30 Ağustos 2015 Pazar

Haftada 7 Gün Burkuk

Başlığın mizahından çok, saçmasapan gidiyorumlarımı anlatacağım. 


Ya bilmiyorum, benim kafam bir ergenlik içerisinde. Pek karar veremem, kararsız biriyimdir zaten. Moralim bozulursa herkesi her tarafa atarım, tutarım. Sonra da kendimce yaptığım şeyi izlerim ya, morali bozuk bir İrem bundan daha çok şey çekti ama. Çekmek istemiyorum daha fazla, o yüzden böyle gidişlerim dönüşlerim hallerini öfleyerek pöfleyerek geçenler olabilir. Sıkıcı bir insanımdır, ben bile kendimden bıkarım. Kendimi sevmediğim aşikar. 

Pek sevmem saçma sapan duyguları. Yakınırım şiirlerde, denemelerde, blogda, orada burada derken... Kendimi düşündüğüm an olur, tüylerim diken diken olur. Ağlamak isterim o an, işte o anda biri tutmasın asıl o anda beni yalnız bıraksınlar isterim. Bu yüzden sadece duygularımı yarıda kesmeye çalışıyorum hep. Biliyorum, kendi hatamdı ve yaşıma bile uygun değil. Sadece bu aralar çok da yazmak istemiyorum. Gitsem bile merakla yorumlara bakarım. 

İyi günler geçirin, duygusuz ve sadece kısıtını koymuş özgürlükler...


28 Ağustos 2015 Cuma

Yaz Ayı'nın Keşifleri "Tavus Kuşlu Esrarengiz Bahçe"

Ben 1 gün önce bloga geceleri ağlayacağımı yazmıştım dimi ?

... Ya neden böyle olmadı ya ... 


Geçin şu konuları, hayatımı kurtardın be Esrarengiz *.* 

Şimdiiii, bu her yaşa göre boyama kitaplarını herkes bilir. Artık moda oldu ya, biz de almazsak olmaz. 

Kaan, annesi ve babası ile Aydın'dan geldi ve her günümüz dolu dolu bir hafta geçiriyoruz. Bugün de sırf bu boyama kitabı ve kalemleri almak için AVM'ye gittik ve bizi zorlayabilecek ve hatıra kalabilecek bir kalın boyama kitabı bulduk ve D&R'dan aldık. Kuru boyalar için de Migros'un içinden bir 24'lü kuru boya aldık ve biraz da bir şeyler yedikten sonra eve geldik. 

Aslında Kaan'ın annesinin bunu almasının nedeni, Kaan'a bu boyamaları herkes (tanıdıkları) boyayacak, adını yazacak ve ufak da bir tarih yazacak. Yıllaaaaaaaar sonra da, Kaan'a hatıra kalacak...


Benim seçtiğim boyama tavus kuşlu, çiçekli, böcekli bir yuvarlak bir boyamaydı. Eve geldiğimizde ben hemen bunun başına oturdum ve yaklaşık yarım saat önce bitirdim. O kadar ayrıntı gerektiren ve duygu yansıtı bir şey ki, resim yapmak değil boyama daha bir özen gerektirdiğini anladım. 

Bu günlerde acayip gergin ve sinirli bir yapım olduğu için sadece kendimle bütünleştim ve kendimi bu boyamaya verince, ben kendimden geçtim. 

Yaniiiiii, önerir miyim ? 

... ELBETTE !!! ... 

Kesinlikle benim gibi bir yapınız ve siniriniz varsa. (Sinir de ne be ?) Kesinlikle önerebileceğim bir boyama kitabı. 13+ diyebilirim bir yaş sınırı söylenmek gerekirse. 

Önemli Not: Küçük çocukların olduğu bölgelerde gezdirmeyiniz...



23- Filmler'in Esintileri "San Andreas"

Eh, tam ayrıldım dediğim gün film izlersek; gelir yazarım tabi... :)


Geçen ay vizyonda olan filmlerden ve beğenilmiş bir film. Tabi hep beraber mısır eşliğinde yenildiğinde daha bir hoş oluyor.

California'da yaşanan ve Batı Kıyı Şeridi'nin tamamını etkileyen büyük çaplı bir deprem faciasının ardından yaşanan arama kurtarma sürecinde, itfaiye eri Tom'un yaşadıklarını ön plana alan film, genç adamın duygusal hayatı ile sorumluluklarını dengede tutma çabasına odaklanıyor.

Kötü şöhreti ile bilinen San Andreas Fayı’nın kırılması ile 9 şiddetindeki bir depremle Kaliforniya sallanır. Bir arama kurtarma pilotu ve artık araları pek de iyi olmayan eşi, Los Angeles’tan San Francisco’ya, kızlarını kurtarmak için yola çıkarlar. Ancak, kuzeye yaptıkları bu tehlikeli yolculuk, henüz sadece bir başlangıçtır. Ve ne zaman en kötüsü artık bitti diye düşünseler, daha da kötüsü başlamaktadır.

Oyuncular: Dwayne Johnson 
Carlo Gugino 
Alexandra Daddario 
Ioan Gruffudd
Archie Panjabi
Paul Giamatti
Hugo Johnstone-Burt
Art Parkinson

Filmi öyle bir korkuyla ve gerilimle izledim ki, tam puan verebileceğim sağlam filmlerden. Zaten Dwayne olduğu sürece çoğu film kaliteli oluyor. Adamın eline saçma sapan bir kurgu verseler, akıllılığını kullanarak filme oyuncu olur. Genelde bu filme değil, Dwayne'in oyunculuğuna ya da filmin animasyonlu taraflarına puanı vermeliyim. Bir de Alexandra'nın yüzüyle yine çok hayranlıkla izlediğim ilk filmiydi. 

Gerçekten tercih edeceğim filmlerden. Keyifle izlemeniz dileğiyle...


27 Ağustos 2015 Perşembe

Olmuyor

Morali bozuk bir adet İrem, daha da morali bozulursa. Olacağı olur ve blogdan ayrılma kararını alır. Belki gelir, belli olmaz. Ama geceleri ağlayacağını herkes bilsin ister...


Not: Fotoğraf Rabia'ya ait...


Gececi

Merhabalar !! Aslında bir veda belki bilmiyorum ama, yeniden gidiyorum galiba.


Galiba böyle bir gidiyorum ve durgunlaşıyorum. Eğer zaten 4 gün bir yazı yazmasam, gitmişim demektir. Her insan iyi kalamıyor, geçmişten dolayı utanç duyuyorum bildiğiniz. Bir kıyafet giymekten ya da dik durmaktan bile utandım bugün. İşte belki yine 1 sene buralar boş olacak. İyi geceler ... 


26 Ağustos 2015 Çarşamba

Bu Aralar

 Bu aralar bir konu var. Geçmiş. 


