27 Eylül 2015 Pazar

İnceleme "Sade ve Derin"


Bir seriye de yeniden başlıyorum ve çok uzun sürmeyecek gibi düşündüğüm bu seride, kitapları derinden inceleyip onları kağıtta bir araya getirip sorular hazırlayacağım. İlk seçtiğim ve bir çok sorum olduğunu sandığım Deep Tone'un ilk kitabıyla bu seriye ilk adımımı atmış bulunuyorum. İlk kitap sevinciyle belki bir çok farklı şeyler gördüm. Genelde hiç böyle bir kitap okumamıştım ve nedenleriyle birlikte kitap yorumumda da bunları bulabilirsiniz. Ancak uzun bir incilemeden geçip, kitabın arka kapağında yazan o delicesine okuyan karşı kişilerden biri olup ben de Deep Tone'a olan o kitabıyla ilgili sorulardan bahsedeceğim. Bakalım nasıl bir hava verecek ?


1. Sade ve Derin'in 30. sayfasında yer alan Mavi Aşk denemesi adına;

"Sanat anlam vermese belki aşkın anlamını çözmemiz zor olurdu. Romanlar dile getiremediğimiz incelikleri bize gösteriyor." 

- Bu satırı ilk okuduğumda o kadar hırçınlıkla kitaba bakıyorum ki.. Yani aslında ben bu kitaplarda sürekli yazalarlara hep soru sorup onları delirtmek istemişimdir ve bunu ilk defa dile getiriyorum, evet !

Sanat'ın anlamında içeren Aşk'dır bence. Çünkü sanata tutkuyla bağlanmamız bile aşkı ilan ederken, aşk sanata anlam verir gibi bir anlam çıkarttım ben bu satırdan. Romanlar dile getiremediğimiz incelikleri bize gösteriyor lafı çok doğru. Evet, romanlar çoğu zaman içimizden bir parça olur bizim için ancak, sanat anlam vermese demek orada sanki abes kaçmış. Şurayı kafamda şöyle düzeltmek istedim;

"Aşkın anlamını çözmek için bazen sanata tutkuyla bakmamız gerekir. Romanlara aşık olmamız ve onlarda kendimizi aramamız." daha mantıklı bir hale gelebilirdi. 

Daaaaat ! 1

2. Sade ve Derin'in 48. sayfasında yer alan Anılarımız Gerçek Midir ? denemesi adına;

"Yani anılarımız ya eksik ya da yanlıştır. Bir anımızı büyüklerimize sorduğumuzda ileride, onlar çok farklı anlatır bize. Bu nedenle, istersek anılarımızı değiştirebiliriz, üzerinde istediğimiz gibi oynayabiliriz."

- Bu konu üzerinde ne kadar çok değinmek ve anlatana kadar anlatmak istesem (?) de burada az ve öz şekilde aklımdaki fikri yansıtmaya çalışıyorum.

Şimdi, anılarımız eksik ya da yanlış olamaz. Kardeşim, yanlış kişiye değindin, hop orada dur, o benim sevgilim havası aldım. Çok komik değil mi ? Ancak burada amacım yazarı ezmek ya da onunla dalga geçmek değil. Fikirlerimi komikleştiriyorum.. Her neyse..

Aslında bir konuyu büyüklerimize sorarız, anımızı büyüklerime sorduğumda farklı bir yanıt hiçbir zaman almadım. Anılarımızı da değiştirirsek, anı kalmaz ki ortada. Yani burada düşüncesizce bir cümle yazıldığına çok eminim ki, bu çok abes bir ifade biçimi olmuş. Oyun oynuyoruz hayatımıza ? Geçmişimize ?? Kendimize oyun oynarsak, daha kimlere oyun oynarız ??

