıyla beni etkileyen Withoska'yı mimliyorum.
Yazılarıyla ve şiirleriyle beni büyülen Bahar Gülce'yi mimliyorum.
Çekilişiyle onu tanıdığım Eren O.'yu mimliyorum.
Çok farklı bir blog konusuna sahip olan Oğuz Bahadır Bozkurt'u mimliyorum.
Son olarak da mimimi beğendiği için mimlenmek isteyen MariPosa'yı mimliyorum.


Umarım güzel bir mim olur, iyi eğlenceler :))


Hışırtı

Doğayla bütünleşmiş duygular sardı bedenimi. Bir hışırtı duydum arkamdaki otlardan. Yazı yazıyordum ve önemsememiştim ama ne geçiyor da böyle hışır hışır oluyor dedim. Bir kaplumbağa. Hayatımda bütün kaplumbağaları burada gördüm ben. 3-4 tane görmüştüm. 2 küçük 1 büyük. O da buydu, bu çok büyük değildi ama çok tatlıydı. 


Evet, belki biraz korkuyordum ama yanına gidersem benden kaçardı. Fotoğrafını çekmek istediğimde telefonum yine kapandı. Fotoğraf makinesi yanımda değildi ama beynim benimleydi. 

Listeye bir kaplumbağa daha ekledim. Bu en uzun süreli gördüğümdü. Fotoğrafını çekmek istediğimde durmuş ve başını kabuğuna saklamaya çalışmıştı. Belki onları da öldürüyorlardır. Evet ! Şimdi yeniden yürüyor ! Daha fazla korkuyorum...

Yanına gittim ve daha fazla korktu o da benim gibi. Aslında biraz geriye giderse ona uzaktan bakmak güzel olacaktı. Ama bekliyordu. Güvenli olduğunu kendine emin etmek istiyordu. Beni anladı ve geriye gitmeye başladı. Yeşil otların arasına saklandı.

Sanki bir arkadaşım benden ayrılırmışscasına içim cız etti. Güle güle...

Not: Az önce kitabımı yazarken yaşadığım gerçek olaylar ve fotoğrafını da çekemedim :( Hala buradan bir fotoğraf yok elimde, o yüzden bu fotoğraf da başka bir yerin. Diğer yazımda umarım olur...


14 Temmuz 2015 Salı

Mutluluk


Çöl sıcaklığına gülümsedim yine,
Güneşe zorla bakıp da kıkardadım.
Mutluluğum yazaydı,
Sıcaklığına değil,
Bana getirdiği mutluluğaydı...

Not: Sonunda tatil yerine yaklaştık. Aydın'da birkaç gün kaldıktan sonra İzmir'e gideceğiz ve mutluluğum daha da artacak. Bu şiiri de yolda şarkı dinlerken aklıma geldi. İyi tatiller !!


Kitap Yorumu "Karanlıkta Mum Işığı"

Kitabı incelemekte fayda olduğunu düşünerek uzun uzun okumaya başladım. Elimde şu an 2 tane üst üste okuduğum kitaptan biri bu kitap. Psikoloji ve Romantik bir anda nasıl okuyabildiğime şaşıyorum ancak bu kitabı incelemek o kadar güzel ki. Uzun uzun okumak istedim. Zaten kısa kısa öykülerle anlatıldığı için, her öykünün kendine has dersleri-konuları var...


Tamamen hayatla bağdaştırılmış ve yaşanmış olaylarla Türk halkını özünden anlatan bir kitap olduğuna inanıyorum. 

İçlerinde tanınmış insanların da bulunduğu hastalarının yaşadıkları yoğun karanlığa minicik bir ışık yakmak için çalışan Dr. Afet Akyol, kitabında, ruhları yara almış insanlara bilimin öncülüğünde, sevgi ve hoşgörüyle nasıl yardım edilebileceğinin çarpıcı örneklerini sunmakla kalmıyor, kişiliğiniz ve yaşamınızla ilgili ipuçları da veriyor. 

Not: Biraz kısa bir kitap yorumu oldu, ancak kitabın özü hikayelerin içinde geçiyor. Pek spoi vermeden anlatmaya çalıştım.