Bilmiyorum artık yabancılaşıyor dünya. Her geçen gün standartlar artıyor. Bir arkadaşta bile seçim vakası var. Belki tartışma yaratıyor gibi yazıyor olabilirim ama, bazen böyle konuşmak geliyor. 

Yani seçimler yıllardan bu yana kadar her gün vardı. Ancak bir insanın prensibi bu günlerde daha çok gözüküyor. Çünkü herkes daha seçici, daha kendisel olmuş. Herkes kendi kafasında derler ya, eşlik eden gelsin havasında sanki. Gelene merhaba, gidene eyvallah. 

Ya insanları önemseyemiyorum artık. Hani içimi dökmek değil amacım, ama.. 

Bir duraksıyor insan bir şey söylemeden önce. Herkes benliğini yitirmiş, herkes kendi özgürlüğünde. Bir kadın evli mi bekar mı kimsenin umrunda olmuyor mesela. Alabildiğine gidiyor standartlar. Kadınlar duraksayıp, ne yapacağını düşünmeden ana bırakıyor kendini. 

Eskiden ayy, o yaşta o da mı yapılırmış dediklerim. Şimdi normal karşılanıyor. Hani bunu düşünmesi bile insanı durgunlaştırıyor. Uykumu getiriyor. Düşünmekle yorulmak istemiyorum. Çünkü ben de aldım başımı gidiyorum. Engeli kendim koymam gerekirken, gelen engeli bekliyorum düzelmek için. Ne çare ki, ben de kendimden geçtim gidiyorum. Bir insana değer vermem gerekirken, yapmıyorum. Gidiyorum, en saçma kişilerde insanlığı buluyorum. 

Bazen sorgulamak gerekiyor hayatı. Kendi edebi değerlerimiz için bir 20 yıl öncesini düşünmek gerekiyor. Ben bilmem 20 yıl öncesini. 20 yaşında bile değilim, ama filmler bile anlatabiliyor. Sanat değeri artık edepten ahlaktan çıkmış gidiyor. Bazen buna bile sinirlenip, çizgi film izliyorum. Eleştirmen gözüyle bakıyorum, her şeyde bir sorun arar gibi. Bazen okuduğum kitaplar bile benim yazış türümü değiştiriyor.

Bir kıza mesela argo kelime yakışmaz. Ben alabildiğime gidip, her yerde küfür ediyordum. Sonra bir engel gelmedi. Ben kendimi değiştirdim. 

İllahi bir soruna kendinizi düzeltmek için adım atacağınız zaman, zamansız kısıtsız zaman olmasın. Milletin ya da elalemin çocuğu bile sizden iyi mi ? O notları alıyor da, sizin kadar saygılı mı ? O notu alırken ne yaptı ? Özenmeyin, kıskanmayın. Değişin, ama engel konulduğu zaman değil. Engeli anladığınız zaman değişin. Elalemin çocuğu da kimmiş denildiği zaman gururlanmayı bilin kendinizden...

...Sağlıcakla kalın...

Not: Fotoğraf İstanbul'dan, şahsıma ait...


25 Ağustos 2015 Salı

Watty's Account

Eh, her ergen gibi ben de Wattpad'e giriyorum. Hadi bir aralar hikaye yazdım da sildim be kardeşim. Ancak takip etmek isterseniz, ben buradayım.


Not: Fotoğraf gizli çekim olarak Bengisu'ya ait...


Gezmek Gerek "Madame Coco ve Kısa Saç"

Kısa saç. Hem de kendim seçmedim. Tam bir hüzün. Ya kaç yaşındayım ben deyip duruyorum saçıma. Bir belirsizlik var, arada 20 yaşında, arada 10 yaşında oluyorum. Normalde saçım belime geliyordu, şimdi arkası uzun, önleri kısa. Oval kesim ama saçım daha da kabaracak. Ay sinir oldum, aklıma getirmemeye çalışıyorum ben de.

Dün küçük ama kokularla dolu bir alışveriş yaptık annemle. Tabi kıyafet filan baksak da oflaya poflaya saçımda buldum sorunu. Hep dağılıyor filan, bir şekle sokamadım. İlk konuya uygun olan, saç bakım ürünü ve vücut losyonuyla devam edelim.


Son iki ürün orkide kokusu da olsa, pek güzel bir kokuda değiller. Dün Gliss'in kuru ve yıpranmış saçlar için olan şampuanı ve sıvı saç kremini kullandım. Cidden tek şampuanla bile gerçekten çok güzel kokuyor. Gliss zaten saçlarım için gereken kırıklıkları onardı filan derken favorim oldu. Kullanmadan yapamadım. Şimdi saçlarım kısaldı, hemen karışıyor diye bu ürünle pek karışacağını sanmıyorum. 

Madame Coco'nun bazı kokuları ve kozmetik ürünleriyle vücut spreyleriyle gerçekten çok güzel kokuyorum. Hani çok ağır kokusu yok ve kalıcı oluyor. Dışarıda kaldığım sürece güzel koku saçıyor. Bir kez de vücut losyonunu deneyeyim dedim. İki çeşidi vardı bundan, bunun kokusunu daha çok beğendim ve 5 TL gibi bir fiyatı var. Denemelik uygun, zaten her türlü bir ürün ucuz oluyor burada. Bir de küçük bir çanta boyluk el kremi vardı. O da orkide, kış ayında benim ellerim çok kurumuştu. Yaz ayında pek ihtiyaç olmuyor kreme, ancak bunları kışın kullanmaya başlayacağım. Şimdi bekleyecekler. El kremi de 2 TL'ydi fiyatı.


Madame Coco'nun şu an hala kullandığım vücut spreyi var. Bahsettiğim vücut spreyi buydu. Üzerinde Amber olarak yazıyor ve bundan çok satıldığını görmüştüm. Kış ayında almıştım galiba ve bir tane daha alacağım sırada fiyatı bindirmişlerdi. 5 TL'ye aldım diye hatırlıyorum bunu. Şimdiki fiyatı 7 TL civarlarında. Bu küçük kremi de annem aldı. Zaten senin bu kokuda vücut spreyin var, bunu da ben alayım dedi. Bunu da aldık.


Gliss'in daha önceden soldaki biten Uzun Ve Kırılmış Saçlar ürününü kullanıyordum. Şimdi farklı bir tanesini denemek istedim. Gerçekten önerebileceğim fiyatta. Ama kandırılıp 13 TL'ye Gratis gibi yerlerden almayın. Marketlerde 7 TL'ye bulabiliyorsunuz. Önerebileceğim bir ürün gerçekten.


Son olarak 10 TL'ye bir kitap aldım. Harlan Coben'ın çoğu kitabını öneriyorlardı. Ben de denemek için uygun fiyatta diye aldım...

Görüşmek üzere...


23 Ağustos 2015 Pazar

İrem Seçmecesi 2

Küçük misafirliklerde ne kadar kötü olabilirsiniz ?