2. Daaat !!

3. Sade ve Derin'in 56. sayfasında yer alan Koku, Acı ve Enerji denemesi adına;

"Kendimi kaptırıp unutmak isteriz acımızı. Çünkü sevgiyle bağlandığımız uğraş bize kendimizi unutturur. Çoğumuz, çoğu zaman kendimizi unutmak isteriz. Öyle bir şey gelsin başımıza ki unutalım kendimizi. Bir hedef versinler bize, hayatımızı değerli kılacak bir hedef, biz de ondan başka bir şey düşünmeyelim. Hayatımız o yaptığımız şey olsun. Aşkı da bu nedenle ister insanlar; bir enerji olsun, kendimizden çıkıp gidelim, o heyecanla kaybolalım."

- Aslında bu paragrafta kendimi bulmadım değil. Hatta en sonki ben bile diğebilirim. Ama belki birascık değiştim ?

Aslında bu en sevdiğim kısım olabilir bile. Ama o kadar inceliyorum ki, artık ben kendimden çıktım.. Bu paragrafı biri bana açıklayabilir mi ? Açıklanmasa da olur..


Bilinmeyenler

1. Prequeli

2. Sequel

3. Dünyevi

Deep Tone'a sevgilerle :))


Years & Years'ın bu şarkısına taktım da, bir bakıverin yaa :)) 


25- Filmler'in Esintileri "Everest"

Gerçek hikayeden uyarlanmış bu dondurucu 3D filmine girdiğinizde, titremeye başlayacaksınız.. Ne kadar gerçekçi gözükürse..


2 gün önce kuzenimle gittiğim bir filmdi ve gerçek hayattan uyarlandığı için film uzun zamandır ilgimi çekiyordu. Televizyonda bir çok kez fragmanını izlemiştim, ancak hiç ne zaman vizyona çıkacak bilmiyordum. İnternetten de baktığımızda ilk haftası yazıyordu ve sinemaya girdiğimizde salonun dolu olduğunu görünce, galiba bugün çıkmış olmalı diye düşünüp titreyerek izlemiştik ve en sonunda ağladım elbette...

1996 yılında Everest Dağı'nda kötü hava koşulları nedeniyle yaşanan çığ felaketini ve felaketten kurtulmaya çalışan 2 dağcı grubunu anlatan filmin başrolünde Jake Gyllenhaal ve Jason Clarke oynuyor. Yönetmenliği İzlandalı Baltasar Kormakur üstleniyor.

Oyuncular: Jason Clarke
 Jake Gyllenhaal
 Josh Brolin
 John Hawkes
Robin Wright
 Emily Watson
Michael Kelly
 Keira Knightley

Genel olarak güzel bir filmi evet ama sanki o verdiğimiz paraya değmedi ve daha ucuza 3D olarak izlerseniz, filme 4/4 verebilirdiniz ancak ben bu filme 3/4 vereceğim. Pek güzel bir film olmadı aslında. Ama iyi seyirler...



25 Eylül 2015 Cuma

Biliyordum Aslında

Aklınız o göz yaşlarıyla dolar. Bazen izlediğiniz, bazen dinlediğiniz, bazen takıldığınız doğa etkiler. Eskiler acıtır zamanla. Zamanla umursamadığınız olaylar en çok peşinizden gelen şey olur. Bilmem bazen kendimden bağımsız o kadar şey yaparım ki, kendimden uzaklaşırım. 


Bazen öyle bir rengarenk oluyorum ki. Ben asla kendimi anlattığımı sandığım bir yazıda bile asla kendimi tanımamışımdır. Kimse kendini tanımaz ama karşınızdaki kişi bile tanıyabilirken, onlar tanımamayı seçer. Akıllarındaki insan olurveririz gözlerinde. Oyuncak gibi..

Kaç kez oyuncak oldum bilmiyorum. 

Kaç kez ağladım bilmiyorum. 

Kaç kez ayakta tutmaya çalıştılar bilmiyorum.

Kaç tane filmde, kaç tane kitapta kendimi buldum bilmiyorum.

Kaç kış ayında yorganıma gömüldüm bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey varsa, o da hiçbir şey bilmediğimdir; biliyorum...


Gezmek Gerek "Hayvanat Bahçesi"

Dünden önceki gün Antalya'da olan hayvanat bahçesine küçük bir ziyaret yaptık. İşte görüntüler...












