28 Kasım 2015 Cumartesi

Blogçular Yorum İster Mim'i

Bir mim var bu sefer uzun zamandır rastlamadığım ! *.* 

Ben böyle blogumda bir şeyler hakkında fikirlerimi yazmayı çok seviyorum ve az önce ne kadar bir yazı paylaşmış ve en az 1-2 saatte yazmış da olsam bir tane daha yazıp elimden kurtulsun istedim. Malum, okul falan derken pek zamanım olmuyor. Hafta sonları yazı paylaşacağım da dedim, Deep bir mim yapmış ? Ya da başka biri tarafından Deep mi mimlenmiş orasını bilmiyorum ancak madem ellerim açıldı yazı yazmaya 2 saattir. Devam edelim ! 


Blogger'a girdim gireli hep yorum almak istemişimdir. Telefonumda Gmail uygulaması var ancak hiç mail gelmiyor ne yapacağım ki ? diye sorgulardım hep. Ne ki bu falan da derdim. Ancak bir yorum gelince hemen paylaşılıyordu. Daha 3 ay falan mı ne oldu, yorum onaylayıp öyle paylaşma devrine geçtim. Blogger'ın güzel özelliklerinden bir tane daha. Ancak yorum almayan blog ne işe yarar ki ? Ya da bir an önce birkaç blog bulup, kendini bir büyütme çabasına ve yorum olmadığı için yazma çabasına girmiyor insan. Bunu ben de kendim bizzat yaşadığım için benden de bir örnek vermek istedim. Umarım okunacaktır bu yazdıklarımın hepsi :))

Herkes blogger'a girişmeden önce hayaller kurmuştur eminim ki. Ben de çok büyük bir blogum olacak çabasındaydım. Öylecek seviniyordum falan derken blogumu açar açmaz yorum gelecek sanmadım ancak o kadar güzel ümitlerle açtım ki, ayda 1 yazı yazacağım, ciddi olacağım. Bir gülücük ifadesi bile kullanmak yok kurallarım vardı. Ne kadar kendimi sınırlamışım ki, bencil davranmışım blogumda da. Sonra kimse de ilgilenmeyince blogumla o beni bir kişi takipçimle kalmıştım. Hiç de umudum yoktu. Geri döndüğümde yine bir kalp kırıklıkları oldu içimde. Sonra bir geri döndüğümde birkaç kişi takip ettim, sürekli yorum gönderip, blogumu keşfetmelerini sağladığımda artık bloguma aşık olmaya başladım. 

Şimdi de olsa sürekli uğraşacak bir şey kalmayınca gmailden mail gelsin de yoruma cevap vereyim diye her saniye yeniler dururum. Bazen sıkılır ve blogumu kapatacığım bile derim ancak yine bir yorum alınca canlanır ve önemsenmiş hissederim. Bloglar yorumlarla dolunca bile çok hoş hissediyorum, kendi blogum bile olmasa sabahları 6 da kalkıp buçukta servise binmem gerekirken, gider blog okurum. 10 dakika sabahtan okumacalar yaparım kendimce. Yorum yapmadığımda da boş hissederim ve boş (yorumsuz) kalmış bloglara sürekli yorum yapmak isterim. Onlar da blogun o hoş ortamında yorumlaşsın isterim. İçim bir hoş olur sonra. Mutluluk güzel, yaşamak güzel, yorumlaşmak daha da güzel... :) 

İnsan önemsenmek ve yorum almak ister. İlgi görmek ve sevmek bu yüzdendir ya. Eğer biri size ilgi gösterirse, siz de anında büyüsüne kapılırsınız ve mutluluklarınızı paylaşırsınız beraber. Mutlu mesut biten masallar gibi olur işte. Bloglar boş kalmasın, dolsun taşsın ! İnsanlar birbirlerini keşfedip, cahil kalmasın. İnsanlar insanları anlasın, o zaman empati kapasitesi artsın isterim. Olsun da nasıl olursa olsun derler bazen. Ancak, bir yönden kötü bir şey var ki, biz yorum yapmadıkça yorum görmüyoruz. İlgi göstermedikçe ilgi görmüyoruz gibi bir şey oluyor bu durum da. Yardım edene yardım ederler ancak yardım etmeyene yolun sonu karanlık ederler. Bazen de böyle düşünürüm ben de. Bloguma yorum yapmayana ben de yorum yapmam deyip çemkiririm. Banane banane ergenlik tonum yükselir. Ancak, yorum yapmak güzel ve teşfik edici. Yorum yapın, yapmayanlara yaptırın... :) 