Dün normalde güzel bir gündü. Kusmam haricinde ve piknikte başlayan baş ağrım bir türlü durmak bilmedi. Eve geldik, yarım saat sonra hazırlanıp misafirliğe gidecekken, iyi ki tercih değiştirip arkadaşıma gidiyim dedim.

Yani öyle iğrenç bir şey yoktur. Başım ağrıyor, klima çarptı biraz da; hadiiiiiii...

İrem bunaldı, İrem bir hallere girdi, İrem'in midesi bulanıyor... Babama mesaj atarım, interneti açık değil. Midem çok kötü asit dolu sanki, yanıyor. Ama bir yandan da kusucam böyle.. Allah, sonunda gittim abime mesaj attım, sağolsun annemleri aradı. Annem aradı, geliyoruz dedi. Hemen ardından bir çıkarttım içimdekileri, sanki gazoz var içimde. 

Ben pek gazlı içecek içmem, fanta da içince bir o da yapmış olabilir. Piknikteki yiyecekler de bozmuş olabilir midemi. Ben orada (Arkadaşımda) 3-4 saat dayandım, bir daha bu kadar dayanamam galiba. Üstüne gittim, bilerek klimanın dibine oturdum. Zaten Sıla habercisi her anın, ne halde olduğumu o biliyor.

Hani İrem Seçmecesi'ne daha gelmedik...

Ben o dayandığım 3 saat içerisinde arkadaşımla öyle konuşurken, konu kitaplara geldi. İşte okuduğu kitabı getirdi, kitap hakkında fikirlerim var ama okumadım. Kitap da 'Şu Çılgın Türkler' olunca efsane işte... 

Bu kitaptan bende de var ancak pek okuyamadım. Babam'ın fikirleri vardı, ondan sormuştum filan; uzun uzun inceledim filan. 600'lü sayfalarda bir şey, boyutu normal kitaba göre biraz küçük olunca sanki sanırsınız 900 sayfalık kitap. İşte dedim ki, ya dedim bu kitap nasıl biter. O da dedi, ay dedi sen bundan kalın kitaplar okuyorsun dedi. Kızla uzun süredir konuşmuyorum, ama okulumuz aynı. Millet görüyor demek ki gözlerine girmişim diye bir güldüm içimden sessizce. 

Bir ara okul başkanlığına elim titreye titreye aday oldum ve bir süre tanımadığım çocuklar geldi işte selam verdi. Onlardan da tanınmışlığım var. 

5. Sınıftayken pek kitap okuyamazdım. Sırf okuyor gözükeyim diye 'Sultana Dokunmak' adlı kitabı elimde gezdire gezdire kırış kırış yapmıştım. Kitaba yazık ettim cidden ya. Ondan sonra o dönem boyunca tek kitap taşırken, şimdi bir dönemde en az 10 kitap taşıdığım aklıma geldi. 

Kitaplarla olan bazı hikayeleri böyle saçma da olsa paylaşmayı seviyorum. Böyle bazı kişilerden kitaplarla aramdaki bağları duyunca bir değerli hissediyorum. Hani ilgi duyduğunuz tek şey kitaplar. Milletin arkadaşları göze batarken, benim arkadaşlarımdan fazla kitabım var. Kitaplar bir dost oluştursa, bu kadar değerli olmaz. 

Başka bir İrem Seçmecesi'nde görüşmek üzereeee... :)


22 Ağustos 2015 Cumartesi

Neredeyim ?

Neredeyim ben ? Günlerdir bir blog dünyasından çıkıp, sürekli gezdim. Sabah akşam durmuyoruz tıp tıs, tıp tıs yapmıyoruz.


Bu aralar zor da olsa, Sade ve Derin'i okuyorum. Gece uykum olduğunda 10-20 sayfa okumuştum ve çok orjinal bir kapak var *.* 


Ben havuza girerim de yalnız mı olurum ? Elbette yiyecekler, içecekler, bira şişesi sanılan cam damla suyuyla birlikte Bengisu da vardı. Güzel bir gün işte, ayrıntıları sonra paylaşacağım, iyi günleeer !! 




19 Ağustos 2015 Çarşamba

Unutulmuş Mutluluk

Bugün bir farklılık vardı o yabancı dizilerde, filmlerde. Çoğu da şarkıların hissettirdiği özgürlüğün gergin haliydi. Yapmadan önce bir geri çekilme eylemi seziyordum. Gerginliği mutluluğuma vermek istedim. 



Küçüklük fotoğrafları insanı mutlu eder ya. Yeniden hatırladım küçük mutlulukları. Gözümden akan mutluluk yaşlarını ellerimle saldım yüzümden. 

Mutlu ama hastalık yüzünden son bulan mutlu aşklara gülümsedim yeniden. Umutları göz önüne aldım. Arkadaşlarımın sorunlarını düşündüm. Ya da kendimi onlar için parçaladım.

Hep gidenlerin arkasından beni parçaladın derim. Ama herkes saçmaladığımı söyler ve gider oldu. Yine gülümsedim mutluluklarıma. Üzüldüğümde yalnızlıklarıma değil.

Dünya aşka oyun oynuyordu. Oyun oynayanlar yetmezmiş gibi, duyguları tekmeliyorlardı. Can yakan bir darbe daha şiddetlendiriyordu acıyı. Üst üste gelen değil, aklında toplanan acılar yakıyordu. Hepsi bir yandan sana tekmeyi vuruyordu. 

Çoğalan acılar ölüme değil, kıyamet cehennemine benziyordu. Her gün doğan güneş, yarın sabah daha da kızaracaktı. Kışlar kırmız, yazlar kırmızı olacaktı. Sarı olan güneş, kırmızıya dönüşecek. İşte o gün, aşk oyundan çıkış yapacak. 

Unutulmuş mutluluğu geri kazanmaya bakacak insanlar değil, unutmaya devam eden insanlar o gün acıyla yakaracak.

Not: Duygu içermeden yazılmıştır.


18 Ağustos 2015 Salı

Dünya Habercisi

Bir anda çıkan şans bana doğsa bir an,
Duygularımı unutsam,
Bir kenarda kalsalar bensiz,
Onlar olunca çok doluyum,
Gitsiler benden başka yerlere,
Keşfedecek insanlar,
Mutlu olacak insanlar bulsunlar,
Aşkın kötü olduğunu,
Acı verecek insan aradıklarını söylesinler,
 Dünyayı sevgisiz bırakmasınlar,
Aşka dönüşmeden çekip gitsinler,
Kıskanır çünkü güneş ayı,
Aşık olmak ister,
Onun gibi parlak olmak ister ay,
Onun gibi dopdolu neşeli olsun ister,
Ama güneş aya dönüşmeden,
Kıyamet son bulsun ister dünya...