Aslında bu kadarla sınırlı bir alan değil. Çok büyük ve ilk defa hayvanat bahçesine gidiyorsanız ve ayakkabılarınız rahatsa, sorun yok. İstediğiniz kadar gezip tozabilirsiniz burada doğayla birlikte. Ya da bütün gezinizi bitirdikten sonra en yukarıda olan son gezme görme yerinizde size özel bir çardak var. Yanınıza çayınızı ve çekirdeğinizi alıp, arkadaşlarınızla fotoğraf çekebileceğiniz Antalya'ya kuşbakışı bakabileceğiniz çok hoş bir yer. Tabii kameranın şarjı az olduğu ve orada bittiği için ancak bu kadar görüntü yakalayabildim. En sonki fotoğrafta en yukarının bir aşağı kısmı. Gerçekten güzel ve uygun fiyatta. Gezip görün bence...

23 Eylül 2015 Çarşamba

Dizi Esintim "Kiralık Aşk"

Aslında bu serinin tek postluk olduğunu düşünüp, Game of Thrones'u uzun uzun anlatmıştım ancak bu seriye her yeni dizi izlemeye başladığımda, fikirlerimi filmlerde de yaptığım gibi, buna da sıklıkla devam etmeye çalışacağım. Hadi başlayalım..


Kıpır kıpır ve asi olan bir mahalleli kızın hayalleri mi ? Hahhaha.. Anca filmlerde diğe düşünen Defne, bir gün çalıştığı restorantta yaşadığı ufak bir talihsizlikle ve bir günde bir çok şeyle karşılaşmasına rağmen, hayatını değiştirecek bir yeniliğe adım atar ve baştan aşağıya değişen Defne'nin son damgası, sadece bir iştir. Ancak Ömer ile karşılaştıktan sonra, yaşayacağı aşkın farkında değildir...

Oyuncular: Barış Arduç
Elçin Sangu
Salih Bademci
Sinem Öztürk
Ayberk Atilla
Levent Ülgen
Kerem Fırtına
Nergis Kumbasar
Ferdi Merter
Sanem Yeles

İlk bu diziyi Aydın'da çay bahçesine gittiğimde, orada çalışan ve anlaştığım bir abla ile izlemeye başladım. O gün telefondan izleyebilir mi diye bana sormuştu ancak ben de gönlüm el vermiyor öyle bir yerden izlenilmesine. Gel laptoptan izleyelim dedim. Aldık çekirdekleri, kolaları oturduk dizinin başına. Ben yarım yamalak da izlesem, çok beğendim bu diziyi. Genelde Türklerin dizilerini izlemek istemiyorum ancak hoş bir havası var diye izlemeye başladım ve genelde televizyonu açıp, tam saatini yakalayamadığım için; laptop üzerinden birkaç gün geçince izliyorum. 

Az önce de aklıma geldi ve 3 bölüm biriktirdiğimi gördüm. Hemen izleyeyim dedim ancak yorumumu paylaşmadan olmazdı. Bu diziyi izleyeli bir 1,5 ay oldu galiba ve beni kendisine hemen çekti kurgusuyla. Bu hoş havayı herkesin tadıp, eleştirmen gözüyle bakmayan insanların seveceğini düşünüyorum...

Puanım 4/4. Umarım keyifle izlersiniz... 



22 Eylül 2015 Salı

Hayat'tan Zorlamacalar #Günlük

Korkum gerginliğimden yine, kimse bilmez içimdeki yeri gelen sabrım; bazen kendimi çok zorlar. Hem de bazen çoğu şeye ağlarım ama bugün bir yorgunluk bastı yine üstüme bir şeyler çöktü yeniden. Kimsenin bilmediği hüznümle birlikte uzandım yine. Bir iki damla göz yaşı doldurdu göz pınarlarımı. Geri çektim yeniden içime, gece 5'de başladı ya serüven, yeniden her şeyin aynı olacağını biliyordum.


Tüm günüm çocuklarla ve bazı sinirli olaylarla geçti. İçim içimi yedi hep. Kararsız biriyim ben, her seferinde başka bir şey olur. Bilmem neden kararsızım. Arada söylenen ufak laflar bile hüzün çöktürtür.. 