13 Temmuz 2015 Pazartesi

3 Hafta !

Herkes tatile çıkıyor da biz neden çıkmayalım ? Evet, yarın tatile çıkıyoruz ama 3 hafta ! 3 hafta boyunca laptopu elime alabilirsem birkaç yazı atmaya çalışacağım. Eğer zaten laptopu alamazsam, fotoğraf düzenleyip koyamam da. O yüzden, ne yapabileceğimi bilmiyorum. İnternetsiz kalmayacağımdan eminim, ama mobil üzerinden yazmak için de kendimi boğmak istemiyorum. O yüzden zamana kalmış. Herkese iyi tatiller !! 


17- Filmler'in Esintileri "A Moment To Remember"

Sanki Aynı Yıldızın Altında'yı okur gibi bu film de yarım kaldı. Neden mi ? Yine çok ağlarken ailem ağladığımı görünce izlemedi dediler ve yine aynı şeyler oldu, ancak filmin yarısından yorum yapsam sorun olmaz umarım ?


Yine Kore filmlerine taktım ya kafayı. Yine o türden eski bir film izleyeyim dedim. Zaten çok uzun bir film geldi. 2 saat 24 dakika boyunca da izleyemedim zaten. Yarısında zaten bolca ağlıyordum, yüzümü yıkamak için yüzüme baktığımda biraz dinlenmiş de olsam gözlerim kıpkırmızıydı. Birkaç film yorumuna ve uzun film yorumlarına baktım. Güzel bir film ancak bazılarına film batmış ki, Sen Benimsin filminden çalıntılık (?) filan demişler. Her ülkenin kendine has replikleri vardır ne kadar aynı olsa da. Ben bu eleştirileri beğenmedim ama film gerçekten güzel.

Bir başka birine asla aşık olamayacağını düşünen bir kadın ve bir adamdan ibaret. Ancak olup olmadık zamanlarda ortaya çıkan kişiler unutulmaz ya, bu aşk da zamanın verdiği şanssızlıkla unutulacaktır. Evlenen çiftin bir süre sonra sorunları çıkmaya başlar.  Alzheimer  kaçınılmazdır ve unutkanlığı her geçen gün arttırır...

Oyuncular: Ye-Jin Son
Jong-Hak Baek

Filmi yarım izlediğim filmden olarak yorumladım. Ancak yarısı da olsa güzel bir filme benziyor. İzlemenizi kesinlikle tavsiye ederim. Gözleriniz dayanabilirse tabii ...

Not: İlk defa konusunu bulamayıp kendin yazdım. Umarım güzeldir :)

Gezmek Gerek "Niğde Gazozu"

Sadece bir iftara gitmişken ve uykudan yerimde duramazken işte bir gazoz daha denedim. Farklı farklı gazozları keşfetmek de bende moda olduğu için, bunu da çekmeden edemedim. Kısa bir yazı da olsa, sadece taddığımı belirterek fikirlerimi paylaşmak istedim...


Tadını pek beğenemedim çünkü pek asidi yoktu. Zaten daha yeni açılmış ve soğuk olmasına rağmen, gagoz gibi gazozlar daha güzeldi. Bu benden pek puan alamadı ancak, eğer yumuşak asitli bir şey seviyorsanız, bu gazoz size göre :) Denemeden bilemezsiniz...

12 Temmuz 2015 Pazar

Müzik Hayatım 4

Genelde ben zil seslerimi hep aradan 5 yıl geçmiş eski şarkılar yaparım. Bu elimde olan bir şey değil, 2009 yılında çıkan çoğu şarkıya bağlanıyorum ve yeni keşfettiğim bir grup da olsa, eskiye dayalı bir grup mu diye hep bakarım.


Incubus var mesela, "Love Hurts" şarkısına takıntılıyım şu aralar. The Maine grubundan, "Waiting for My Sun to Shine" şarkısına da takıntılıyım. Green Day'den "When It's Time" var mesela. Green Day'in çoğu şarkılarını en kısa yerden yere giderken bile dinlerim. Bazen bazı şarkıları gideceğim yolun kısalığına uyduramadığım için kesik kesik dinlerim. 21 Guns de güzel, ki Green Day'i o şarkıdan biliyorum. Zaten bu şarkıların çoğu birbirine yakın rock müzikler. Özellikle bir aralar Judas Priest'in Angel şarkısına takmıştım. Avenged Sevenfold'dan Buried Alive gibi bu iki şarkıyı bir yapıp dinleyemiyordum. İkisi arasında takılıyordum sürekli. Ancak hepsini kısa bir yerde dinleyememek kötü oluyor. Çünkü hepsini de çok beğeniyorum.