17 Ağustos 2015 Pazartesi

!! İlk Çekiliş Sonuçları !!

Aslında bir ödül alınca kürsüye çıkıp da açıklama yapan oyuncular gibi yapmak istedim şu an. Günaydınlaaar !! Sabah 3 de bir uyku molası verip 6 da mesaj bakıp 8 de uyandım. Nedense hep böyle yapıyorum, gececi olamam. Daha yüzümü yıkamamışken, hemen çekiliş sitesine girdim ve sonuçları bu adresten bulabilirsiniz;


15 Ağustos 2015 Cumartesi

Üzülünce Ne Yaparım Mim'i

Üzüntü o kadar kaplamış ki bedenimi, 
Yanımda bir kişilik daha hissediyorum.
Şizofren gibi delinin tekiyim,
Ancak içimdeki acılar,
Hayatımı yansıtmıyor...


İlk önce buradan Deep'e sevgiler ! Mimler çoğunlukla beni yansıttığı için, bir mim daha yapmak istedim. Deep mimliyor, ben de cevaplıyorum. 

Aslındaa, gerçekten ilk baştaki şiir gibi bir hayatım var. Her zaman acılarımı insanların gözünde büyüterek söylemem ve saklarım. İşte, hani olur da bir kişiye çok güvenirsem, içimde ve ağlama duygusu varsa hiçe sayıp, neler yaşadığımı anlatıyorum. Tabii ki de yüz üstü bırakıp gitenler fazla bu zamanlar. Bazı arkadaşlarım da sürekli üzgün olduğum için şikayet ediyorlar. Ben bile kendimi tanımadığım için kesin bir şey söyleyemiyorum, bazı sözlerimi bazı betimlemelerin içine saklayıp, bloga ya da defterlere sunuyorum. Ancak üzülünce ne yaparım ?

Güzel soru ya bu... Uzun süre düşünmem gerekti doğrusu. Genelde okuldan geldikten sonra başım ağrırsa ya da moralim bozuksa ve daha da moralim bozulursa odama gidip ağlar ve öyle uyuduğumu bilirim. Her zaman mutlu biri değilim, çoğu zaman üzüntülüyüm ya, türlü türlü şeyler var aslında bende. Anlatsam uzaklaşacaklar korkusuyla da üzülürüm. 

Bir gün de üzülüp ağladığım zaman bir şarkı açmıştım. Bilmem neden ama, içimi bir karartı kapladığında söylediğim insanda bir terslik çıkıyor. 

'Kötü bir şey olacak.' 

Her şey bundan itibaren oluyor ve üzüntü duygusu da beraberinde geliyor. Yüzümü yıkayınca giden bir şey değil işte, öyle bir karaltı çöküyor ki içime; korkuyorum her şeyden. Ya da her tanıştığım insanda eğer ilk baştan kalbim çok kötü atıyorsa, bilirim ki gidecek ve acıtacak biri olacak. 

Üzüntü çeşitleri işte, birleştiğinde aslında pek bir şey yapmam. Gider şarkı eşliğinde ağlarım ya da uyku beni rahatlatır. Bazen de sinirle aşlayıp yazı yazdığımda kalemleri kırmıştım. Ancak korkmayın ki bir daha onu yapmadım...

Şimdi birini mimlemeyeyim ben ya, buradan kim istiyorsa onu mimledim gitti. İyi eğlenceler artık...

Not: Fotoğraf Berna'nın Bursa gezisinden... 

Gezmek Gerek "TCMB İzmir/Özdere Kampı Videosu"

Sabahtaaaaan beri uğraştığım şu video için o kadar indirme yaptım ki, Google + sonunda bana bir iyilik tanıdı ve paylaşmak için daha kolay olarak 1 dakikalık müzikli bir slayt gibi bir video hazırlamış. Şu an kime teşekkür edeceğim bilmiyorum ancak, mutluluktan uçacağım ! 



!! Son 1 Gün !!

Artık yaptığım çekilişin son 1 günü kaldı. Katılım ve bilgiler için buraya ulaşabilirsiniz; http://iremvekitaplar.blogspot.com.tr/2015/08/ilk-cekilis.html


Gezmek Gerek "Hayvanların İçinde Alem Ve Feyza Anıları"

Aslında o kadar güzel anılarla tatil geçirdim ki, arada sıkılmaya gelmiyorum. Birkaç fotoğraflarım arasında gezip, eğlenceyi ve gözümden akan ufacık bir göz yaşını bile mutluluğa döndürüyorum. Kapyumbağaya melabağa diyiiin !!


Aslında çay bahçesinde 5 tane kaplumbağa gördüm. Bu da elime alabileceğim ve beni en çok mutlu edebilecek kaplumbağaydı. Bu 4. gördüğüm ve sol arkasında kabuğunda kırıklık olanıydı. Yaşlandığı kabuğundan belliydi. Bir sürü rengi bir arada görebilirdiniz.




İrem ki, hayatında kedi sevmeden ördek besleyen kişiyse, kaplumbağayı eline alırken deneme yapan birisiyim. 



Yani elimden bıraktım sonra ot veriyorum başını döndürüyor, naz yapıyor filan tam Darcy hareketleri. Sinir etti beni, ama giderken bile benden kaçmak istediğini belli etmesine gerek yoktu ama dimi ?


Bu daaaaaa, orada sıkılmamamı sağlayan tek kişiydi. Her anıyla gerçek ben ortaya çıkmış zaten. Ancak o kadar güzel bir fotoğraf ki, profil yapınca zorla kaldırtan Berna'ya selam yolluyorum. Feyza ki, yılda 1 görüşüyoruz, olur ki Bayramda gidersek, 9 aya filan düşüyor özlem süresi. Buluştuk mu da, hep sıkıldığım anlarda 'İrem nerde?' sesleriyle geldiğini duydum. Ayrılırken de 'İrem artık sosyal hesaplarını aç da konuşalım, 9 ay görmüyorum özlem de gideremiyorum.' diye kızdı biraz ama böylesi daha iyi... 

Not: Ya Broods'un şu şarkısı çok güzel değil mi ? 

13 Ağustos 2015 Perşembe

Kısıtlanmış Not

Aslında başlığa bakılınca 'not' kelimesi çıkınca böyle bir kitap yazasım geliyor. Çok güzel olurdu ama roman yazmaya karşıyım (Benzetme yaptım) . 


Bir durgunluktur gidiyor bende. Yani hani 'Dur bir içimi açayım şuraya.' deyip yazı yazmaya başlıyorum ama ama nedense duygusallaşıp ağlıyorum. Hani öyle gönülsüz yazıyorum ki artık, o kadar çok düşünüyorum ki bu aralar, sanki her şey sıradan. 