Yine gece çöktü araba sesleri ve yoldaki birikmiş yağmur izleri. Düşündürdü yine, uykulu gözlerimden her bir günü. Yeniden ağlamak istedim ama bunun çözümünü bile bile korkuyordum. Psikologlardan, psikiyatristlerden, ilgiden, ayrılmalardan, acılardan, düşüncesizliklerden, yaşadıklarımdan ama hep bir çözüm arayıp kendimi kendim çözmek istedim. Kendim kendimi düzeltmek istedim. Aklıma söylenen sözler doldu şimdi;

"Bir daha böyle bir olay yaşarsan, o psikologa gideceksin."

"Seni seviyorum ama ben çok ilgiye alışık değilim."

"Beni seviyorsan gitme."

"O seni kandırdı." 

"Vuvvv vuuuuuuuv !! ..."

"Neden kambur duruyorsun ?" 

"Duvar kağıdın neden siyah beyaz ?"

"Niye sesini çıkartmadın ! "

"Ne varsa bu merhametinden kaybedeceksin.."




Psikologlar korkutucuydu ve her geçen gün ağlamalarım artınca belki de zorlanacaktım ama belki dedim içimden.. Belki kurtuluşum, yeniden doğacak...

Kurtuluş... Bende saklı.



Korkuyorum Anne Mim'i

Buradan beni mimleyen ve uzun süredir (galiba öyle) blog dünyasından konuştuğum Sıla (ablam gibi bişi de olsa) beni ikinci defa mimlemiş. Kendisine öpücüklerimi kısa zamanda iletmek ve ona sarılmak dileğiyle haydin başlayalııııım !!


1- Geçmişe inip korkularının temelinden başlayalım: küçükken seni en çok ne korkuturdu ?

Küçükkennnnn beni en çok karanlık korkuturdu. Böyle hep akşamları kuzenim bana korkunç bir şey izlettiği zaman hep aklımdan çıkmazdı ve sürekli o korkunç şeyler aklıma gelirdi. Yani çocukluğumu filan hatırlamıyorum ki pek. Pufff hadi geçelim yaa..

2- Peki artık büyüdün ama yinede korktuğun çok şey var. Bu atmosferlerin hangisi seç ?

Dünya ? Dünya atmosfer dimi. Fen bilgim az, şu soruya cevabımı başkası versin..

Dünya galiba yani. Çünkü korkutucu terör olaylarından dolayı 2 gün önce bir rüya görüp uyuyamamıştım. Hala korkuyorum bazen..


3- Kabusları'nda hangisini görünce bütün gün etkisinden çıkamazsın ?

Aslında hep etkisinden çıktığım olaylar oluyor normal bir şey de olsa. Bilmem ki yani, bu mim bana göre deyil galibağa ya :(( Ben korku filminden korkan İrem'im, kim yaptı bu mimi ? Hangi korkularından korkan insan yaptı bunuuu ??

4- Düşündüğünde seni ne gergin eder ?

Hahahhahaha, ilahiiiii.. Elbette ben hep gergin olan bir insanım, en son liseye nereye gideceğim diye çok gergin olup ilk defa gerginken ağladım.

5- Yurt dışında ilk cadılar bayramında ne giyersin ?

İlk cadılar bayramı olacaksa, bu benim için ilk cadılar bayramı olur ve daha 1 yaşında olabilirim.. Hömmmmmm. İlk defa bir şey bilmediğim için kedi olurdu galiba ... Çok cadıyım ya sanki..

6- Diyelim ki eve seni öldürmek için biri geldi nereye saklanırdın ?

Saklanırken balkondan atlardım. Bunun saati de önemli şimdi, belki ecel geldi ha ? 

7- Ruhani varlıklara inanır mısın ?

Ruhani varlık.. Ya bu mimde neden böyle hep derinlere inip, gözümü kısıyorum yaa ?

Ruh bizim içimizde de var, ama normal ruhani olacaksa inanırım yani. Arada bazen cinler etrafımda sanıp bağırıyorum..

8- Yaşadığın en kötü his ?