Bu mimde kimseyi zorlamak istemem, bir fikrini zorla anlatmak güzel olmaz, bu yüzden her isteyen ve içinden gelen bir mim kopartsın kendi fikirlerinden. Blogçular Yorum İster Mim'i :)) 

Müzik Hayatım 9

Bu günlerde gittikçe daha da bağladığım şarkılar oldu. Ben çoğunlukla yollarda olmayı seviyorum böyle ve genelde de müziklerle dolaşmayı seviyorum. Bir kafeye oturmuşken bile hep dilimden bir iki ritim duyulur. Bu serime yazı yazmayı da çok özlemişim. Son günlerde pek film de izleyemiyorum ama buna bir zaman ayırdığım kadar filmlere zaman ayıramadım. İlk sinemaya gittiğimde de bir film yorumum daha gelecek ve canlanacak :) 


Bu sıralar abimin dinlediği şarkıları arıyorum böyle. Hiç güzel şarkılar değil dinlediklerim ve sıkılmaya başladım. Sürekli şarkıları değiştiriyorum. Benim bir de kullandığım müzik player uygulaması var. Poweramp diye ve kullanım süresi bitince silmek zorunda kalıyorum. 1 ay kullanmıyorum, sonra yeniden kullanıyorum falan. Ondan müzik dinlemek sıradan bir hal alıyor benim için. 

Trap müzikler güzeldir. Hele ki bir müzik bass ve tizlerine dikkat eden biriyseniz. Trap müzik hep bulmaya çalışıyorum. Bu çok güzel bence diyorum ancak, sonra aralarına hiç sevmediğim ritimler ekliyorlar ve bulamıyorum istediğim o kulağı. 

Ancak birkaç yeni bulduğum şarkılara hayran kaldım. Alessia Cara'nın Here adlı parçasını remixlemişler. Artık nasıl anlatabilirsem, çok beğendim ben. Ritimleri tam benlik olmuş yani :)

Şans eseri öyle bir şarkıcı buldum ki, sanki Taylor gibi sesi var. Ne kadar sesiyle oynamış olabilirlerse hoş bir şarkısını buldum. Rachel Platten diye biri bu kişi. Fight Song adlı bir şarkısı ancak ben şarkının sadece o başındaki Taylor Swift'e benzeyen kısmını çok beğendim. Yoksa yine o yeni yeni şarkı dinlemeye başlamış kişilerin dinledikleri pop müziğe benziyor :) 

Adele'in ilk dinlediğim şarkısında birkaç önceki yazımdan bahsetmiştim ve en sonki çıkan Hello şarkısıyla yine beni hüzünlendirdi. Böyle kitap okurken falan sesi ninni gibi geliyor. Buna bayıldım ! :) 

Birkaç yıl önce MP3'ümde dinlediğim gibi bir şarkı karşıma geldi biraz önce. Jeremih'in o rap gibi sandığım bir şarkısı. Don't Tell Em :) Bu şarkıyı bir çok kez duymuştum ancak şimdi bulabildim :))

Bildiğiniz üzere Wattpad'de olan birkaç okuduğum hikaye oluyor benim. Daha ilk kez okuduğum o hikayedeki o sevgililere uyuşturduğum bir şarkı vardı. Şimdi o kişi daha da ünlendi hm ? Bence çok hoş bir şarkı :)) Shawn Mendes'in her zaman benim sokak şarkılarımdan olmuştur bu şarkısı :) Stitches :) Ama ben birkaç şarkısını daha koymak istiyorum, tek beğendiğim bu şarkısı değil :)