Hani şu an herkes bu yazını okuyacak deseler şu an bloga yazı yazmayı bırakacak kadar iyi hissetmiyorum. Öyle durgunca geçiyor. Bazen çok sıkılıp telefonun sesini kısıyorum, telefonu kenara fırlatıp başka şeylerle uğraşıyorum. 

Öyle durgunluk işte, bazen kısıtlandığımı filan sanıyorum ama pek bir düşünemiyorum. Sadece kışın blog için ayrı bir vakit ayırmaya zamanım olmayacak. Zaten bir ara blog yazmayı bıraktım ve blogger diye arattırdığınızda hemen çıkan sayfanın adresi yoktu. Bu sefer öyle bir giriştim ki, her gün yazı yazdım. Sadece kışın pek yazı yazabileceğimi sanmıyorum. Zaten şu an öyle durgunlukla gidiyor, düşüncelerimin arasında bu kış da vardı. Bu yüzden bunu belirtirken durgunluk ilk amacımdı. Umarım güzel bir sınav dönemi geçer benim için. 



1- Şarkı Esintileri "Waves"

İşte umutla başlanan bir hayat gibi giriş yapıyorum ! Aslında yabancı şarkıların pek anlamlarına bakıp, eleştiren biri değilim ancak böyle en sevdiğim şarkı 'Dalgalar' olunca insan araştırmak, sürekli bir dalgayı anlatmak istiyor. 


Dalgayla ilgili her duyguyu anlattığım bir sürü yazım vardır. Sırf bu şarkı adına yazdığım ve bu şarkı adına ağladığım zamanlar olmuştur. Bazen de Türkçesini söyleyerek kendimi avuturum ve kimse ne demek istediğimi anlamak. Dalga üstüne dalga, duygular çöl oluyor tabii. (Bkz. Şarkı'nın bana çağrıştırdığı cümle.) 

Dalgalı Yazılarıma Ulaşmak İçin: http://iremvekitaplar.blogspot.com.tr/2015/07/istediler.html

Waves - Mr. Probz (Çeviri)

Ben yavaşca uzaklaşıyorum (uzaklaşıyorum) 

Dalga üzerine dalga, dalga üzerine dalga 

Ben yavaşca uzaklaşıyorum (uzaklaşıyorum) 

Sanki boğulduğumu hissediyorum 

Akıntıya karşı çabalıyorum 

Akıntıya karşı çabalıyorum

Şarkıya Ulaşmak İçin: https://www.youtube.com/watch?v=0a5WyAjL1MM


12 Ağustos 2015 Çarşamba

Duygulara Yakarmak

Göz yaşlarım akmaya başladı yavaş yavaş. Ellerimi açtım acıya. Sonra umutla gözlerimi kapattım yavaşça. Avuçlarımı yüzüme gömdüm. Ruhumu da derinlik dolu kısa mutluluklara...


Yavaş yavaş ilerleyen zaman, göz yaşlarımla akıntıya geçmişti. Bıraktım içimdeki duyguları, sadece ağladım. Mutlu olsam da ağlamak istiyordum. Ağlamak kurtuluşumdu belki de, ama düşlerimde kaybolmak için kaçış yolu değildi. Bağırışmaların içindeki sessizlikti benim için ağlamak. Ben de ağlamaya devam ettim. 

Çünkü her şey kısaydı. Her şey zamanla da olsa geçiyordu ya, acı dolu yükselen hıçkırıklarım eşlik etti o son ana... Müzik gibi ritim sağladı nefes alış verişlerime en son. Sakin kalmak için ve hıçkırıklarımda boğulmamak için bir şarkı eşlik etmeye başladı beynimde. Sanki ölüm şarkısı...

Hıçkırıklar müzik gibi eşlik etti ağlayışıma, durup etrafa bakışıma. Sonra ellerimi yüzümden çekip, göz yaşlarıyla kirlenmiş yüzümü sildim. 

Duygular vardı, değişen neydi ? Yıllara +1 zaman eklenince değişen tarzlar da neyin nesiydi ? Duygular ölmüyor, ölümsüzlükle devam eden hayatın maddesi bu işte; duygular. O yandan bu yana vursa da, ders almamı sağlayan ana madde, kabartma tozu o işte. Ne vanilya varsa alıp götürüyor, geriye kabartısını bırakıyor. İyi de olsa kötü de olsa, en iyi gün bugün diyorsun içinden. Duygulara yakarmak değil, adalete yakarmak gerekiyor işte o an... Son anında bile olsan.

11 Ağustos 2015 Salı

22- Filmler'in Esintileri "Paddington"

Youtube'da video video gezerken bir film önerisiyle izlemeye başladığım tatlı çizgi filmlerden bir tane daha !


Evini kaybeden bir ayı, bir ormandan Londra'ya nasıl ulaşabilir ki ? Film bu işte, evinizi kaybedersiniz ve yeni hayatınızı keşfetmeniz uzun sürer. Heyecan, aksiyon, endişe, neşe, mutluluk ve yeni aile sevgisi ile çocuklara göre bir film gerçekten. Bir ayımız olsa da sarılsam demiştim filmde hep.

Oyuncular: Hugh Bonneville
Sally Hawkins
Julie Walters
Jim Broadbent
Peter Capaldi
Nicole Kidman
Ben Whishaw

Kesinlikle önereceğim keyifli bir film. Tam olarak yaz ve kış aylarına uygun. Uykunuz olduğunda izlemeyiniz... 

Not: Ayrıca film adına site açılmış.

 Ulaşmak için; 


Deep Tone Kitapları

Ay özlemle beklediğim Deep 3'lüsü yavrucakları geldi. Galiba Frambuazlı Hayat'ı ilk eline alan benim *.* 




10 Ağustos 2015 Pazartesi

Yardım !

Deneme konusu artık bulamıyorum. Aklıma geleni yazdığım için, şu sıralar sadece blog için yazı yazıyorum. Kitapta bir ilerleme yok ve bir yardım kutsayan el varsa bana uzanırsa sevinirim. İyi günler ...


9 Ağustos 2015 Pazar

21- Filmler'in Esintileri "Paper Towns"

John Green'in gençlik dolu bir filmi daha vizyonda !


Ne zaman karşı evinize taşınan komşunuza karşı bir ilgi duydunuz ? Hem de yıllarca sadece onu sevip, başkalarıyla çıkarken bile aklınızdan geçen başka bir kız ise ? 

Margo ve Q yıllara dayanan o arkadaşlığı çoktan kutubun en derinlerine hapsetmiştir. Ancak Margo'nun yaşadığı ve dışarıdan gözüken mutlu hayatı, onu esir etmiştir. Her zaman kendini eğlenceden ve intikamdan kaçınmayarak başlayan ipuçları Q'yu Margo'yu bulmak üzere yönlendirir. Ancak Q kendi dünyasından çıkıp, her şeyi fark ettiğinde; Kağıttan Kentler'i çoktan bulmuştur.