Bir aralar da Tyga'ya takmıştım. Hep aynı hareketleri yapıyordum filan çok komik duruyordu. Şimdi de 40 Mill'e taktım ama telefondan yanlış indirdiğim için sesler duyulmuyor, basslar daha ağır basıyor. O yüzden yazı yazarken filan laptoptan dinliyorum. Kid Ink, Big Sean, Kanye West, Drake diyerekten bir şarkı bulmuştum. Doğrusu Kid Ink yok ama Rihanna artısı var. Bir aralar yine Rihanna'ya takıp Te Amo şarkısını zil sesim yapmıştım. Şimdi de Kanye West'ten Amazing yaptım derken ilk zil sesim One Repuclic'den All The Right Moves olmuştu. Sürekli sessizde de kullandığım için değiştirme gereği duymuyorum. Bazen titreşimde anlamadığım olduğu için sesliye alıyorum, arada çalarsa sevindiğim oluyor.

Müzik Listesi: Incubus - Love Hurts


Baba Emeği



Baba'nın bir çok emeğiyle, 
Baban senin okul ihtiyaçlarını alır,
Ona teşekkür eder,
Sıcak kucağına sarılırsın.

Her gün yatarken seni
O ufacık yanağından öper.
Üstün açıksa eğer,
"Sen üşüme" diye kapatır.

Her gün seni 
Anlayışla anlayan
Seni her zaman seven babanı
Unutma hep kalbindedir o.


Not: Babam eski kağıtların arasından bu mektubu bulmuş ve görünce hemen paylaşmak istedim. Hep anneler için yazılar yazıyorum, biraz da babamla ilgili şiirlerim varmış :)

İstediler


Aldım ya gitarımı elime.
Gezdim dolaştım yolları.
Seçtim seçiştirdim yeşillikleri.
Özgürlüğü keşfetmek için yolculuğa çıktım.
Fark etmeseler de benden beni alıp götüren rüzgarlar,
Bugün beni özgürlüğe teslim etti.
Özgürlüğümü hissetmemi emrettiler.
Dalgalarla uçup gitmemi değil,
Kendimi keşfetmemi istediler yeniden...

İrem YAĞIZEL

Not: İlk defa bir şiirimi paylaştığım için bir farklı hissettim. Umarım güzeldir...

11 Temmuz 2015 Cumartesi

Kıyı

Rüyalarıma yeniden girmeye başladığında, yeniden bir geleceğe açıldım ben. Umutla gezdiğim sokaklara adını yazdım yeniden anne. Sanki sana aşığım da; öyle bir boşluktayım ki. Ellerimden tutup kaldırmaya çalışmıyorlar bile. Öyle acı ki yaşadığımı anlamak, özgürlüğümü kaybetmişim gibi hissediyorum. 



Sen gittiğin günden beri düşünemez oldum. Hani yanındayken düşünemediğin kişiler olurken ya da babama ihanet ettiğini düşünerek sevgilin olduğu zamanlar gibi; şimdi ben de sen yokken bir şeyi bile değerli kılamıyorum. 

'Acılarla büyü kızım.' dediğin zaman bile, biliyordum ki acıların en büyüğünü tadarak kendim büyüyecektim. Büyüdüm ve öyle de oldu. 

Küçükken yazılarımı beğenir ve bütün mahallenin karşısına geçip de yüksek sesle duyururdun bütün sevincinle, benimle gurur duyuşunla... Şimdi sesini duymak için bile zorlanıyorum. Hafızam az belleğe sahip. Keşke daha büyük bir hafızam olsaydı diye düşünürüm hep. 

Yine kıyılarda dolanıyorum denizlerin dibine batmak için. Kendi sesinde ve kokunda kaybolmak istiyorum dünyadan Anne. Acını tadmadan bırakmak istiyorum doğallığına. Hissetmek istemiyorum hüzün dolu göz yaşlarımı. Bırakayım akıp gitsinler, onlar yolunu bilirler... Batıyorum yine sende anne. Tutar mısın beni kaydıraktan düşeceğim gibi... Ya da bırakır mısın kıyılarında boğulayım.