His ?? Olay mı his mi ? Ne yapacağımı bilemediğimde hep ellerim titrer. Onun haricinde 11 ay önce filan otobüste bir olay yaşamıştım, onu pek unutamıyorum..

9- Bir korku filminde olmazsa olmaz dediğin şey ?

Korku filmi izlemiyorum ki.. Ama galiba siyah sürekli kaçıp giden anlık ruhlar..

10- Hiç olağanüstü bir şey yaşadığını düşündüğün oldu mu ?

Aslında çoğu zaman kendimi tuhaf görürüm. Çünkü kötü bir şey olmadan ya da iyi bir şey olmadan önce hep hissediyorum ve çoğu zaman gerçekleşiyor.. 

Ay ne kadar güzel bir mim oldu, her şeye değinmemi sağladı. Buradan yeniden Sıla'ya teşekkürler *.* 

Buradan ilk olarak Deep'i mimliyorum. Ay şimdiden merak ettim yaa.. 

İkinci olarak yeni yeni tanışıp, ablam olarak gördüğüm ve aramızda abimden bile fazla yaş varken gerçekten sevdiğim Drama'yı mimliyorum. 

Notlarıyla hoş bir hava veren Selin'i mimliyorum.

İnşallah güzel cevaplar gelir çünkü çok eğlenceli bir mim olmuş. 


Gezmek Gerek "Pamukkale"

5 gün boyunca bir çok yer gördüm ve yine menemene olan iğrenç duygu da mantara bağlandı ancak, sevdiğim diğer yer pamukkaleden bahsetmek daha eğlenceli olacağını düşünerek; geldiğim ilk gün yazmaya karar verdim.


Pamukkale'ye geldiğimizde bizi ilk karşılayan Hierapolis (Pamukkale) tarihi yerinin kısacalar nerde neler var onları belirten bir büyük tablosuyla karşılaşıyorsunuz. 


Oradan sağ tarafa geçip biletlerimizi aldıktan sonra kapılardan geçiyoruz ve böyle bir yerle karşılaşıyoruz.






Bu 4 fotoğrafta da görüldüğü gibi sağınızda soğunuzda tarihten bu yana kalmış eserleri ve traventenlerin ilk açısını görüyorsunuz.




Çoğu bölge böyle kaygan olduğu için biz gezerken bile kayıyorduk ve yeri boyluyorduk neredeyse  :))


Buradaki manzaraya o kadar hayran kaldım ki, sanki ortada bir ada var gibi, gerçekten haritada böyle bir ada geçiyor mu hiç bir bilgim yok ama çok hoş bir manzaraya sahip olduğu çok belli değil mi ?




Ancak asıl yer traventenleri gördüğünüzde manzaraya aşık oluyorsunuz ve gerçekten harika bir görüntüye sahip manzara var...

Ayrıca annem ve babam eskiden bu yerlere istedikleri gibi girebiliyorlarmış ancak şimdi yasak ve hatta bir adım bile atmanıza izin vermiyorlar yani, tarihi eserler koruma altında :))





Ayrıca Pamukkale'den çıkıp aşağılara indiğinizde de bu görüntüyle karşılaşıp kar var hadi gidelim havası veriyor. Gerçekten daha fazla gezebilseydik güzel olurdu ancak, pek bir anlatım yapamadım. Her şey görselden ve şifalı sularından ibaret bir yazı oldu bu da.

 Diğer gezimde görüşmek üzere ...

21 Eylül 2015 Pazartesi

Yağmur'un Vurduğu Kalpler




Yağmur yağdı yine, 
İçimdeki duygular,
Bayram etti kendine,
Kış'a olan özlemimle birlikte..

Duygularımı karıştırmadı, 
Bir gazoz misali,
Karıştırdıkça canlandırdı,
İçimdeki yağmur sevgisini...

15 Eylül 2015 Salı

Biri Şu Telefonu Fırlatsın !