Oyuncular: Nat Wolff
Cara Delevingne
Halston Sage
Austin Abrams
Justice Smith
Jaz Sinclair

John Green'in Aynı Yıldızın Altında Romanıyla herkes 2012'den 2014'e kadar filminin çıkmasını beklemişti. Ben de gidip intirnet üzerinden izleyebilmiştim. Ancak bu filmde sinemada izleyebildim ve nedense 2. yarıda uyumak daha çok sardı beni. Ancak uyumadan 1 saat 45 dakika geçti. Doğrusu bu filmde ağlanacak bir şey yokken, aklıma takılan bazı anılarla birlikte ağlamak istedim. 

Bir aşk doğuyor ve bu hüzünle ya da başka birinin aşkıyla ya da sevinciyle bitmemesi gerekirken, durumdan çok farklı sonları pek sevmiyorum. Puanım 2/4 maalesef ki, çünkü filmi pek özümseyemedim. 


8 Ağustos 2015 Cumartesi

Aldığım Kitaplar 3

En son ki sipariş ettiğim 12 tane kitabın arasından 4-5 tane kitap kalmıştı ve D&R'da yaşadığım sinir bozukluklarından sonra Doğan Kitap'ın 5 TL ve 9.90'lık indirimiyle 9 tane kitap sipariş  ettim. 2. sinir bozukluğu ise 6'sı Doğan Kitap'tan 3'ü de Deep'in kitapları ancak 6'sı geldi, Deep'in kitapları tedarik sürecinde, hadi hayırlısı...


Hepsini ayrı ayrı sevip de sürekli sarıldığım kitaplarım bugün geldi. Ayrıca sürekli öptüğümde gülen annemle birlikte neşeli neşeli her şey yerindeydi. Geçelim kitaplar hakkında bilgilerime;


1. Kitap: Bir Odadan Bir Odaya - Elif Güney Pütün

Sayfa Sayısı: 171
Baskı Yılı: 2012
Yayınevi: Doğan Kitap

Kendi Yorumum: Bu seferki alışverişimde her kitabı özenle ve kapağına aşık olarak alışveriş yaptım. Kapaktaki çocuk o kadar tatlı ki, ya şu kitaba bak, harika ya deyip durdum. Kapağıyla en çok etkileyen bu kitap galiba...


2. Kitap: Refaktçi - Perihan Mağden

Sayfa Sayısı: 172
Baskı Yılı: 2010
Yayınevi: Doğan Kitap

Kendi Yorumum: Kitabın arka kapağındaki yazıyla oldukça büyülendim. Refakatçi ismiyle de mecazi bir anlam yakaladığını düşünerek yaz ayına uygun bir kitap arıyordum. Umarım güzel bir kitaptır ve beklentilerimi umarım ki karşılar...


3. Kitap: Yaz Yalanları - Bernhard Schlink

Sayfa Sayısı: 236
Baskı Yılı: 2012
Yayınevi: Doğan Kitap

Kendi Yorumum: Kapağıyla da beni bir önceki alışverişimde karşılayan bir kitaptı. Yaz ayına uygun olur diye arka kapağına bile bakmadan sepete attığım ilk kitap oldu galiba.


4. Kitap: Temiz Bir Veda - Lottie Moggach

Sayfa Sayısı: 300
Baskı Yılı: 2014
Yayınevi: Doğan Kitap

Kendi Yorumum: Aslında cinayet görünümlü bir teknolojik ilişki gibi bir kitap. Kapağındaki mouse işaretiyle çok beğenmiştim ve ilgimi çekmişti. Dünya Roman kategorisine giren bir Roman olduğu için Dünya Roman okuma oranımı arttırmaya başlayacağım.


5. Kitap: Golem ve Cin - Helene Wecker 

Sayfa Sayısı: 640
Baskı Yılı: 2014
Yayınevi: Doğan Kitap

Kendi Yorumum: Bu kitabı diğer alışverişimde tam alacakken bu kitabın indirimi bitmiş ve eski fiyatına gelmişti. Almak bu sefere kısmet oldu ve bu kitap hakkında çok yorum okudum ve fikirleri bütünleştirince, OKUMADAN BİLEMEZSİN İrem, yorumu çıktı. Fantastik kategoride 1 tane kitap okudum ve bu kitap da benim için çok sayfalı da olsa, kapağından dolayı katlanabileceğimi anladım...


6. Kitap: Asi Melekler - Danielle Trussoni

Sayfa Sayısı: 428
Baskı Yılı: 2010
Yayınevi: Doğan Kitap

Kendi Yorumum: Korku Gerilim kategorisinde önceden yine bu düşüncelerle kitap almıştım ancak ciltli ve 9.90 olduğunu öğrenince, beğenmezsem çekiliş yaparım diye düşndüm ancak ne Pegasus'un ciltli kitapları ne de hamuru. Hiç alakası yok ve sayfaları çok kalitesiz. Umarım okuyabilirim...

Bu alışverişimin yarısı olduğu için, diğer gelen kitaplar için devamını yazmayacağım. Aldığım Kitaplar 4'de görüşmek üzere ...



7 Ağustos 2015 Cuma

Müzik Hayatım 6

Galiba pek bir şarkı bulma yeteneğim tükendi. Artık şarkıların canını çıkartana kadar (vıccığını çıkartana kadar) dinlediğim için şarkılar benden bıkmış durumda ancak bir haberim var !!


Karmakarışık bir müzik listesiyle yine karşınızdayım. Aslında bu seferki şarkılar hepsi çok karışık. Aynen duygularım gibi bir şarkı listesi ortaya çıkacağından eminim. Çoğu zaman ben ağlarken bile şarkı açarım ve o kadar şarkı var ki, diğer yazılarımda bu şarkıları kullandım mı diye sorup duruyorum her seferinde kendime. Ancak kullansam da sorun olmaz diye düşünerek şarkıları anlatımıma geçiyorum.

Krewella yeni albümle yeniden electro müzikte yeni bombalarıyla gelecek zannederken,youtube de paylaştığı 'Somewhere To Run' dan sonra birkaç hafta önce de bu şarkının klibini yayınladı. Her zamanki Krewella açık saçık klibi hiç değil, bu seferki çok kapalı bile olmuş ancak şarkıda öyle bir etki varki, hep kafamı sallayasım geliyor.

Rihanna da yeni bir şarkıyla Miley gibi tepkiler aldı. Bildiğiniz Rihanna sürtük (?) kızlar gibi bir hava vererek klipte bir bağımlı gibi bir şey içinde. Doğrusu izlerken midem bulanacaktı bu yüzden sadece şarkıyı dinlerken bir şeyler yazdım. Doğrusu yine beğendim...