10 Temmuz 2015 Cuma

16- Filmler'in Esintileri "Komşum Totoro"

Sevgili Deep'in önerisiyle vakit buldukça öneri filmlerini izlemeye çalışıyorum. İşte önerdiği ilk film...


Miyazaki'nin yaptığı bir filmle yine karşı karşıyayız. Bu filmi benim izlediğim ikinci filmi. Çok eskiye dayanan bir yapımcılık ve emek var.Bana biraz kısa geldi ilk başta ancak 2 part ayrı ayrı olduğunu görünce normal uzunlukta bir film geldi. Bugün 2 tane filmi üst üste izlediğim için bunda uykum geldi ve az kalsın uyuyordum ancak filmi bitirmem gerektiğini düşündüm ve uyumadan filmi bitirdim.

Bir üniversite profesörü olan babalarıyla Mei ve Satsuki, bir hastanede tedavi gören annelerine daha yakın olmak için bir köye taşınırlar. Çok geçmeden küçük kardeş Mei orman ruhlarını görmeye başlar ve en sonunda Totoro ile tanışır. İki kız kardeş, annelerinin hastalığı, günlük olaylar Totoro ve çeşitli orman ruhuyla birlikte değişik bir hal almaya başlar.

Seslendirenler: Hitoshi Takagi
Noriko Hidaka
Paul Butcher 
Pat Carroll
Cherly Chase
Shigeru Chiba
Lara Cody
Tim Daly
Shigesato Itoi
Dakota Fanning
Natalie Core 
Akiko Hiramatsu
Masashi Hirose 

Film çok içimi açmadı ancak Miyazaki'nin diğer filmlerinin daha güzel olduğuna eminim. Bu film 1988 yılında yayınlandığı için o zamana göre gayet başarılı bir film olduğunu düşünüyorum. Vakit geçirmek için iyi olan filmlerden biri daha...

15- Filmler'in Esintileri "Köfte Yağmuru 2"

Çocukluğuma bağlı filmin devam filmini izlemeye ancak şimdi vakit bulabildim ve yorumumu hemen paylaşayım dedim.


Flint Lockwood, suyu yiyeceğe dönüştüren bir makine icat etmişti. Flint’in amacı insanları mutlu etmekti ancak işler kontrolden çıkınca filmin sonunda Flint makinesini imha etmek zorunda kalmıştı. Cody Cameron ve Kris Pearn ikilisinin yönettiği Köfte Yağmuru 2’deyse Flint, durdurduğunu sandığı icadının evrimsel bir işlev bozukluğuna neden olarak halen çalışmakta olduğunu öğrenir. Flint ve arkadaşlarının bu sefer dünyayı, makinesinin yarattığı hayvan-yiyecek karışımı mutant yaratıklardan kurtarması gerekmektedir.

Seslendirenler: Anna Faris 
Bill Hader
Neil Patrick Harris
Will Forte
Cody Cameron 
James Caan
Andy Samberg
Terry Crews 
Benjamin Bratt
Kristen Schaal 
Melissa Sturm
Khamini Griffin
Bridget Hoffman

Filmi oruçluyken izleyenlere filmin afişindeki gibi; "Bu macera iştahınızı açacak." Benim fazlasıyla karnımı acıtırdığı için, pek iyi olmadı. Çünkü bu filmin serisini izleyenler sürekli acıkmalı bence. İlk filminde de keşke böyle bir şey olsa diye geçirmiştim hep içimden. Film gayet eğlenceli ve gayet de güzel ancak ilk filminde daha fazla heyecan vardı sanki. Yine de izlenmeyecek bir film asla değil, öneriyorum...

9 Temmuz 2015 Perşembe

Yoga

Bir süre önce insanlara oturup da 'Benim ne yapmam gerek?' gibi sorular sormazken en yakın arkadaşım ve birkaç kişi daha bana yoga yapmamı söylemiştiler. 