Ben böyle hafiften uykumu getiren müzikleri de çok seviyorum. James Bay'i de bu denli çok seviyorum. O kadar ninni gibi ki, bazen onu dinlediğimi bile unutuyorum :) 

Justin Timberlake'i o kadar özledim ki, artık yeni albümü için öyle bekliyorum. Eşiyle evlenip, bir de çocukları doğduktan sonra, bir ara sırası onlara da geldi ancak en son İngilizce dersinde Justin Timberlake yazınca hemen Batu'ya bakıp gülümsedim. TKO bizim en sevdiğimiz şarkısından. Bu da katılsın buralara yaaa, özledim gerçekten :))

Game of Thrones'u o kadar özledim ki, her savaştan benzettiklerinde Games of Thronessss !! diye bağırıyorum ve manyak manyak bakan sıra arkadaşıma tepkim aynen bu oluyor; "Ne bakıyorsun öyle. Tabi Game of Thrones'u bilmiyorsun. Bilseydin böyle yapmazdın. Game of Throneeeees!!" 
Game of Thrones'daki (oyuncuların adlarını unuttuğum gerçeği) Maisie Williams (Arya Stark) ın yer aldığı Seafret adlı müzik grubunun Oceans şarkısından yer alan oyuncudan dolayı Seafret'i keşfetmiş ancak bu şarkısıyla kalmıştım sadece. Yeni bir şarkı daha yayınlamışlar ve paylaşmak istedim: Wildfire !

Zahide ile şarkımız olan Blue October'ın Say It şarkısından dolayı Blue October'ı çok sevmeye başladım. Ve yeni bir şarkı daha paylaşmışlaaaar ! :)

The Neighbourhood yine en hayran olduğum ritimleri yakalayarak bir şarkı daha çıkartmışlar. Ya ben bu şarkılarına çok bayıldım yaaa :))

En son olarak bir şarkı ararken, aaa bu şarkıyı biliyordum deyip aslında bilmediğim bir şarkıcı buldum. James Young'un sesi James Bay gibi güzelmiş yaa :)) 

Galiba bu seferlik yeterli hm ? Bu şarkılar da güzel ama daha hayran olacağım şarkılar bulacağım. Bunlarla idare edinin yaaa :)) Hadi o zaman kisses kisses :) 


27 Kasım 2015 Cuma

TEOG İşte Buymuş !

Teog olarak 1.'sini aşmış bulunuyorum. Keşke daha çok dikkatli olsaydım da puanım biraz daha artardı. Moralimi bozdu ancak ağlasam da fayda etmeyecek bir durumdayım sonuçta. Şu an tek yapmam gereken blog ile ilişkim bir süre kesilecek. O korktuğum ve kendimden uzaklaştıp, mutsuz dolaştığım günlere geri dönmemek istediğim, o blogumun 1 yıl boyunca boş kalması beni üzmedi ancak acıttı içimi. Bu sefer öyle bir şey olsun istemiyorum. Bu arada bazıları da benim bu tür yazılarımdan bıkmış ve artık blogunla ilgili şeyler yaz artık diyor olabilirler ancak, burası benim. Sonuçta bu hesabımı ben açtım ve bu işe giriştim ve bir şirket yönetir gibi her aşamasında bilgi vermek ve ilgili gözükmek istiyorum. İstediğimi de yapmakta özgürüm. Sadece, karamsar olduğumu benimle konuşmayanlar bile artık anlıyor ve biliyor. Belki hafta sonları oturur yazarım bir iki laf. 


Teog nasıl geçti ?

İlk başta sandığım, 15 yanlış yaparım sadeceydi ancak öyle bir şey oldu ki Türkçe'den hep dikkat eksikliklerimden gitti. Teoga girmeden önce hep o ortalama alıp sevinenlerdendim ancak yolum Muhittin (Antalya'dakiler anlar) Yani ben o liseyi istemiyorum bile ama Antalya normal olanı bile tutmuyor. 2. Teogda düzeltirim diyenler de olsa hah diyeceğim. Az önce biraz yine yükseltmeler ve tahminlerde bulunarak gidip yine puan hesapladım ve galiba başka bir şehir sanki daha iyi olacak. Yani burada gidebileceğim seviyede bir lise bulamıyorum. Kendime yakıştıramıyorum ben bu hataları. Cidden çok kötü. Yani deneme sınavlarındaki notlarımdan kötü. Ben kim, o puanlar kim. Ancak elbette çalışacağım.