Eminem'in Sia ile olan o muhteşem düetlerinden bir tanesini daha duydum. Normalde Sia'nın şarkılarını indireyim derken Eminem ile olan en son çıkan şarkısını gördüm. Doğrusu belki daha önceden de çıkmış olabilir ancak yeni gördüm ve pek de dinlyemedim, şarkı olsun da tın tın olsun işte.

Tyga ve Chris ikilisinin düetleri yine beni dağlara yapıştırdı. Bu sefer de bir minik kız gibi gözüken Pia Mia ile Do It Again adlı şarkı ortaya çıkmış.

Ciara I Bet ile büyülemişti beni, bu sefer de Dance Like We're Making Love ile büyüledi. Ne kadar uzun bir şarkı adı. Doğrusu ben Making Love yazar geçerdim.

Nicki'nin saçma sapan gülüşlerini sevmem Anaconda'da ki gibi ancak bu şarkı da güzelmiş deyip, vıccığını çıkartana kadar dinledim bu sefer.

Ed Sheeran klasik müzikleriyle ritmine bayıldığım çok bilinen kişilerden biri. Ancak bu şarkısı ve klibi çok eski de olsa, eskiden Nina ile birlikteyken ki fotoğrafları geçtiği için bu şarkısını çok beğenerek ekledim.

Her zamanki ritim aşkıyla bu sefer bir şarkı keşfettim. Canoga Park !!

Müzik Listesi: Eminem - Beautiful Pain

Not: Fotoğraf Deniz arkadaşıma aittir. Artık arkadaşlarımdan çevre fotoğrafları alıyorum...




!! İlk Çekiliş !!

Merhabaa !! Artık ilk mimi de yayınladım, bir sürü kez çekiliş yapmak hakkında düşündüm ve blogumla alakasız da olsa bir saç şekillendirici bakım kremi çekilişi yapmaya karar verdim.


İLK OLARAK ÖNEMLİ BİR ŞEY SÖYLEMEK İSTİYORUM, TEK ŞART YORUM YAPMANIZ ANCAK UNUTMAYIN Kİ, KARGO FİYATI ALICI KİŞİYE AİT OLACAK. BUNU GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURARAK ÇEKİLİŞE KATILINIZ...

Çekilişe katılım bugün itibariyle başlıyor, 16 Ağustos Saat 13.00'da bitecek. 17 Ağustos'da kazanan kişi açıklanacak. Herkes şimdiden başarılar, iyi günler :))




6 Ağustos 2015 Perşembe

20- Filmler'in Esintileri "Inside Out"

Animasyon filmler o kadar çocukça ki, şimdi bu film türüne çizgi film diyesim gelmiyor. Ancak eğlence ve hüzün veren ve ağlatan bir animasyon filmi hiç izlememiştim. Duyguları özünden etkileyen ve duyguları anlatan gerçekçi bir film sanki...


2014 yapımı ve hala vizyonda olan bir film olduğunu hiç anlamamıştım aslında. Filmin kapağını aradığımda zaten çoktan filmi internet üzerinden izlemiş de olsa içimde bir suçluluk duygusu belirmedi aslında. Zaten sinemaya bunun için gitmeliyim diyeceğim bir film değildi, çünkü evde internet üzerinden de izledim.

Riley ve duygular dünyanın merkezinden yaşayan neşe, sinir, tiksinti, üzüntü ve telaşın yer aldığı dünyada her şey yerli yerindeydi. Ta ki Riley ve ailesi başka bir şehire taşınana ve Riley'nin duygu dünyasında yaşanan hüzünle birlikte, her şey daha kötü olmuştu. Ama geri dönüş, kaçınılmazdı.

Seslendirenler: Amy Poehler - Aysun Topar
Phyllis Smith - Gupse Özay 
Richard Kind - Engin Alkan
Diane Lane - Özden Ayyıldız
Bill Hader - Murat Şen
Mindy Kaling - Suzan Acun
Lewis Black - Ercan Demirel 
Kaitlyn Dias - Mısra Balkan 
Kyle MacLachlan - Ali Ekber Diribaş

Genel olarak değerlendirmek gerekirse, oldukça güzel bir animasyon ders verici bir film gibi sanki. O yüzden her yaşa uygun bir film diyebilirim. Kesinlikle öneriyorum...

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Yaz Ayı'nın Keşifleri "Dondurmalı helva ve Makarna Yolcusu"

İzmir ve Aydın'da yaptığımız keyifli bir tatilden sonra dönüş yolumuzda Denizli-Antalya arasında Denizli'nin meşhur bir dondurmalı helvası vardır. Biz de bildiğimizden şaşmayarak 2. olarak da olsa yine geldik bir AVM önüne. 


Aslında amacımız bir helva yemek ve damağımızda kalacak tatlı tadını vermekken aç bir haldeyken, tatlı yemek güzel olmayacaktı. Ben çok acıkmıştım ve Hacı Şerif'in çaprazında Selva makarna tanıtım aracı vardı. Kokular beni oraya çekti elbette. Açlıktan karnım ağrıyor ya. 


Daha önce hiç böyle bir sos görmedim ve makarnaya da yakıştırmadım diyebilirim. Gerçekten her çatalda gözlerimi kapatıp yavaş yavaş yiyordum. Sonra dayanamayıp 1'er tane daha alınca yolculukta ilk önce makarna yiyip, sonra da tatlımızı keyifle yedik. Özellikle Denizli'den geçerken bile kuruyemişçilere rastlamak mümkün ve her geçen gün daha da pahalanıyor kuruyemişler. Almadan geçerseniz, yolculuğunuz tatsız tuzsuz olabilir. Keyiflendirmek için bir Denizli şehrine uğrayın derim.

İyi tatiller  !! 


4 Ağustos 2015 Salı

Blogger Life Mim'i

Bloggerlarla ilgili daha önce böyle bir mim görmemiştim ve az önce mim paylaşmama rağmen hemen yayınlamak istediğim bir mim çıktı. Kendisi bir travell blogger ve blog dünyasından ilk tanıştığım (ilk mesaj attığım) kişi. Tuğba Abla beni ilk kendi mimine mimlemiş. Kendisine sevgilerimi ve teşekkürlerimi ileterek neşeyle mime bağlıyorum.


1-  Blogger denilince aklınıza gelen 3 şey nedir ?

Ya öyle bir şey ki, ilk yaptığım mimde bile herkesin kitap okuyup, müzik delisi olduğunu düşünerek sorular sormuştum ve galiba blogger denilince de kitap, müzik ve moda geliyor.

2- Kişisel blogları mı, yoksa gezi, güzellik, moda bloglarını mı tercih ediyorsunuz ?

Bence kişisel bloglar daha gerçek ve güzel oluyor. Yani kendinden bir parça bir blog oluyor, bir kişinin yansıması gibi ve bence bu da çok güzel. Bu yüzden kişisel blogları daha çok tercih ediyorum. 

3- Blogger olmanızda etkili olan en önemli şey nedir ?