İşin doğrusu çok düşünceli ve düşünmekten başına ağrılar giren bir kişiydim. Sürekli bir şeyleri çok fazla düşünmekten kendimi üzüyor ve iyi sonuçlar almıyordum. Bir gün fitnessa gitmeyi düşündüm ve bilgiler aldıktan sonra bir kaç kişiye gitsem nasıl olur diye sormuştum. 

Yoga da nereden çıktı dedim. Çok düşünüyorsun ancak kendini düşünemiyorsun saçmalıkları vardı insanların zihninde canlanan İrem'de. 

Zamanla insanların fikirlerinden yola çıkarak daha da kendimi geliştirmek istedim. Farklılıklara değil de kendime yönelmeliydim. Zaman insanı değiştirir ya, zamanla ben de bazı kişileri çıkarttım. İnsanların güvenlerini kazanıp, onlara yardım etmeyi sevmeye başladım. Sanki annemmiş gibi annemin özelliklerini edindim. Herkes annesine benzerken ben ufaktan anneme çekmiştim. Zaman işte, beni de aldı götürdü. 

Düşüncelerim başımı ağrıtmıyor ve istediğimde sakin kalabiliyorum (?) . Tabii ki de zaman her gün değiştirmeye devam ettiği için; bir sonraki İrem'i tahmin etmek için başımı ağrıtmayı değil, doğayla karışıp, Tanrı'nın verdiklerini değerlendiriyorum...

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Gezmek Gerek "Biraz Alışveriş Ve Sinema"

Dün güzel bir vakit geçirdim. Ne kadar gezilmek gereken bir yer de olmasa, 5 saat boyunca durmadan gezince paylaşmak istedim. Oldukça eğlenceli bir gündü benim için. 


Aslında annemle alışveriş yapmaya 5M Migros'a gitmiştik ve bir telefonla arkadaşımla sinemaya girmeye karar verdik. Biletlerimizi aldıktan sonra D&R'a girdik ve kitap baktık. Ben 6 tane kitap arasından karar verecektim ancak D&R'a sinirlenip sadece 2 kitap sorabildim. Gayle Forman'ın 2 kitabından 1 tanesini seçeneklere koydum. En kalın olan bu kitabı aldım ve çıktım. Migros'un içine girdik ve arkadaşım içecek bir şeyler alacakken Migroslar da satılan Sihirix pipeti aldı. Pipet şöyle bir şey, sütün içine pipeti koyuyorsunuz ve içinize çektiğinizde çikolata tadını veriyor. Çeşitleri vardı ancak çikolatalıyı denemek için aldım. Bir dergi vardı sinemaya girdiğimizde oturduğumuz yerde.


Bir yayınevi reklamı vardı. Ben de kitap yazıyorum diye fotoğrafını çektim belki lazım olur diye :)


Normalde sinemalar 12 TL öğrenci fiyatı iken bu film 5 TL'miş. Arkadaşım da bu filmi seçmişti ve "Niyazi Gül Dörtnala" filmine girdik. Film yorumumu okumak için; TIKLAYIN.


Migrosta gezerken bu kitabı gördüm ve kapağını beğenip bir gün alırım diye fotoğrafını çektim.


Filmden çıktıktan sonra Bath&Body Works'e girdik. Kokularıyla ve deneme kartlarıyla beni büyülen bir yer olduğu için bir sürü kokuyla eve döndüm. İçinden en sevdiğim A Thousand Wishes'ın el kremini denedim ve elimi yıkadığımda bile kokusu elimde kalmıştı. Çok beğenmiştim ve bir dahaki sefere almayı düşünüyorum. 


Annemle de alışveriş yaparken Mango'ya t-shirt bakmak için girip, elbise deneyip; yağmurluk alan İrem'i kutlayın...


Geçen kış ayında haki renk ceketlerden almak istiyordum ve yağmurluğum yoktu. Zaten gözüktüğü kadar da büyük değil ve kazak giydiğimde güzel durabilecek büyüklükte aldım. Bu da çok güzel geldi ve indirimdeyken aldım ve bir an önce kış ayı gelsin istiyorum.

İşte dolu dolu bir gün geçirdim ve her şeyiyle beğendim. Gezmek Gerek başlığıyla da gezmeden bir şey olmayacağını belirtelerek noktalıyorum...