Endişe ya da telaş var mıydı sınavda ? 

Eh, Matematikte bildiğiniz gerilecektim. Yani o kadar iyi geçti dedim ama boş ya. Endişem bir çay sayesinde geçti. Normalde çok gerilirim, ancak bu sınavda hiç öyle bir şey yaşamadım Allah'tan. Bin şükür ki o kadar düşük bir netim olmasına rağmen yine iyi bir not geldi. 

Bir daha bu hataları yapacak mısın ? 

Hataları 1. de anlarsın 2. de uygularsın 3. de artık pes et. Bu 1. dediğim girdiğimiz bu ilk sınav. 2. olarak 2. si oluyor Teog'un. Ancak 3. aşama ise tercih oluyor. Asıl yıkılış burada işte. Ben başka şehirleri de yazmak istiyorum. Bu yüzden biraz da buradaki gidebileceğim en yükseğinden okula bakıyorum ancak, iyi gelmiyor. Bu yüzden başka bir şehire de gitmek asıl kaçış yolu. Bu kaçıl da 4. oluyor galiba :))

Ama hala gülümse, çünkü hayat devam ediyor.. 

:))

24 Kasım 2015 Salı

Az Kaldı ! (Yeni Seri Daha Mı?)

Teog neymiş be diyeceğim zamanlardan sonra gerçekten hoş yazılarım olacak. Mesela ilk ipucuyu ben vereyim ve bu yazımda yorumlarda tahmin etme çabalarına girişin ? Haydi başlayalım ! 

İpucu: Aşağıdaki fotoğraf !!


22 Kasım 2015 Pazar

SON 2 GÜN ! ve Bonne Nuit

Artık yolun sonuna geldim deyip ağlayasım da gelse, sanki çok iyi bir not alacakmış gibi hissediyorum. En son ki girdiğim etütün deneme sınavından çok iyi bekliyorum ve bu günlerde sadece Matematik çalışıyorum. Böyle Matematik çalıştıktan sonra bir duruyorum ve ne yapsam ben ya diyorum hep ama eğlenceli şeyler var. Mesela bir arkadaşınızla aranız hiç düzelmeyecek gibi ama ben bunu mesela bir şarkı dinlerken ancak aklıma getiriyorum. Pek de düşünmüyorum aslında kendimi. En son aynaya baktığımda, gözlerime bak yaaa. Hiç kendime bakamıyorum dedim. Cuma günü okuldayken de bayağı manyak olmuştum. Sürekli soru çözdüm. Az kaldı yani. Ama içim umut dolu. Harika geçecek diyor içimden bir ses. Az kaldı ve başaracaksın. Her şeye değdi diyeceksin. En ufak tartıştığın insanlara bile üzülmeyeceksin. Dert etme diye haykırıyor.. 


Sürpriz: Kitap adına gerçekten de umutluyum. Yarıyıl tatilinde taslağımı sonlandırmayı ve artık atağa geçmeyi planlıyorum. Gerçekten her şey çok harika gidiyor *.*

Not: Bir de bu aralar Fransızca'ya merak saldım. Bonne nuit (İyi geceler) deyip duruyorum. Yaz tatilinde de Fransızca'ya başlamak istiyorum.

19 Kasım 2015 Perşembe

Günlük Tonu

Biliyorsunuzdur ki, artık Teog sınavıma sayılı günler kaldı. İyice yaklaştı ve 6. gün bitti, 5'den geriye sayacağım yarın. Pek de aklımdan bir konu geçmiyordu ancak gerçekten Teog'dan sonra sanki tatile girecekmiş gibi hissedeceğime ve fazlasıyla gerileceğime eminim. Ancak şöyle bir şey var ki, sabah 6'dan akşam 7'ye kadar kendime ayırabildiğim tek vakit; sabah 6 buçuktan 47 geçe gibi bir zamana kadar müzik dinliyorum. Hatta baymış durumdayım. 