3. sınıftan beri şiir yazıp, fikirlerimi düşünceler aktarmak için yazmayı seçtim ve bu da blogger olmamda en çok etkili olan şeydi. Hem de canım sıkıldığında bir anda duygusuzca açmam çok ilginç geliyor. Ancak yazılarımı insanlara sunup, onlardan iyi ya da kötü fikir alabiliyorsam ve bunlardan bir şey öğreniyorsam, bu gelişmemde daha çok etkili olur.

4- Örnek aldığınız bir bloggerlar var mı ? 

Aslında varla yok arası gibi bir cevap verebilirim ancak var. Blogggerlar mı yoksa blogger mı bilemiyorum. DeepTone beni yazmaya daha çok teşfik etmişti ve ayrıca yazılarıyla beni her defasında güldüren Syrakusa BB'yi örnek almaya çalışıyorum.

5-  Şu anki mesleğin nedir veya hangi mesleği seçeceksin ?

Gelecekte sakin ve sabırlı biri olabilirsem, psikolog olmayı çok isterim. Herkes bana doktor ol doktor ol dediği için (doktor ol demeyen anneanneniz yoksa) psikolog olmayı düşünmeye başladım.

6- En sevdiğin blogger arkadaşlarını yazmanı istiyorum desem ?

Deep gerçekten çok iyi arkadaş :) Sadece blogger değil, yan yanayken bile sevdiğim Zahide oluyor :)

10 kişi hmm. Kimi seçsem, kimleri elesem. (Gözlerini ovuşturup, gözlük takar ve yazılarını okumaya başlar) 


Ayrıca en az 10 kişiyi mimlemeniz gerektiğini unutmayın, iyi eğlenceleeeeer :))

Saçmamaçsız Mim'i

Galiba ilk defa farklı bir kişi tarafından mimlenmenin sevincini yaşıyorum. Buradan Paul Muad-Dib'ya teşekkürlerimi iletiyorum ve başından beri bu mimi duyar duymaz okuyamadığım için gülerek mime başlıyorum.


1- Odanızda veya evinizde orada olduğunu bir nesne bulun. Bu nesne ile bir anınız var mı ?

Yani çekmecemde bir kağıt vardı. Hatta 2 tane ve bu kağıtlarda çok garip bir şey var. Bir kanıt gibi bir şey galiba, 

1. kağıt ilk okul yıllarından sevdiğim Murathan'ın yazdığı şarkılar var ve kağıt kendisinin. Yazısını hiç bilmiyordum ve yerde bu kağıdı görünce alıp sakladığımı biliyorum. En güzel ve en gülümseten bir anılardan biridir galiba. En sonunda da 'Nasıl kandırdım sizi :D' yazıyor ve her okuduğumda aklıma geldiğinde gülerim. Ancak Murathan çocukluk aşkı gibi bir şey ve komik.

2. ise ilk çıktığım sevgilimle ilgili. Boyu, yaşı, doğduğu gün, burcu, sevdiği ve okuduğu kitap türleri yazıyor. Doğrusu bu beni daha çok sinir etse de saklamam bana garip geliyor. 

3. olarak da bir şey var aslında, masamın üstünde bir yerlerde bir kutu vardı ve önemli anıları saklarken onu kullanırken şimdi her senenin kutusu var ve bundan uzunca asla bahsedemem.

2- Aklınıza gelen soğuk bir espriyi yazın. Eğer aklınıza gelmiyorsa 2-3 kelime saçmalayın. 

İrem'in sana selamı var
Hangi İrem ?
Bilmİrem.

3- Yine aklınıza gelen biri ya da nesnenin adı ile akrostij yazın ama yazdığınız akrostij az ya da çok o şey veya kişi ile ilgili olsun.

Kavgalarda hemen kaçtım ya,
İnsanlığa sığındım her zamanda,
Takıldım durdum kelimelerde,
Aklımda sürekli okumak varken,
Peşimden bırakmadı düşünceler...

4- Seni kim mimlediyse,  şimdi onun blogunu -sitesini- açıyorsun ve onun bu soruya verdiği cevaptan ilginç bir kelime seçiyorsun . Ve döngünün devam etmesi için yine ilginç uzun ve saçma bir cümle kuruyorsun . Lütfen ben bir kuş gördüm .Yada bizim evde oyuncak ayı var gibi cümleler olmasın olabildiğince uzun ve saçma cümleler olsun . Hadi saçmalama potansiyeliniz görelim :D

"Duygularımda boğulmuştum ya hayatımda, sıcaktandı biliyorum. Nietzsche düşünmeye başladım. Bacağımdaki ağrıyı sıcağa bağladım. Belki diz kapağıma kitap kokusu enjekte etseydim, başımın ağrısı da düzelirdi. Kitap özünden bir söz buldum hemen. Diz kapağıma okumaya başladım. Ağrım geçmişti."

Cidden son verdiğim cevapta çok güldüm. Bilmiyorum öyle garip hissediyorum ki, gergin hissediyorum şu an. Sonra bu kısmı düzenlerim ben ya...



3 Ağustos 2015 Pazartesi

19- Filmler'in Esintileri "Before We Go"

En son romantik kategoride izlediğim filmde bile yarım bıraktıysam, bunda neden bırakmadım dedirtti gerçekten. Çünkü en sonunda ağladım ağlayacağım, bir iki damlayla kendimi tutabildim. Ancak bir oy vermek gerekirse çok da kilitlenip, izleyebileceğiniz bir film değil.


Ne kadar filmin kapağını bulamayıp, en kalitesiz bir fotoğraf koysam da film kapağıyla beni büyüledi. Aslında amacım sıkılmamak için bir film açıp izlemekti ve ağlamak istemiyordum. Ama bende öyle bir duygu var ki (SADECE ÇOK SULUGÖZÜM) duramayıp filmin sonunda rastegele seçtiğim bir filmde de ağladım.

Bir çanta ne kadar çok hayatı etkileyebilir ? Her şeyi yeniden fark edip, karar vermenizi sağlayan sadece bir tren istasyonu karşılaşması, neden bir günde yine aynı yerde sulu gözlerle ayrılmanızı sağlar ? Sadece sıradan bir çanta bu kadar değersizken, değerli olan şeyleri nasıl anlatabilir ? 

Oyuncular: Chris Evans
Alice Eve
Emma Fitzpatrick 
Daniel Spink
Mark Kassen

Doğrusu eğer konular bu kadar uzayıp gitmeseydi, daha güzel ve ilgi çekici olurdu. Çünkü filmi izlerken sürekli bir şeylerle ilgilenip, durdurup bir şeyler yapıp geri döndüm ama daha çok sıkılmamı sağladı bu. Ama not alsaydı 2/4 ancak verebilirdim ancak bir anlam çıkartmaya çalıştığım ve aklıma bir yazı konusu getirdiği için 3/4 veriyorum...