Saatlerdir şu telefonla uğraşıyorum ve artık telefonumdan gördüğüm bütün işlerin sonuna geldim. Genelde telefondan blog yazılarına bakmak daha kolay oluyor ve hızlıca girip çıkabiliyordum. Telefonumu değiştirmemekte ısrar etmiş olsam da, sinirim boyumu aştı ve telefonda google hizmetlerini silmemle başladı. Maalesef ki telefonu şimdilik elimde olan başka bir telefonla değiştireceğim (galiba) o yüzden ayrıca yarın da Aydın'a 2 günlüğe gezmeye gideceğimizden, bazı şeylere cevap veremeyebilirim. İyi günler dilerim...


13 Eylül 2015 Pazar

24- Filmler'in Esintileri "We Are Your Friends"

Yaşımızın filme girmek için yetmeyeceği ama yaşımızı sorgulamadan bizi içeri alan sinema çalışanlara bir ufak teşekkür edemeyecek gibiyim galiba..


Yine bir Türk vahimi olan çevirmenlerimize teşekkürlerime ileterek ilk başta filmin Türkçe'ye çevirimi 'Biz Sizin Arkadaşınız' gibi saçma bir şey dönerek 'Aşkın Ritmi' nasıl oluyor diye şaşırmama gerek duymuyorum. 

Aşkın Ritmi'ni müziklere yansıtan bir electro müzik için DJ olan Zac'in ve şarkılar için filme gitmiştim arkadaşımla. 6 gün önce gitmemize rağmen, ben çok boşladığım için; gelir gelmez bloga yorumumu yazamadım. Ancak filmin etkisinde kaldığımdan da olabilir...

Başarılı bir DJ olan 23 yaşındaki Cole Carter ile arkadaşları Mason, Paige ve Ollie partilerin aranan DJ'leri arasındadırlar. İnsanları eğlendirirken aslında en büyük amaçları da her zaman daha iyisi olmaktır. Elektronik müzik piyasasına ismini kalıcı olarak yazdırmak için her şeyini ortaya koyan Cole'un hayatı, karizmatik DJ James ile tanışmasıyla birlikte değişime uğrar. James genç DJ'i kanatları altına alır ancak Cole giderek James'in sevgilisine aşık olmaya başlayacak, bu durum Cole'u zor bir kararın eşiğine götürecektir.

Oyuncular: Zac Efron
Emily Ratajkowski
Wes Bently 
Jonny Weston
Shiloh Fernandez
Alex Shaffer

Film hoş bir film ancak bir konserde o kızı neden sansürsüz çıplak gösterirsiniz ?? Yani bari sansür koyun be ! Cidden ne bileyim, o kadar rahatsız oldum ki, gidip telefonda aranacak bişiler aradım. Ancak yok ki ! 

O kadar şey almıştık ve benim midem 1 haftadan beri sürekli su ile dolduğu için, midem iyi olmuyor. Gidip KFC'ye de girerseniz ve 1 kişilik menüyü 2 kişi yerken bile mideniz hala kötüyse, ben söyleyecek şey bulamıyorum o günki aklıma...

Ancak filme yönelirsek, film +15 iken biz nasıl girdik. Güzel de girdik, çok da güzel girdik. Onu bunu geçtim, Zac'e gelecek olursak ilk Zac'i gördüğümde Zac!!! diye bağıracaktım cidden orada. Sadece filmde Sincap'ın (Takma adıyla Sincap) ölmesine çok üzülmüştüm ve o sırada acayip şekilde ağlamıştım. Bu yüzden hıçkırmaya bile başlayacaktım. Ancak filmin sonuna doğru Zac'in ilk insanların karşısına çıkışına o şarkıyı çalarkenki hallerine çok ağladım. Bilmiyorum, bir şarkıda hayatındaki her şeyin ses kaydını alıp da böyle bir şarkının içine koyması beni o kadar duygulandırdı ki, o şarkıyı bir türlü bulamadım. Bulursam kesinlikle zil sesim filan yapmayı düşünürdüm.

Genel olarak yaşınız için uygun olduğunu düşünüyorsanız, gidebilirsiniz ancak yok ben daha küçüğüm diyorsanız, gitmenizi tavsiye etmem.

Filmde bazı kısımlar hariç 4/4 verebilirim. 