Teogdan sonra zaten neler yapacağımı galiba belirtmiştim ve bu sıralar inek öğrenci tipi gibi gözükebilir ama en son Matematikten 10'dan fazla yanlışım çıktı. Moraller 0. Sonra zaten ben kendim kendime çalışabileceğim zaman kalmıyor ve zaten oturup da bilgisayara giremiyorum. Girince de zaten yazı yazıyorum. Şu an ne kadar işim olsa da. Sadece burayı unutmuş değilim. Teogdan sonra kendime geleceğim :)) Göz morluklarıma da çözüm buldum. Göz çevremde karanlıklar var. Vitamin eksikliği olabilir. Onları düzelecek.. Kitap okumalarıma devam edip, artık kendimi salacağım.. 

14 Kasım 2015 Cumartesi

İzlediğim YouTube Kanalları 2

Bugünki YouTube kanallarında çok harika kanallar var aklımda. Paylaşmak için can atıyorum gerçekten. Umarım bu kanalları siz de çok beğenirsiniz :)) Haydi başlayalım !! *.*


1- İlk olarak ben Vine izlemeyi çok seviyorum ancak bu aralar ne kadar çok izleyemesem de, çoğu zaman izlemeye çalışıyorum ve bir çok takip ettiğim fenomen ve olmayan Vine çeken çoğu kişileri izliyorum. YouTube'a da ekstra olarak daha güzel komik video koyan Vine çeken YouTuber'lar da var. İlk olarak Jake Paul'u ben çok seviyorum. Lele Pons gibi bir çok bilinen fenomenlerden o da. YouTube kanalında da çok güzel videoları var. Kaçırmayın bence 


2- Yine bir Vine fenomeni olan Marcus Johns'u ve sevgilisi Kristin Lauria'yı çok seviyorum. O kadar tatlılar kiiiiii *.* Çok hoş videoları vaaaaaar *.* 


3- Yine yabancı YouTuberlarla devam ediyorum. Bu seferki yabancı bir makyaj kanalı. Ben 1 sene önce falan keşfetmiştim ve gerçekten saçını ve kombinlerini o kadar beğeniyorum ki, her konudan çok hoş videolar var *.* Ay keşke Rachel benim ablam olsa diyorum *.*


4- Bu seferki bir diğer YouTuber'ı Türk seçmek istedim. Bu seferki yine konulu videoları eğlenceli bir hale getirip hafiften de olsa güldüren bir kanal. Mimar birinin eğlenceli videoları. İşte Ağır Mimar !


5- Bu seferki yine bir Türk olup da yine Vine fenomeni seçmek istedim. KAFALAR Video Vine da da olan kısa 7 saniyelerini geliştirip 3 dakikalık birkaç video kanalı açmışlar ve bu kanal bence daha iyi olmuş. Ben pek izleme fırsatı bulamadım ancak birkaç videolarını izlemiştim ve gözlerim yaşarana kadar gülmüştüm. Gerçekten güzeldi, öneriyorum..


6- Bu YouTuber aslında bir YouTuber değil. Yani aslında bir sanatçı şarkıcı her ne ise 1-2 albümü olan biri ve gerçekten ben Nina'yı çok seviyorum. Saçlarına 1 yıl önce bayılıyordum ancak o saçlarını kıssacık yapmayı seçtiğinden sonra pek şarkılarını dinlemedim. Müzik listemde de birazcık olsun Nina olsa da, bugün kanalında bir video paylaşmış, yani ben yeni görüyorum; 10 Minute Make-Up videosunda kullandığı bir şarkı da Broods geçiyor ve ben Broods'u çok seviyorum ve onun da keşfetmesine çok sevindim. 

Belki takip ediyorsanız çok eskiden Edd Sheeran'ın sevgilisiydi ve birbirlerine yazdıkları birkaç şarkı ve video klipleri var. Ben çok seviyorum. Edd'in Drunk şarkısında da Nina var hatta :)


Ve bu yazımda da böyle bu Yabancı ve azıcık Türk kanalları keşfettirmek istedim size. Umarım keyifli vakit geçirmenizi sağlar. Ben bu yazıyı yazarken çok eğlendim. Umarım siz de videoları izleyince beğenirsiniz. İyi günler dilerim... 