Çizime Mi Başlıyorum ?? #Deneme

Artık yeni şeyler keşfedip, yeni ve beni kötü yaptığım şey olsa bile güldürecek şeyler aramaya başladım. Dün mutluluktan önceki son göz yaşlarımı döktüm, sıra mutlulukta...





Bunları Bengisu'dan istedim ve o da sağ olsun bana bu fotoğrafları gönderdi. İçinden işte bu 4'ünü seçtim ve en zor olarak en sonki fotoğrafı seçtim. Normalde bu en sonki fotoğraf bir DIY içindi, ancak yapabilirim diye umuyorum...

İşte şimdi göreceğiniz komikimsi şeyler de benim çizmeye çalıştıklarım :))





Ayrıca ilk keçeli kalemlerle başka bir tanesini denedim ancak, o kadar kötü oldu ki, kötünü iyisi bunu boyayıp, yarıda bırakıp yazı yazayım dedim. 

Ayrıca günlerdir dilimden düşmüyor bir şarkı... Ya o kadar aklımda kaldı ki, bütün renkli kalemlerimle şarkının nakaratını çizimin sol tarafındaki kağıda yazdım :))



12 Eylül 2015 Cumartesi

Yenilik Gelmiş Bir İrem'e

Başlıktan da anlaşılacağı üzere, yeniliklerime merhaba deyin !! *.*


Suskunluğuma bıraktım kendimi. Kavga sesleri geceyi aydınlatıyorken, şarkılara sığındım. Sağır oldum bazen. Çoğu zaman içe dönük yazar olmayı umut ettim. Her okuduğum yazardan ders aldım zamanla...

Geldim oturdum laptopun başına. Hatırladım işte o an... Bir blog sahibi olduğum aklıma geldi. Değişime yabancı değildim o an. Yeni mutluluklar keşfettim. Yeniden büyüdüm kendimce. Bu sefer ağlayarak kendini öven biri değil de, arkasında yazılarını seven insanlarla mutluluğumu yeniden keşfettim. 

Zamanla, zaman makinemi de unutmuştum. Yazı yazmayı da duygularıma bırakıyordum. Ancak ya şimdi ? 

İşte şu an o göz yaşı dolu mutluluk değil, değişimin renklerini keşfedecek olan siz olacaksınız. Renklerin aşkına ortak olup, beraber kahkaha dolu yazılarıma hashtag ekleyeceksiniz...

Görüşmek üzere, yeni mutluluklarda... 

:))


Not: Fotoğraf Antalya/Liman'dan ve Bengisu'ya ait...


9 Eylül 2015 Çarşamba

Kitap Yorumu "Sade Ve Derin"

Bu yaz tek bir kitabın başına oturup, deneme/yazın tarzı kitaplarda yaptığım gibi bu kitapta da, ilk önce sonuna az kala yorumunu yazıp, fotoğraflarını çekip yorumlarımı yazmak istedim.


Deneme/yazın kitaplarında bir çok duygu içeren şey bulamazsınız. Çeşitlilik ya da ağlarken gülen bir insanın hallerini bulamazsınız. Ancak bir ciddiyet içerisinde ilerlemeden hoş bir şekilde okuduğum kitap oldu. Duygu barıdırmadan yazılan bir kitap gibi oldu ama, sıkıldığımda bazen daha fazla sıktığı oldu. Ben ki zaten duygusuz kitapları pek okuyamam. 

Yanlış anlaşılmasın ama, sanki bir haber spikeri havası yok mu ya ? (Burada kahkahalara boğulur. Boğulmadan yazmaya devam eder)


Cidden yaz ayında hiç kitap okuyabilen bir kız değilim, kışın olsun dediğim gibi 1 ayda 6 kitap bitirebilme şansım var. Hatta sınavlara kitap okuyarak hazırlandığımda 92 aldığımı söylemedim. (Sinsice Türkçe öğretmenine sinirle gülümser)


Genel olarak hoş bir kitaptı. Böyle hep kitabı çekip aldığımda bir klasik müzik açmak istediğim bir kitap oldu. Kış ayında olsam, derste gizlice okuyabileceğim bir kitap olurdu. Ancak Deep'in daha okumadığım 2 kitabı daha olduğu için, onlarda öyle yapmayı umuyorum. Çünkü derste kitap okumamıza izin vermiyorlar ve genelde Türkçe dersinde böyle yapmışlığım çok oldu demek isterdim ama İngilizce'de daha fazla olmuştu. 