8 Kasım 2015 Pazar

Doğum Günüm + Toyzz Shop Baskını !!

Bugüüüüüüün !! Doğum günüüüüüüm !! *.* 14 yıl doldu, şimdi benim aklımda olan 5 ay boyunca 15 diyemeyeceğim :)

Bugün ne kadar hasta da olsam keyifli hale getirmeye çalıştık. Aslında ne kadar hasta olsam da Bengisu, sesin çok güzel olmuş dedi. Normalde size bir sürpriz yapıp vlog çekip ilk defa benim sesimi duymanızı sağlayacaktım ancak kısıtlı bir vaktimiz olduğu için kamerayı yanıma almadım ve öylecek evden çıktım ancak elimde fotoğraflar var !! *.*


Burada emoji gidi durmuşum, Bengisu öyle diyor :)) 


Burada elimde tuttuğum Pepe'nin dedesi ancak onunla fotoğraf çekilmekten vazgeçtim :) 


(Burada Bengisu'ya Pepe'den bahsederken mimiğim yer değiştirmiş galiba :) )


Micky ile sevgilisiiii :)))


Saksafoncu oldum da orada videoda çıkmışsa çok güzel sesli oyuncaklar vardı biz dans etmeye bile başladık :))


Ancak ben ne kadar bir şeyler yesem de doymadım ve yine bir şeyler alıp yemeye başladık. Patos'u ilk defa beğenmedim. Neden bilmiyorum ama fazla acıydı sanki. Keşke Ruffles'ı alsaydık :( Kinder'i de sevmedim ama olsuuun :) 

Fotoğraf gerçekten benim çok hoşuma gitti ancak ne kadar hasta olsam da kendi enerjimden ufak da olsa katmaya çalıştım. Biz genelde Bengisu ile her hafta sonu bir yerlere gidiyoruz ve o mağazayı altına üstüne getiriyoruz ancak bunu hep yapıyoruz. Yakın zamanda şikayet etmezlerse iyidir :) Selfie yok çünkü ben kolumu pek yukarı kaldıramıyorum, o yüzden sadece bunlar var. Bence güzel bir gündü :)) 


3 Kasım 2015 Salı

1- The Notebook

Uzun süredir aklıma yeniden bir seriye başlamak vardı ve her blogumdaki yeni seriye başladığımda o kadar içim kıpır kıpır olduğu bir tek bunda oldu galiba. Adından belki acaba filmle mi karıştırdım acaba dedim ancak bu sıralar romance pek izlemiyorum yaa :)) 

Bu serideki yapmayı planladığım ve bu serinin asıl konusu şu ki; telefonum üzerinden bir çok yazı yazıp notlarıma kaydediyordum ancak bir çok kez telefonumun sorunları yüzünden gidip hep format attığımda ilk aklıma gelen, neden ben format attım yaa oluyordu. Çünkü format attığımda o yazdığım tek önemli yazılarım gidiyordu. Bu sefer hem sizin açınızdan hem de benim açımdan bir klasör görevi görecek bu seriye başlamayı düşündüm. 

Neden serinin adı The Notebook denilecekse; notebook gibi bir görev gördüğü için uygulamam, bu nedenle Notebook adını verdim. Genelde de yazılarımda ne kadar Türkçe başlık kullansam da gerçekten İngilizce'yi bu sene daha fazla sevmeye başlıyorum.

Yaygarayı bitirip, hemen notumun ilkinden (şimdilik) paylaşmak istiyorum. Ancak belirtmek isterim ki, bu serideki en uzun olan bu yazı olacak. Diğer yazılarımda sadece notu verip fikirlerimi belirteceğim..


"Waves ordered all other waves.." 

"Sometimes the waves can not exceed even me, wave after wave.."

Dalgaları sevdiğimi herkes bilir. İşte dalgalar için anlayana sözlerim *.*