Ya puan vermek istesem 3/4 verirdim. Neden ? Çünkü ben hiç böyle bir kitap okumamıştım ve benim olayım duygulara bağlı olarak gerçekleştiği için, hep de bu yoldan gittiğim için bu kitabın bana faydası değil zararı dokundu maalesef. Bir ara baktım yazılarımda kendimle sohbet edip şizofrenleşmeye başladım ve daha az okudum. Cidden eğer daha önce böyle bir genelleme türünde anlatılan kitap okumadıysanız, pek önerebileceğim bir kitap değil açıkcası. Ama sırf Deep yazdı diye diğer kitaplara göre bence bunun zayıf kaldığını düşünüyorum. 



Ya Şimdi ?

Eh, yaşadıklarım benim göz yaşlarım oldu hep. Bilmem neden ama, hep bir gün aklıma geliyor. Unuttuğum da olmuyor ki hiç. Sadece fazla da eksik hissettiriyor. Fazla olduğunda mutlu, az olduğunda beni yerlere serebilecek bir üzüntü yaşıyorum. 

Şu an hatta yaşamıyor ve sadece nefes aldığımı bile düşünüyorum. Bazen başım o kadar ağrıyor ve ellerim o kadar titriyor ve aşırı utanıyorum ki, bir şey yapasım gelmiyor. Anlayan da yok, hoş..


Ama değer verenler var ve ben kimseye özel bir değer ya da bir arkadaşıma olduğundan fazla değer vermedim. Herkes benim gözümde hala sadece bir beden ve konuşan surattan ibaret olduğu için, pek de önemseyemiyorum. Kızıyor olanlar olabilir, sadece çok ilgiden bunalmış durumdayım ve bu bana iyi bir şey değil. Sadece blogu olmayan ve sadece benim bloguma her gün her saat girenlere sesleniyorum ! 

"Beynim çok yoruldu, bir ses daha kaldıramaz !"

Kısacası herkese olduğu gibi değer verdiğim için her şeyi doğal olarak normal bir şey gibi (heyecansız) karşılıyorum. Beni böyle kabullenen insanlara bin kez teşekkür edebilecek kadar yorgunum. Galiba saçma bir cümle oldu.

Asıl konuya gelecek olursa, bir sürü insanla kavga ettim ve kavga diyemiyorum bunlara. Tartışma oldu ama beni ağlatacak kadar olanlara kavga diyorum sadece. Tartışmalar daha fazlaydı ama herkesi affettim, değer vereceklerime verdim. Zahide hariç... 

Ya bilmiyorum, sadece bir süre zaten buralarda olamayacağım zaten. Nasıl burada olmayacağımı bilen bilir. Sadece baş ağrılarım fazlalaştı ve güvendiğim insanlar üstüme oturdu ve beni hiçe saydı. Şimdi gelip benden bir şey beklemelerini ummuyorum. Bu yüzden, maalesef ki; kimseden ilgi görmeden kafamı dinlemek istiyorum. Çünkü cidden iyi değilim. Bunu anlayabilenlere teşekkür ederim.. 

Not: Fark ediyorsanız 4 günde bir filan yazı yazmaya başladım. Süreleri fazlalaştırdım yani, bu yüzden pek iyi değilim. Laptopu açıp, bir şeyler karalamayı istemiyorum. Cidden çözebilmiş değilim, sadece yoruldum. İnsanlardan fazlasıyla yoruldum, ya cidden rahat bıraksalar gergin değilim hiç. Bunu yazdıktan sonra da gerginleşiyorum zaten. Sadece biraz blogdan ilgi, telefondan gelen mesajların seslerini az duymak istiyorum. Birazcık istek ? 

Not: Fotoğraf galiba İstanbul'dan ve Buse'den ...